Yasaklardan yasak beğenmek…

Kültür/Sanat Haberleri —

19 Mayıs 2022 Perşembe - 20:00

Nudem Durak

Nudem Durak

  • Nudem Durak’a gitarını hediye edip açıktan desteğini sunan Pink Floyd’un Roger Waters’ı kadar dik duramayan bir aydın kesimiyle başımız dertte. Buradan çıkışın tek yolu, 90’ların tercih edilmiş cehaletine sığınmadan, gölgeye kaçmadan, çalıyı dolaşmadan, üzerimize doğru hücum eden faşist akıma göğüs gerebilmek…

2015 yılından beri cezaevinde bulunan, zehirli guatr teşhisi konulduğu için artık şarkı söyleyememekten korkan Kürt sanatçı Nûdem Durak’a ithafen…

BİLGE AKSU

Eş dost meclisinde konu 90’lara gelince sessizleşenlerdenseniz belki aynı dili konuşuyoruzdur. Malum, Türkiye’nin 80’lerde doğan kuşağı bu hususta esasen birlik olmuş görünür. Tüm dünyanın 70’ler ve 80’lerde yaşadığı hızlı değişim çağının ve TV’nin etkisi bu coğrafyaya 90’larda erişebildi. Yeni nesil bir pop kültürü, magazin, yeni ilişki biçimleri, yeni ünlü simalar derken koca bir dekatı ayrıntısıyla hatırlayanlar tanıyorum. Türkiye’nin ‘batı’ tarafında pop ikonlarının posterleri, tasolar, cipsler, kışkırtıcı şarkılar eşliğinde büyümüş çocuklar, yıllar geçince bunu nostaljik bir hissiyat peşinde koşarken hatırlayıp durdu.

Şahsen ben de o çocuklardanım. Lakin biz büyük ihtimalle yoksul bir sınıfa mensup olmanın etkisiyle, pespembe tablolar çizemesek dahi ucundan kıyısından ilişip bazen tutunduk bu nostaljiye. Ama daha çok, yirmili yaşların başında politik kimlikler edinmeye başladığımızda ortaya çıktı bahsettiğim bu sessizleşme. Çünkü bir coğrafyanın ‘batı’ kıyısı rengarenk TV ikonlarıyla neşeli bir çocukluk geçiredursun, öbür kıyıda neler olup bittiğini bize kimse öğretmemişti. Kendi çabamızla, merakımızla ve en mühimi, ‘batılı olmayan arkadaşlarımız’ sayesinde gerçeklere vakıf olmuştuk. 

Sömürgeci zihnin

Kürt Özgürlük Hareketinin en mühim çabası, bu tehlikeli dönemde asimilasyona son derece açık olan Kürt çocuklarını avucunda tutmak olmuştu. Onlar bir şekilde bu karanlık dönemi atlatıp üniversitelerde boy göstermeye başladığında Türkiye henüz yasaklar dönemini geride bırakmış değildi. 2000’lerin ortasında AKP hükümetinin büyük bir iftiharla ortaya attığı kardeşlik söylemleriyle bezenmiş özgürleşme hareketi emekleme dönemindeydi. TRT Kurdi yayına yeni giriyor, kelli felli bakanlar ellerinde mikrofonlarla, ne sentaksına ne telaffuzuna eğildikleri özenti beylik ifadelerle, Kürtçe adlı bir dilin varlığını duyurmaya çabalıyordu. Söz konusu devlet yöneticileri, sömürgeci zihnin rahatlığıyla, o kültürde neye denk düştüğünü ya da hangi çağrışımları ortaya çıkardığını merak etmeme lüksleriyle, yarım yamalak yürütülen ve tavandan tabana hareketli, tuhaf bir özgürleşme festivalinin sunucuları gibiydi. Fakat TV’ler böyle görünedursun, arka planda süregelen yasaklar ve baskılar hız kesmeden devam ediyordu. Mahkemelerde tanık ifadesi olarak kabul edilmeyen Kürtçe, İbrahim Tatlıses’in mikrofonunda ağlamaklı ve acıklı bir havaya bürünüveriyordu. Bakur’da ilkokulun 3-4 yılı boyunca telaffuzu dahi yasaklanan ve Kürt çocuklarının eğitime birkaç sıfır geride başlamasına yol açan bu yasaklı dil, Şivan Perver’in mikrofonunda Erdoğan ailesini hüzün dolu bir mutluluğa sürüklüyordu. 

