Zap’ta bir kuyu

Kültür/Sanat Haberleri —

Halil Uysal

Halil Uysal

  • Yürüdüğüm her patikayla arkadaş oldum. Geçerken bir gün dönüp geleceğime, onu tekrar göreceğime dair söz verdim.  Yürürken, geçtiğim vadilerle, ulaştığım zirvelerle hep konuştum. Onlar da benimle konuştular. Arkadaş olduk.

HALİL UYSAL

Akarsular, kayalar, uçurumlar bana hep bir şeyler anlattılar. Yürüdüğüm her patikayla arkadaş oldum. Geçerken bir gün dönüp geleceğime, onu tekrar göreceğime dair söz verdim. Gölgesinde oturduğum ağaç gölgelerini unutmadığımı onlara duyurmak isterdim. Yürürken, geçtiğim vadilerle, ulaştığım zirvelerle hep konuştum. Onlar da benimle konuştular. Arkadaş olduk.

Onların cansız olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. Hala da düşünmüyorum. Benim için her nesnenin bir yaşamı vardır ve ben her biriyle bir insanla ilişkilenir gibi ilişkilenirim. Bu benim çocukluğumdan beri süregelen bir alışkanlığımdır. Gördüğüm, dokunduğum her şeyde, bir yaşamın gizli olduğuna inanırım.

İster canlı ister cansız olsun her nesne doğar, büyür ve ölür. Yaşamımıza bir şekliyle girer ve çıkarlar. Bizlerle ilişkilenirler. Biz onlara kullanılacak şeyler olarak bakarız. Onları hiç önemsemeyiz. Bazen onların yaşamlarımıza girişlerini ve çıkışlarını hiç hissetmeyiz. Yaşamlarımızdan hiç olmamışlar gibi gelip geçerler. Yaşamımızdan o kadar çok şey gelip geçer ki, biz bunların çok azını farkederiz.

Oysa her nesnenin bir yaşamı ve kendine ait bir dili vardır. En azından ben öyle düşünüyorum. Nesnelerin o gizemli dilini yakalamaya ve konuşmaya çalışıyorum.

Çocukken, herkesin cansız bir eşya gözüyle baktığı şeyler benim için canlı varlıklardı. Onlardan sesler duyardım. Bana bir şeyler söylediklerini hissederdim. Kalemlerim, defterlerim, giysilerim bana bir şeyler anlatırlardı. Şuan o günkü sözlerin hiç birini hatırlamıyorum. Ama o sözleri duyuyordum. Sadece bana ait olan şeyler değil, bahçemizdeki dut ağacı, kitap dolabım, okuldaki sıram benimle konuşurdu. Bazen ben de onlara bir şeyler söylerdim. Çoğu kez arkadaşlarım benim bu konuşmalarımı duyar, kendi kendime konuştuğumu sanırdı. Oysa ben kimseye açıklamadığım, benim için özel olduğuna inandığım o cansız varlıklarla konuşurdum. Bunu kimseye söylemez, bu arkadaşlıklarımın insanlara açıkladığım an sona ereceğini düşünürdüm. Cansız varlıklarla olan arkadaşlıklarımı yıllar yılı bir sır gibi sakladım.

 

 

Her patikayla arkadaş oldum

Onlar benim gözümde canlıydılar. Onlardan sesler duyuyordum. Bir gömleği çıkarıp atmak bana her zaman acımasızlık gibi gelir. Belirli bir zamanı benimle paylaşan o nesneyi çöp sepetine bırakmak, sadece eskidiği için onu terk etmek, bana göre haksızlık etmekti. İnsanlar tüm eşyaları, eskiseler, kullanılamaz hale gelseler bile atmamalıdırlar. Oysa yaşamlarımızdan eskidiği için o kadar çok şeyi atıyoruz ki... nesneleri, insanları, ilişkileri eskidiği için bir çırpıda çöp sepetine bırakıveriyoruz. Oysa yaşamımızdaki hiçbir şey geride kalmamalı. Her şey bizimle birlikte yürümeli. Öyle bir yer olmalı ki, her şey sonsuza dek tüm canlılığı ile kalabilmeli. Öyle bir ilişki biçimi kurulmalı ki, birbirini eskitmemeli...

Çocukluğumda yaşadığım nesnelerle olan bu ilişkilerim dağlarda da sürdü. Akarsular, kayalar, uçurumlar bana hep bir şeyler anlattılar. Yürüdüğüm her patikayla arkadaş oldum. Geçerken bir gün dönüp geleceğime onu tekrar göreceğime dair söz verdim. Gölgesinde oturduğum ağaç gölgelerini unutmadığımı onlara duyurmak isterdim. Yürürken, geçtiğim vadilerle, ulaştığım zirvelerle hep konuştum. Onlar da benimle konuştular. Arkadaş olduk. Ve ben ister canlı olsun, ister olmasın tüm arkadaşlıklarımı beraberimde ilk anki canlılığı ile taşımaya çalıştım.