Türk devleti örgütledi, Koalisyon göz yumdu

Dosya Haberleri —

20 Şubat 2022 Pazar - 19:00

Nubar Ozanyan Ermeni Taburu

Nubar Ozanyan Ermeni Taburu

Nubar Ozanyan Ermeni Taburu komutanlarından Mardik Sason, DAİŞ’in Hesekê saldırısını Türk devletinin teknik, askeri ve lojistik desteği olmadan gerçekleştiremeyeceğini belirtti. 

  • Cezaevinin taşınması gündemdeydi, yeni bir cezaevi yapılıyordu. Saldırının zamanlaması da manidar. Çünkü taşınmadan üç gün önce saldırdı çeteler. Aslında DAİŞ’in planlaması daha uzun süreliydi. Ama “cezaevinin taşınacağı” yönünde haber ulaşınca saldırıyı erkene aldılar.
  • Türk devleti esas örgütleyiciydi ama aynı zamanda Suriye devletinin de rolü var. Hatta bu konuda istihbarata sahip olup paylaşmayan Koalisyon’un; Amerika, Fransa ve İngiltere’nin büyük payı var. Bu saldırıların hiçbiri Amerika’dan, İngiltere’den, Fransa’dan habersiz değildi. 

VEDAT YELER

Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye'deki kazanımlara yönelik hazımsızlığı her açıklamalarında kendini gösterdiği gibi DAİŞ'e bel bağlayarak bölgeye yönelik saldırıları da sürüyor. DAİŞ'in, 20 Ocak’ta Hesekê'de 5 bin DAİŞ’linin tutulduğu Sinaa Cezaevi'ne yönelik geniş kapsamlı bir saldırı gerçekleştirmesinin arka planından da Türk devleti çıktı. Tutuklu DAİŞ’lilerin isyan girişimine paralel olarak başlayan bu saldırılar, Türkiye ve ona bağlı grupların Zirgan, Til Temir ve Eyn Îsa hattındaki saldırılarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti. Türkiye tarafından gelen gruplarda DAİŞ'lilerin de yer aldığı belirtilen saldırılar, “DAİŞ yeniden canlanıyor mu?” sorusu etrafında bir dizi sorunu da gündeme taşıdı.

26 Ocak tarihinde Sinaa Cezaevi'ni kontrol altına aldığını açıklayan Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) DAİŞ’e dönük operasyonları hala devam ediyor ve QSD, uluslararası kamuoyuna DAİŞ’in yeniden canlanlandırılma çabası karşısında acil önlem çağrıları yapıyor. Söz konusu saldırıyı ve arka planını Nubar Ozanyan Ermeni Taburu komutanlarından Mardik Sason ile konuştuk.

Hesekê ve Sinaa Cezaevi operasyonlarına katılma sürecinizi aktarabilir misiniz? Bu süreci tabur açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

QSD bileşeni olan Nubar Ozanyan Taburumuz, kurulduğundan beri aktif olarak Rojava’daki tüm görevlerde yer almaya çalışıyor. QSD’den bize bildirilen tüm görevlerde yer alıyoruz. Şu anda Tabur, cephe hattında hem nokta tutuyor hem de farklı faaliyetlerde bulunuyor, çalışmalar yürütüyor. Yani askeri anlamda aktif haldeyiz. Özellikle Türk devletinin işgal ettiği bölgelerde Türk devleti ile karşı karşıya konumlanmalarımız var. Bu da tarihsel anlamda bir ironi taşıyor. Türk devletinin tekrar işgal ettiği Suriye-Rojava topraklarında ön hatlarda Ermeniler var yine. 

Saldırıların başlamasıyla birlikte bizim bulunduğumuz cephe hattında da olağanüstü bir durum vardı. Çünkü bizim bulunduğumuz hat üzerinde DAİŞ’in, Türk devletinin örgütleyip Rojava içerisine gönderdiği çetelerin güzergâhı, patlayıcı ya da silahların güzergahı var. Burada bir noktamız - hâkimiyetimiz var. Bu alanda görev aldık. Bununla yetinmedik tabi… Saldırının üçüncü gününden sonra biz de cezaevi tarafına değil ama Xiwêran Mahallesi’ndeki operasyonlara katıldık. Buradaki operasyonlar biraz farklı idi. Sonuçta karşımızdaki düşman gerçekliği DAİŞ, uzun zamandır onunla bir savaş pratiğimiz var. Bundan dolayı çetelerin hem savaş zekasını hem de pratiklerini tanıyoruz. 

