Öcalan ile Eylül 1998’de Şam’da 

Dosya Haberleri —

13 Kasım 2020 Cuma - 23:00

  • Öcalan ilk topu atarak oyunu başlattı ama hemen ardından heyet başkanımız Ramo‘nun yanına geçip oturdu. Hayatım boyunca oynadığım en iyi voleybol oyunuydu. İki takımdan hangisinin sayı aldığı pek de önemli değildi. Her atışta hangi takım olursa olsun, Apo ve bizi izleyen gerillalar alkışlarla eğlendiklerini ifade ediyorlardı.

ALFİO NICOTRA*

"PKK karargahına giden yolda araba tekerleklerinin çakıl ve toprak sesi gıcırtısı arasında ilerlerken kırsal bir alanda kayboluyor yol. Omuzlarında kalaşnikof bulunan üniformalı kadınlar tarafından yönetilen büyük bir binanın kapısının bizi içeri almak için açıldığı güzel bir Eylül gecesi. Büyük bir nezaket ve sıcak tokalaşmalarla bizi karşılıyorlar. Çevremizdeki kadın ve erkek savaşçıların gülümsemeleri bizi sakinleştiriyor… Ve beyaz bir masanın önüne oturuyoruz. Abdullah Öcalan, kapıdan giriveriyor, üzerinde sivil kıyafetler ve siyah kalın  bıyığının altındaki geniş bir gülümseme ile. Ve kendiliğinden gelen bir sarılma…" 
(Liberazione gazetesi, 17 Eylül 1998)

Böyle başlamıştım Liberazione gazetesindeki Yeniden Yapılanma Komünist Partisi (PRC) milletvekilleri Ramon Mantovani ve Walter De Cesaris ile oluşan heyetimizin Başkan Apo ile yaptığı görüşme üzerine verdiğim röportajıma. Eylül 1998'in ikinci haftasındaydık. O zaman Ankara rejiminin “baş düşmanı” ile görüşmenin Ortadoğu'da yapıldığını gerçeğini söyleyememiştim ama bugün "Suriye Kürdistanında yapıldı" diyebilirim.
Abdullah Öcalan Suriye topraklarında kalırsa Türkiye Şam'a baskı uygulayacak ve bu vesileyle Suriye'yi işgal etme girişiminde bulunacaktı. PKK liderinin barış çağrısını başlatabileceği güvenli bir yer arayışı başlamıştı. Onu önce Moskova'ya, sonra Roma'ya, ardından tekrar Moskova'ya götürecek; sonunda da Kenya Nairobi'de Türk gizli servisi tarafından yasadışı bir şekilde kaçırılacağı yola çıkmıştı.
Biz PRC olarak onu İtalya'yı terk etmekten her şekilde caydırmaya çalıştık. Çünkü İtalya'da kalması, Başbakan Massimo D’Alema'nın “yoldan çekilmesi” yönündeki baskıların güç kazanması ve -o haftalarda Türkiye'de alevlenen çılgın basın kampanyasına rağmen- Kürt sorununu Avrupa Birliği’nin kalbinde açık tutmak anlamına geliyordu.

Kim bilir belki kendisine kollarını açarak karşılayan İtalyan halkına duyduğu saygıdan ya da başka kaynaklardan İtalya'yı terk etmesi yönünde aldığı tavsiyeden dolayı Öcalan, ayrılma kararı verdi. 
Liberazione gazetesindeki makalede PKK Başkanı ile üç saatlik görüşmede beni en çok neyin etkilediğini anlatmıştım. İtalyan komünistlerinin tarihinin de ötesinde Antonio Gramsci ve fikirleri hakkındaki bilgisi beni çok etkilemişti. PKK Başkanı, Türkiye'de de İtalyan gladyosuna benzer bir gladyonun faaliyet gösterdiğini söyleyerek iki ülke arasında benzerlik kurmuştu. Ben 17 Eylül 1998’de şöyle yazmıştım: "Aynı gladyo İtalya'da resmen dağıldı ama Türkiye'de hala NATO'nun gizli boşluklarından dolayı yaşayabiliyor. Bu, Kürdistan'da ölüm ve yıkım uygulayan, Türkiye'de de her türlü demokratik alanı boğan baskıcı bir ahtapotun beynidir. Türk demokrasisinin en hayati kısmı hapishanelerde çürürken, kriminal güçleri ise açıkça devletin tepesinde gizleniyor. Bu, binlerce Kürdü evlerini terk etmeye zorlayan, yaşayabilmek için gemilerle kıyılarımıza gelmeye zorlayan bir terör." Bu sözler 22 yıl önce değil de bugün yazılmış gibi görünüyor, değil mi? Şunu söylemeliyim ki Ankara’daki Atatürk’ün takipçileri ile Tayyip Erdoğan’ın partisi farklı olsalar da sonuçta Kürt kimliğinin yok edilmesi konusunda aynılar. 
Toplantımızın çoğu, o zamanlar PRC olarak neoliberal küreselleşmeye karşı direnişi örgütlememizin mümkün olduğunu ve Avrupa’nın rolünü tartışmakla geçti. Öcalan, "Bugünün Avrupası, tarihsel Avrupa'yı reddediyor" demişti. İsrail ile Türkiye arasında, Ortadoğu bölgesini istikrarsızlaştırmaya yönelik tehlikeli askeri ittifak karşısında Avrupa’nın sessiz kalmasından, ABD’nin Basra Körfezi'ndeki askeri varlığının da kronikleştiğinden bahsetmişti. 
Bize PKK'nin yıllar içinde çok değiştiğinden bahsetti. Doğa ile farklı bir ilişki ihtiyacından ve devrimci rolünden bahsetti. Kurtuluşun da kadının öncülük etmesinden geçtiğini dile getirdi ve ulaşılan siyasi bilinç düzeyini anlamak için savaşçılarıyla bunu konuşmamızı söyledi.
İtalyan tarihçi yazar Laura Schrader de "Kürdistan Yangınları" adındaki kitabının kapağına dağdaki dört PKK'linin resmini koymuştu. Kürdistan ve Avrupa'nın her yerinden gelen akademideki kız ve erkek çocukları, bu fotoğraftaki yüzlere bakıyorlardı. Tercümanımız Mahir, bu kitap kapağındaki fotoğrafın neden bu kadar ilginç olduğunu açıklamıştı bize: "Soldaki kişi iki yıl önce çatışmada şehit düştü. Diğeri bu yılın başlarında Diyarbakır'ın kuzeyinde hayatını kaybetti. En sağdaki de Kuzey Irak sınırında çıkan çatışmada şehit düştü. Ortadaki ise Roma'da tanıştığımız Faruk, yaşayan tek kişi, şu an bir Fransız hapishanesinde tutuklu" demiş ve eklemişti: "Savaş kesinlikle üzücü bir şey. Ancak soykırım karşısında direnmek zorunda kalanlar için kendilerini insan olarak tanımlamaya devam etmek için bir zorunluluk haline geliyor." 