Politik bilinç böyle durumlarda hayat kurtarıcı olabiliyor. Bu her yanından tuhaflık sarkan özgürleşme festivaline kendini kaptırmamak da politik bilinçle mümkündü. Nitekim bu sahne şovu uzun sürmedi. Kürt hareketinin görünürlüğünü iyiden iyiye artırıp toplumun her kesiminden destek görmeye başlamasıyla, ağa zihniyetli Türkiye Devleti ‘sunduğu’ bütün imkanları bir bir geri almaya başladı.

Rejim çember daraltıyor

Bugünün bilançosuna bakarsak, tutsak yazarların, gazetecilerin, politikacıların ve sanatçıların büyük kısmı Kürtlerden oluşuyor. Hali hazırda sürdürülen bu baskı politikasında geçtiğimiz hafta yeni bir evreye girdik gibi görünüyor. Aynur Doğan gibi, Metin-Kemal Kahraman gibi toplum tarafından iyice benimsenmiş sanatçıların etkinliklerine art arda yasaklar geldi. Amed Şehir Tiyatrosu’nun Don Kixot oyunu da aynı yasaklardan nasibini aldı. Elbette bu kervana dahil olan başka unsurlar da var. Erdoğan rejimi, önümüzdeki yıl gerçekleşmesi beklenen seçimlerde tek atımlık kurşunlarının olduğunu bildiğinden, bilinçli bir çember daraltma yoluna gidiyor. Eskişehir’de festival yasaklanıyor, pandemi bahanesiyle getirilen gece müzik yasağı 01.00’e uzatılarak belli ki alay ediliyor, ön plana çıkan kadın figürlerin kıyafetleri yüksek perdeden hedef gösteriliyor, belediyelerin düzenlediği graffiti-poster etkinliklerine karşı çıkılıyor, bir K-POP grubunun konser haberi sosyal medyada linç ediliyor…

Dik duramayan aydınlar

İşte o politik bilincin hayat kurtardığı dönemlerden birindeyiz esasen. Yazının girişinde bahsettiğim 90’ların zihnen bölünmüş coğrafyası, topyekûn bir saldırı karşısında yine bölünmeye meylediyor gibi. Böylesi bir dönemde gençlik festivalini korumak tarihi bir sorumluluğa dönüşürken, ‘uzaklardan’ gelen sesler için aynı telaşa düşülmüyor. Aynur’u, Metin-Kemal’i ve onun gibi hiç olmazsa medyada görünürlüğü olan kişileri belirli bir çembere alan ve koruma refleksi gösteren bir yaklaşım mevcut. Ama örneğin daha yenice haberi düşen Bitlis Eren Üniversitesi’nin bahar şenliğinden çıkardığı Stêrka Karwan gibi genç gruplar ya da senelerdir cezaevinde bulunan ve hakkında ‘batılı’ birçok tanınmış müzisyenin destek açıklamasında bulunduğu Nudem Durak için bu kıpırtıyı göremiyoruz.

Nudem Durak’a gitarını hediye edip açıktan desteğini sunan Pink Floyd’un Roger Waters’ı kadar dik duramayan bir aydın kesimiyle başımız dertte. Buradan çıkışın tek yolu, 90’ların tercih edilmiş cehaletine sığınmadan, gölgeye kaçmadan, çalıyı dolaşmadan, üzerimize doğru hücum eden faşist akıma göğüs gerebilmek… Onu başarabilirsek bu kez, belki de Nudem’le Waters’ı aynı sahnede izlemeyi de hak edeceğiz. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.