Özellikle Xiwêran Mahallesi bir de El Zuhûr Mahallesi cezaevinden kaçmaya çalışanların sığındığı yerler oldu. DAİŞ planladığı gibi Hesekê’yi ele geçirmek noktasında başarılı olamadı. Çünkü saldırının başlamasıyla birlikte hem cezaevinin etrafı hem de etrafındaki mahalleler çembere alındı. Böylece DAİŞ’in dışarı çıkması engellendi. Bu nedenle çatışmalar sadece Hesekê’de ve bu iki mahallede sınırlı kaldı. Çatışmaların en yoğun olduğu yerler Xiwêran Mahallesi, bir de cezaevinin tam karşısında olan El Zuhûr Mahallesi oldu.

Bizim zaten DAİŞ’e karşı savaşta belli bir pratiğimiz olduğu için hareket tarzımız da bunun üzerinden şekillendi. Bunun aynı zamanda Taburun savaş pratiğine de olumlu etkileri oldu. Çünkü her yeni savaş, her yeni çatışma aynı zamanda pratik olarak önüne yeni görevler koyuyor herkesin. Bizim açımızdan da böyle oldu. Özellikle Xiwêran’da süren çatışmalar, operasyonlar Tabura askeri olarak artılar kazandırdı.

 

“Tarihsel anlamda bir ironi taşıyor” dediniz. Bunu biraz açabilir misiniz?

Yani tuttuğumuz hat üzerinde karşımızdaki güçlerin büyük bir kısmı Türk askeri, onların karakolları ve üsleri bulunmakta. Açıkçası Türk devleti nereye giderse gitsin Ermenilerden kaçamaz. Mutlaka bir şekilde karşısına çıkmış oluyoruz.  “Ermeni sorunu bitmiştir” diyenler var ya da Talat Paşa’nın “Ancak çölde yaşayabilirler” diye bir sözü var. Ama Ermenileri sürdükleri çöllerde yine Ermenilerle savaşmak zorundalar. Soykırım zamanında Serêkaniye’de bilindiği kadarıyla 60 bin Ermeni soykırıma uğruyor. Serêkaniye’deki savaş sürecinde yine bizimle savaştılar. Yani bugün tuttuğumuz bu cephelerde soykırımın izleri var. 

 

Bazı kesimler “güvenlik ve istihbarat zafiyeti” olarak gündeme getirdi. Sizce de öyle mi?

Hayır. Bu süreçte istihbarat noktasında bazı belirtiler vardı. Sürekli bir tehdit var zaten, cezaevine yönelik de vardı. Bu nedenle cezaevinin taşınması gündemde idi, yeni bir cezaevi yapılıyordu. Saldırının zamanlaması da manidar. Çünkü taşınmadan üç gün önce saldırdı çeteler. Aslında DAİŞ’in planlaması daha uzun süreliydi. Ama “cezaevinin taşınacağı” yönünde haber ulaşınca saldırıyı erkene almış oldular. Ayrıca Koalisyonun Özerk Yönetime verdiği bazı sözler vardı. İngilizlerin de… Yeni bir cezaevi yapma yönünde. Tabi verdikleri sözü tutmadılar. Zaten hem hapishane koşulları hem de bulunduğu alan kendi başına bir zafiyet, sorun yaratıyor. Özerk Yönetim kendi imkânlarıyla yeni bir cezaevi yaptı. Tam bitirdi, taşımaya başlayacakken bu saldırı oldu. 

Peki ya Koalisyon'un rolü…

Zaten koalisyonun verdiği ama tutmadığı sözlerin kendi içinde ayrıca tartışılması gerekir. Tüm bu açılardan bu saldırı, şok olmadı aslında. DAİŞ’in bu şekilde mahallelerde örgütlenmiş olması bizi şaşırtmadı. Beklediğimiz şeylerdir bunlar. Bununla beraber hepimizin bildiği gibi şu an Rojava’nın Kuzey bölgesinde yani Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Sipî’de Türk devletinin işgali var. Türk devleti buraları işgal etti ve buralarda kendisini çeteler üzerinden yeniden örgütlüyor. Yani bu saldırıları Türk devletinden bağımsız ele alamayız. Bu yanlış olur. Burada, sahada yani Rojava’da gördüğümüz bir sürü pratik var. Özellikle bizim bulunduğumuz hat üzerinde, Serêkaniyê ve Girê Sipî’de (Tel Abyad) Rojava’ya, içeriye mayın gönderme, patlayıcı gönderme, silah-cephane gönderme ya da DAİŞ’lileri içeri sokma noktasında Türk devleti muazzam bir çalışma yürütüyor MİT eliyle. Tabi bunların bir kısmı deşifre oldu, yakalandı. Ama yakalanmayanlar da var. 

Rojava’da özellikle DAİŞ eliyle yürütülen saldırıların ya da diğer çeteler eliyle yürütülen saldırıların en büyük örgütleyicisi, en büyük destekçi ve planlayıcısı Türk devletidir. Zaten Hesekê saldırısının esas planlayıcısı da MİT’tir. Çünkü bu saldırılar tek başına, Türk devletinin teknik ve cephane-lojistik desteği olmadan DAİŞ’in yapabileceği saldırılar değil.