’Yeni Anayasa’ değil faşizmin hilelerine karşı hazırlıklı olalım

Forum Haberleri —

8 Şubat 2021 Pazartesi - 23:00

  • Bugün AKP-MHP- Ergenekon faşizmine karşı, kendine insanım diyen bir bireyden tutalım irili ufaklı bütün gurup, örgüt, parti ve hareketlerin birleşmesi, örgütlenmesi ve mücadele yoldaşlığını gerçekleştirmesi zorunlu hale gelmiştir.

ŞİAR ATAKAN

Osmanlı’da oyun çoktur sözlerine uyan, onun devamcısı faşist TC’de de türlü düzenbazlıklar bitmek bilmiyor. Ne zaman sıkışsa ve krize girse, hile ve entrikaların dozu arttırılmaktadır. Önce devlet, hemen akabinde ise buna bir ulus ihtiyacından ötürü faşist Türk ulus devletinin ilk anayasasından bugüne yalan ve demagojiler eşliliğindeki argümanları hep, ezilen ve sömürülen milyonları kandırmak ve kendi egemenlik çıkarlarını korumak içindir. Daha TC’nin kuruluş sürecinde Kürtlere sözde özerklik vaat edilip çok geçmeden 1924 anayasasında "herkesin bir tek hakkı vardır, o da Türk’e hizmet etme hakkı" diyerek aynı faşist kafadan çıkan politikalar, asla unutulmamalıdır.

Devletin egemenlik odakları, sürekli kendini yeniden yapılandırmak için hile ve entrikadan hiç vazgeçmemiştir. Faşist Kemal’in tek parti diktatörlüğü dönemi ve bugünlere kadar sonrası gelişmeler böyle değil miydi? Bu gömlek devlete dar geliyor denilerek cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi de böyle hayata geçirilmedi mi? TC’nin faşist AKP’li cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi de ilk sürecinden bu yana böyle değil miydi? Söz de 12 Eylül faşist anayasasından bir an evvel kurtulmamız gerek diyerek yakın tarihde yine 12 Eylül günü esaslı bir değişiklik yapmadan cilalayıp hayata geçirende aynı faşist kafanın ürünleri değil miydi? İçerisinden geçtiğimiz süreçte faşist AKP-MHP hükümeti ve iktidarı köşeye sıkışmış durumda ve ciddi krizler yaşamaktadır. Ankara’ya kadar azimle yürüyen maden işçileri, üniversitelerine kayyım atanmasına karşı Boğaziçi öğrencileriyle başlayıp yayılan kitle direnişleri ve eylemleri, Birleşik Devrimci Güçlerin kuruluş deklarasyon açıklaması eylemi ve yaşananlar, egemenlik sisteminin çelişki ve krizlerine karşı, demokratik ve özerk anayasanın da nasıl elde edilebileceği ve nasıl olması gerektiğine de önemli içerikleri dolduracak zeminler sunmaktadır. 

Yeni sürecin önemi

Özellikle Boğaziçi öğrenci eylemleriyle birlikte faşizmin gözaltı ve tutuklama operasyonları, baskı ve zulümleri karşısında başta İstanbul olmak üzere Türkiye ve Kürdistan’dan Avrupa ve dünyanın değişik coğrafyalarındaki tepkiler ve eylemler ile yeni bir sürece doğru girdiğimizin de önemli somut gelişmeleri olmuştur. Bundandır ki aralarında eleştirel teori profesörü feminist düşünür Judith Butler, profesör ve düşünür Noam Chomsky’nin de yer aldığı 3317 akademisyen, yazar ve düşünür, Boğaziçi öğrencileriyle dayanışma metni yayınlamıştır. Metinde üniversite eylemlerinde uygulanan polis şiddeti kınanırken, üniversite özerkliği savunulmuş, kayyım rektör istifaya davet edilmiş ve tutuklu öğrencilerin acilen bırakılması talep edilmiştir. Aynı şekilde Kayseri-Develi’den Ankara’ya yürüyen madencilerin bütün açıklamalarını "aşağı bakmayacağız" mesajıyla bitirmesi, Nakliyat-İş, Tek Gıda-İş, ODTÜ’lü akademisyenler, İstanbul, Van, Hatay, İzmir, Adana ve daha birçok alanda destek ve dayanışma mesajları ve eylemler zinciri, Boğaziçi direnişi ve mücadelesinin, başlangıcıyla kıyaslanamayacak bir ilerleme ve gelişme kaydederek, daha geniş ve güçlü bir etki yarattığını göstermektedir. Bu yönüyle zindanlarda, faşist tecride karşı açlık grevleriyle direnişe de güçlü bir moral ve ivme katmaktadır. Faşizmin bir korkusu da, işte bu yayılarak sarıp sarmalayan birleşik direniş ve mücadele anlayışı ve çizgisi gerçekliğidir.    