Alfio Nicotra (soldan sağa A.Nicotra, W.DeCesaris, A.Öcalan, R.Mantovani), Öcalan’la Şam’da…

 

Öcalan’ın kendini ifade ederkenki sakinliği ve karizması ile tansiyonu düşüren gülümseme yeteneği dikkatimi çekmişti.
Avlunun ortasında bir voleybol filesi asılıydı. Zeytin renkli tişörtleriyle erkek ve kadınlar paslaşarak oynuyorlardı. Öcalan bize onlarla oynamak isteyip istemediğimizi sordu. Hemen kabul ettik. Bir takımda Walter, diğer takımda ben. Gece boyunca rahatsızlığından dolayı ağrı kesici kullanan Ramon, oynayamayacağını belirterek voleybol sahasının ortasında yan tarafa geçti. Öcalan ilk topu atarak oyunu başlattı ama hemen ardından heyet başkanımız Ramo‘nun yanına geçip oturdu. Hayatım boyunca oynadığım en iyi voleybol oyunuydu. İki takımdan hangisinin sayı aldığı pek de önemli değildi. Her atışta hangi takım olursa olsun, Apo ve bizi izleyen gerillalar alkışlarla eğlendiklerini ifade ediyorlardı.
Kazanılacak oyun aslında Suriye çölünün muhteşem yıldızlı gökyüzünün altında kardeşçe, sevinçle kucaklayıp güldüğümüz oyun değildi. Gerçek oyun o zaman da barış idi, şimdi de barıştır. Barışı önlemek için Öcalan kaçırıldı ve İmralı ada hapishanesinde tecride alındı. Ancak onun düşüncelerini, zihnini, yazılarını -ki uluslararası solunkilerinden daha derin ve kapsamlılığın temsilidir- hapsetmeyi başaramadılar. 
Tokalaşarak selamlaşmış ve ayrılmıştık.
Walter ve Ramon, Roma'daki sürgün günlerinde onu birkaç kez görebildiler. Aynı dönemlerde Komutan Marcos ve Zapatistaları takip etmek için Chiapas'ta olduğumdan dolayı o zaman görme onuruna ulaşamadım.
Kürt halkının haklı davası kalbime ve zihnime kazınmış durumda. Bu haklı dava, mücadele eden halklar kendi topraklarında demokrasi ve barış içinde özgürce yaşama hakkını kazanıncaya dek yürüyüşümde bana güç vererek eşlik edecek.
Öcalan'ın serbest bırakılması, bir adalet eylemi olmasının dışında, gerçek barış görüşmelerinin başlamasına fırsat verecek ve Türkiye'nin hızlıca antidemokratik sürüklenmeden çıkmasına yardımcı olacaktır.  
Avrupa bu kadar dar görüşlü olmasaydı ve gerçekten geleceğini düşünmüş olsaydı, Ankara'ya Başkan Öcalan'ın derhal serbest bırakılmasını, Türkiye Kürdistanındaki kuşatmanın sona ermesini ve tüm siyasi tutuklularının serbest bırakılmasını dayatması gerekirdi.

* Alfio Nicotra, profesyonel gazeteci, Öcalan’a Özgürlük Kampanyasını destekleyen sivil toplum örgütü "Un Ponte Per"in eş başkanı. Her zaman sivil hareketler içinde yer aldı. Eski Yugoslavya ve Basra Körfezi'ndeki savaşa karşı seferberliğin başrol oyuncuları arasındaydı. Alternatif savunma modelleri uzmanı, 2001'de G8'e karşı seferberlik sırasında Cenova Sosyal Forumunun sözcülerindendi. Floransa'daki Avrupa Sosyal Forumunun destekçileri arasındaki Nicotra, Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu ile Meksika hükümeti arasındaki barış görüşmelerini takip etti. Barışa olan bağlılığını her zaman gazetecilik mesleğiyle birleştirdi ve bu da onu sık sık çatışma yerlerine götürdü. 1998 yılında Öcalan'la Şam'da görüşmeye giden PRC heyetinde yer aldı. 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.