Unutulmaya karşı imgeler

Kadın Haberleri —

29 Ocak 2021 Cuma - 23:00

  • Sivas, NSU ve Hanau katliamlarında yaşamını yitirenleri de resmeden genç sanatçı Elif Küçük, “Çizerken, katledilenlerin yüzlerini dikkatle inceleyerek yeni bir yas biçimi öğrendim. Bu acı, günlerce peşimi bırakmadı” diyor. 

DÎLAN KARACADAĞ

Genç Kürt sanatçı Elif Küçük’ün eserleri, özellikle anma ve önemli olayların yıldönümlerinde karşıma çıkıyordu. Ağırlıklı olarak Kürt ve kadın temalı çizimleri sosyal medyada çok ilgi görüyordu. Başarılı sanatçının Kürt diasporası dışında pek tanınmaması şaşırtıcı geliyordu bana. Çünkü Elif Küçük’ün çizdiği tutsak HDP'li vekiller, kadın savaşçılara dair görsel üretimler ilgi çekiyordu. Kadın dayanışması söz konusu olduğunda illüstrasyonlarında birçok farklı kesimden kadına yer veriyordu. Genç sanatçı, aynı zamanda Sivas Katliamı ve Almanya’da gerçekleşen NSU ve Hanau katliamlarında katledilenleri de çizmişti. Küçük, “Çizerken, katledilenlerin yüzlerini dikkatle inceleyerek yeni bir yas biçimi öğrendim. Bu acı, günlerce peşimi bırakmadı” diyor. Çalışmalarının Kürdistan’a ses olduğunu düşündüğüm Küçük ile sanatı ve yurtsever duruşu hakkında konuştum.

Sanatını icra ederken nelerden ilham alıyorsun?

Hassasiyet, dayanışma ve direniş ilkelerinden besleniyorum. Benim için bunlar, çoğunlukla arkadaşlıklarda bulunur. Seçtiğimiz aileler olarak nitelendirdiğimiz arkadaşlık ilişkilerinden doğan hikayeler, beni çocukluğumdan beri derinden etkilemiştir. Örneğin bir animasyon dizisi olan “Sailor Moon, bu konuda üzerimde çok etkili olmuştur. Dizide genç kadınlar birbirleri için savaşıyor. ‘Aşk ve adalet’ mücadelelerinde birbirleri için ölümü dahi göze almaları, üzerimde kalıcı bir etki yarattı. Kürt Özgürlük Hareketinin bu radikal özverisi ve bağlılığı, bir gelenek haline gelen “hevaltî” anlayışının bana çok önceden hissettirdiğini düşünüyorum. Bu bir tesadüf olamazdı. Dolayısıyla arkadaşlık motifi, icra ettiğim sanatın merkezindedir ve benim için belirleyici olandır.

 

 

Siyah kadınların beyaz toplumun güzellik ideallerini eleştirdiği bir kısa filmle ‘Beyaz’ın güzellik ideallerini’eleştirdin. Konuyu ele alma fikri nasıl oluştu?

Çalıştığım online dergi ze.tt’nin haber merkezinde arka arkaya oturduğum iş arkadaşım Poliana Baumgarten ile türlü türlü konular hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Söz konusu güzellik kavramlarının özellikle ırkçılığa maruz kalan insanlarda hangi travma ve yaraları tetikleyebileceğini konuştuk. Bizim için ilk etapta önemli olan şiddetin tarihidir. Özellikle siyah kadınların, saçları gibi bazı bedensel özelliklerinden ötürü maruz kaldıkları ırkçılığa dikkat çekmek bizim için öncelikli önem taşıyordu. Zararsız olarak anlaşılan güzellik standartları, uzun süredir devam eden şiddet tarihinin sonucudur. Aynı zamanda sömürgeci, ırkçı ve kadın düşmanı ideolojilerin ve hegemonyanın sonucudur. Bu nedenle, filmimizden bir alıntı yapacak olursam, "saç asla sadece saç değildir" diyorum. 

Bunun için nasıl bir araştırma yolu izledin?

Siyah kadınların direniş biçimleri, özellikle siyah bedenin ne zaman özgür olabileceği sorusuyla ilgilendik. Kendi kendilerini ne şekilde güçlendirdiklerini araştırdık.

  • Benim için anti-faşizm yerli halkların, kadınların, engellilerin, trans ve queerlerin (kuir/LGBTIQ-bireylerinin), ırkçılığa maruz kalanların ve yoksul çalışanların özgürlük mücadeleleriyle radikal bir dayanışma anlamına geliyor. Çalışmalarım da bu siyasi pratiğimin bir parçası.

İcra ettiğin sanatı bir siyasi duruşla tarif etsen bu ne şekilde olurdu?

Kürt ve Alevi bir kadın olarak anti-faşist direniş benim için varoluşsal bir zorunluluktur. Dolayısıyla hayatımın her alanında yer alıyor. Benim için anti-faşizm yerli halkların, kadınların, engellilerin, LGBTIQ bireylerinin, ırkçılığa maruz kalanların ve yoksul çalışanların özgürlük mücadeleleriyle radikal bir dayanışma anlamına geliyor. Bu yüzden çalışmalarımı, siyasi pratiğimin bir parçası olarak görüyorum.