Belli ki, faşist Erdoğan-Bahçeli’nin AKP-MHP’si çok sıkışmış. En ufak demokratik bir protesto, direniş ve eylemden öcü gibi korkmaktadır. Adeta ödleri kopmaktadır. Biliyorlar ki en ufak bir kıvılcım, bütün kentleri tutuşturacağı gibi faşist saray ve saltanatlarını da yıkacaktır. Bunun için Boğaziçi öğrencilerine "oradaki öğrencilerin bir olayı olarak tanımlamak mümkün değil, yürekleri yetse cumhurbaşkanı istifa etsin diyecekler", "teröristler", Kadıköy’deki Birleşik Devrimci Güçlerin eylemine ise "dağdan beslenenlerin Kadıköy’de yapmış olduğu çağrı ve gösteriler", "bu işi başaramayacaklar, bu işi bir daha Gezi olaylarıyla aynı yere getiremeyecekler", "bu ara malum Türkiye’nin, yepyeni bir anayasaya ihtiyacı var" diyerek, kamuoyuna yönelik algı operasyonlarındaki ısrarı devam ettirmektedirler. Bu arada LGBTİQ+ öğrenciler özellikle faşizm tarafından hedef gösterilerek erkek şovenisti egemen toplumsal hassasiyetler üzerinden, faşist saldırıların yolları da döşenmek istenmiştir. Aynı şekilde İslam dini inancı temelli toplumsal gerici hassasiyetler de kaşınarak provokasyonda derinleşme hedeflenmiştir. Bütün bu hile ve provokasyonlara karşı kararlı ve militan öğrenci kitleler uyanık davranarak oyunlara gelmemiş, direniş ve eylemlerine devam etmişlerdir. 

Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz…

Eylemleri gerçek amacı ve odağından kaydırma ve provokasyonlar ile hedef gösterme politikalarına karşı, kirli oyunları boşa çıkardıkları gibi kitle muhalefeti de geriye düşmemiş, daha da etkili ve sarsıcı hale gelmiştir. 5 Şubat’ta Boğaziçili yüzlerce akademisyen, öğrencilerinde katılımıyla "Bugün de bu meydanda görüldüğü gibi yüzlerce hoca olarak atanmış rektörün istifasını talep ediyoruz. Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz, aşağıya bakmıyoruz" diyerek protestolarını sürdürmüştür. Yine 6 Şubat itibariyle Boğaziçi öğrencilerin, faşist Erdoğan’a açık mektupla "Bugüne kadar bizimle TÜRGEV aracılığıyla el altından görüşmeler talep ettiniz. Şimdide bizimle basın aracılığıyla tartışmaya çalışıyorsunuz. Biz aracıları sevmiyoruz, doğrudan ve herkese açık bir şekilde konuşmayı tercih ediyoruz. Umarız sizde böyle devam edersiniz. Siz padişah değilsiniz biz de tebaanız değiliz" diyerek ilk süreçten bu yana kararlı çizgilerini sürdürdüklerini görüyoruz.

Somalı yiğit madencilerin Ankara yürüyüşü ve mücadelesinde öne çıkan "Devlet bunu yapanlardan hesap sorsun gücü yetiyorsa! Bir tane kıçı kırık patrondan hesap sormayı beceremeyen devlet gücünü bizde sınayacak öyle mi? Öyle mi alay komutanı? Buradayız biz! Yıllarca arkadaşımızın bedeninden parçalar kopartıldı o madende, parçalar! Şimdi bize güç göstereceksiniz ve biz bu güçten korkacağız öyle mi? Vallahi de korkmuyoruz, billahi de korkmuyoruz sizden" kararlığıyla donanarak mücadele yürüyüşünü sürdürmeliyiz. Boğaziçi öğrencilerinin "yuh yuh", "baş eğmiyoruz", "Melih baksana, kaç kişiyiz saysana" vb özgünlükler ve militanlıkları eşliğinde mücadele yürüyüşünü sürdürmeliyiz. Faşizm, kitlelerin özgürlük haykırışları karşısında, korkusunun yanında onca manevralarına rağmen tel tel dökülmekte ve daha fazla aciz hale gelmektedir. Öyle ki onca yalan ve demagoji, provokasyon ve manipülasyonlar ile manevra üstüne manevralarına karşı, bir türlü kitle muhalefetini dize getirememektedir. Geriletemediği gibi hemen her direniş ve mücadele, başlangıç dozajlarını aşan bir düzeye doğru gelişmektedir.

Elbette direniş ve mücadelelerin gelişmesi ve yükselmesinde, Türkiye ve Kürdistan genelinde artan faşist baskı ve şiddet, zulüm ve sömürü politikalarının, faşist Türk devleti ile bütün ezilen ve sömürülen halklar arasındaki makasın daha fazla açılması ya da daha da derinleşen uçurumun sonuçları olarak da anlamalıyız. Bütün bunlar AKP-MHP hükümeti özelinde, genel olarak faşizme karşı birleşme birleşik örgütlenme- birleşik mücadele- birleşik devrim ve birleşik zaferi, daha fazla zorunlu kılmaktadır.     

Çeteler ve yeni anayasa aldatmacası

Eğer faşist AKP-MHP egemen kliği öğrencilere "terörist" diyorsa, bunun mahiyetini yeterince anlamalı ve bundan korkmak bir yana, gurur duymalıyız. Esas terörist ve korkakların, halka terörist diyen faşizmin sıkışmışlığı ve krizindendir ki, etrafına gemi azıya almış vaziyette saldırmaktadır. AKP-MHP faşizminin yeni anayasa aldatmacasıyla manevralarına ve CHP ve İYİP’nin sahte muhalif politikalarına karşı uyanık olmalıyız. Öğrenciler, işçi ve emekçiler, kadınlar, LGBTİQ+lar, Kürtler, azınlık milliyetler ve ezilen inançlar, aydınlar, demokratlar ve devrimcilere uygulanan onca zulüm ve sömürü politikalarına rağmen Kılıçdaroğlu, esas olarak bunlardan bahsetmemektedir. Aksine "Karşımızda kontrolünü kaybetmiş bir iktidar var. Gerginlikten besleniyor. Bizler aklıselim olmak ve sağduyulu hareket etmek zorundayız. İktidarın değirmenine su taşımamak zorundayız" diyerek faşist devletinin bekası için kitleleri pasif ve sistem içerisinde tutmanın derdine düştüğünü görüyoruz. Aynı paralelde CHP İstanbul İl başkanı C. Kaftancıoğlu’da "cumhurbaşkanına istifa çağrısı yapmayacağız, çünkü o seçilmiştir" diyerek, aslında sistem sınırlarını açık ediyordu. Bir kurt işareti, bir zafer işareti yapıp duran Kılıçdaroğlu’nun "gençler evine dönmeli" söylemi de kendisine biçilen rolün bir gereği olarak kavranmalıdır.

Bütün bunlara rağmen halbuki böyle bir süreçte AKP-MHP faşist rejimi, kendini daha fazla organize ettiği gibi, daha fazla pervasızlaştı. Hakim sınıflara mensup kliklerin müzmin muhalefetinin, tali ve pasif aktivitelerinin arkasına takılı kalmadan, halk kitleleri ve çeşitli ilerici kesimlerin ekonomik, demokratik, özgürlükçü, akademik vd hak alma, direniş ve mücadeleleri içerisinde yer almalıyız. AKP-MHP faşizmi ve düzen partileri CHP ve İYİP’in hali hazırdaki eylemsizliğe çağrı niteliğindeki gerici ve pasif politikalarına karşı, kabaran ve hakim sınıfa mensup muhalif klikleri de aşarak tepeleyen militan kitle muhalefeti içerisinde bulunmalıyız. Faşizmi gerçekten yıkacak, halk kitlelerinin eylem seferberliği fırtınasında yerimizi alarak, halk ile birleşmek, birleşik devrim mücadelesi temelinde örgütlenmek ve gücümüzü göstermek zorundayız.

AKP-MHP- Ergenekon- BBP ve çeteler koalisyonunun yeni anayasa aldatmacası, desteğini kaybettikleri toplumu, bir kere daha oyuna getirip tuzağa düşürmek içindir. Mevcut süreçte anayasa, reform, AB ile uyumluluk gibi kamuoyuna yapılan faşist algı operasyonlarına kanmamalıyız. Amaçları o kadar açık ki. Kaybedecekleri kesine yakın olan seçimler karşısında, seçim yasasını değiştirmek, faşist rejimi pekiştirmek istemektedirler. Yeni bir anayasa tartışması karşısında, Boğaziçi ve Kadıköy’deki direniş ve mücadele ile anayasanın belli başlı içeriğinin şimdiden yazılmaya başlandığını da vurgulamak isteriz. Demokratik ve özgür bir halk anayasasının, Türkiye ve Kürdistan’ın her bir parçasında, sıcak direniş ve mücadele mevzilerinde yazılmakta olduğunu baştan belirtirsek yerinde olur.     

Örgütlenelim ve zaferi kazanalım

Birleşik mücadele güçlerinin daha kapsayıcı ve daha somut olarak güncel ve özgün direniş ve mücadele araçları ve yöntemlerine ihtiyacı vardır. Bu noktada yakın tarihimizdeki Gezi- Haziran ayaklanması ve 6- 8 Ekim serhildanı ile direniş ve mücadele özgünlüklerinin öğretici tecrübeleri büyük ve gerçekçi bir zenginlik içermektedir. Yaratıcı mücadele ve eylemlerimizle ancak daha geniş kitleler ve halkın şu veya bu düzeyde örgütlü kesimleriyle birleşeceğiz. Faşizme karşı birleşmek ve örgütlenmek için bu görev kesinlikle yerine getirilmelidir. Bugün AKP-MHP- Ergenekon faşizmine karşı, kendine insanım diyen bir bireyden tutalım irili ufaklı bütün gurup, örgüt, parti ve hareketlerin birleşmesi, örgütlenmesi ve mücadele yoldaşlığını gerçekleştirmesi zorunlu hale gelmiştir. Bu temelde süreç, aynı zamanda önemli ayrışma ve netleşmelerin de yaşandığı anlara tanıklık etmektedir. Faşizmi yenmek için halkların birleşik demokratik ve devrimci hareketi seferberliğiyle güçlerini birleştirmeyen, örgütlenmeyen ve mücadele etmeyenleri, hangi gerekçeyle olursa olsun, niyetlerimizden bağımsız olarak tarih, affetmeyecektir. Tarihimizin olumsuz öğretmenleri olarak tarihe geçmek istenmiyorsa, AKP-MHP- Ergenekon faşizmine karşı aynı siperlerde birleşmek, örgütlenmek, mücadele etmek ve kazanmak zorundayız. Parçalı ve dağınıklık değil, birleşik ve bütünlüklü mücadelenin, nelere kadir olduğuna, tarihimiz tanıktır. Bir kere vurgulamak isteriz ki, faşizme karşı silahlı silahsız, illegal legal her türlü direniş, mücadele ve isyan meşrudur ve ertelenemez bir görevdir.    

Faşist iktidar koalisyonu, “Artık yeter, edî bes e" diyerek ayağa kalkan halk güçlerine karşı, gemi azıya almış vaziyette topyekûn saldırmaktadır. AKP-MHP- Ergenekon faşist hükümeti- iktidarına karşı, halkların topyekûn direniş ve mücadele azmiyle mutlaka ama mutlaka kazanacağız. Faşizm yenilecek, birleşik ve örgütlü devrimci demokratik halk güçleri, özgürlüğü kendi elleriyle kazanacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.