12 Eylül kimin önünü açtı?

Ava Neşe KALP yazdı —

15 Eylül 2020 Salı - 22:35

  • Psikolojide yansıtma, kişinin kendi kusurlarını başkalarında görme davranışıdır. Büyük prompter düşünürü Erdoğan, “12 Eylül, solu, PKK’nın önünü açmak için tasfiye etti” cümlesi ile yansıtmaya çok güzel bir örnek vermiş oldu.

Üstelik bunu zincirleme işlenen suçların ifşa edildiği bir mekânda, yani Yassıada’da yapıyor. Hatırlayalım Yassıada’ya giden süreç de bir askeri darbe ile başlar. İki bakan ve Başbakan’ın idam edilmesi süreci genel olarak içerideki olaylara dayandırılmaya çalışılır. Bunlardan biri de İstanbul Pogromu’dur. 6-7 Eylül olaylarının, genelde Türkiye’nin, özelde de İstanbul’un ticari belkemiği olan, sayıları sadece İstanbul’da 100 binlerin üzerinde olan Rum, Ermeni ve Yahudi’nin bütün mal varlıklarını gasp ederek, sınır dışına çıkarmak için özel hazırlanmış bir devlet organizasyonudur. Dönemin iktidarı olarak uygulayıcısı Menderes ve ekibidir. Ancak bunun, her zaman olduğu gibi kişisel tasarruf görünümü altında yapılan ve aslında kişisel olmayan bir Türk devlet geleneği uygulaması olduğu unutulmamalıdır. Bu türden suçlar ancak lazım olduklarında, yani ilgili kişi[ler]nin bertaraf edilmesi gerektiği durumlarda üzeri hafiften açılır, hiçbir zaman derinlemesine üzerine gidilmez, işleri bittiğinde derhal kapatılır. İlgili kişiler tekrar mağdur ve kahraman ilan edilir. İşte Menderesler için Yassıada yargılamaları ve anmaları budur.

DP’nin çıkışı aslında tam bir sol söylemle başlıyor. Celal Bayar ilk çıkışı sol ile yapar. Ancak tıpkı her fani Türk siyasi partisinde olduğu gibi, iktidara gelince tüm demokrat ve ilerici yanlarını törpülemesi karşılığında ancak kapılar kendilerine açılır. Bu aşamadan sonra, tüm ülke önlerine serilen Ali Baba ve Kırk Haramilerin hazinesidir artık. Ye kürküm ye. Kraldan krallıktır konum... Yavaş yavaş, azar azar çalmalar daha sonra gittikçe artar. Bir gün, tam önemli bir parça daha çalmak üzereyken kapı kapanır, hırsızlıkları yüzüne vurulur, aldıkları ellerinden alınır. Tabi iç tarafta. Ceza, “esas sahipler”in tüm isteklerini yerine getirmektir. İşte DP ve sonrasında AKP’ye olan budur. Bununla kıstırılamayanlar, örneğin Ecevit gibiler de zehirlenerek öldürülür. Devleti ele geçiren Ergenekon’da örgütlenen özel Arnavut ve Kafkas ekibi, işte bu tezgâhın asıl sahipleridir ve onların da dayandıkları başka sahipler vardır.

Dolayısıyla Menderes, içeride işlediği suçlar nedeniyle asılmadı, ABD’ye kafa tuttuğu için asıldı. Asılan üç kişi, Ankara-Sovyet yakınlaşmasının aktörleri. Mesele ise Menderes ekibinin bir kalkınma planı hamlesi var. Önce ABD ve Batı’ya başvuruyorlar, nedense “plan çok güzel ama finanse edemeyeceğiz” yanıtını alıyorlar, henüz bilmediğimiz nedenlerle. Oysa ki aynı Menderes kayıtsız şartsız Kore savaşına binlerce asker yollayarak, NATO’ya girmeyi başarmış biri. Dolayısıyla kalkınma planının finanse edilmemesi enteresan. Öyle ki, o dönemde Türkiye’ye vaat edilen krediler ve fonlar aktarılmıyor. Durum kritiktir.

Bunun üzerine DP, Batı’nın o dönem düşmanı ve korktukları ülke olan Sovyetler’e başvurur. Stalin sonrası Kruşçev dönemi. Üstelik Sovyetler aniden Boğazlar üzerindeki iddialarından da vazgeçmiştir (Putin’in geldiği gelenek). 11 Nisan 1960 tarihinde Moskova ve Ankara arasında karşılıklı görüşmeler yapılması kararlaştırılıyor. 12 Temmuz 1960’ta ilk ziyaret Menderes’in Moskova’ya gidişi, arkasından da Kruşçev’in Ankara ziyareti hemen planlanıyor. Tabi bu asla gerçekleşmiyor.

Bu planlamayı duyan İnönü, “çok tehlikeli işler yapıyorlar” diye tecrübesini konuşturuyor yine. Devlet bürokrasisinde ve uluslararası politikada henüz tecrübesiz ve “cahil cesaretine” sahip olmayı anlatan bir cümle sanki. Sonuç 27 Mayıs 1960 darbesi ve üç idam… İdam cezası verilenlere bakıldığında, ABD’ye kafa tutan başbakan, Sovyetlerle ilişki kuran Dışişleri Bakanı ve finansman desteği için de Maliye Bakanı, mesaj gayet net duruyor.

Bu arada darbenin bildirisini bugün Erdoğan’ın iktidar ortağı olan MHP’nin kurucusu Türkeş’in okuduğunu da not edelim. Bu darbeden sonra bloke edilen tüm krediler akmaya başlar. Karşılıksız değildir elbette…

27 Mayıs 1960’ın nurtopu gibi kardeşi 12 Eylül’de de, aynı “bizim çocuklar” hikayesi devam etmektedir. Yalnız 12 Eylül askeri darbesinin nedeni bir üst basamak: Türkiye’de neo-libaral politikaların önünde engel olan sol ve sendikal örgütlenmenin bertaraf edilmesi. Bunu sürekli kılmak ve sosyalist fikirlerin yayılmasını önlemek için Sovyetlerin etrafında planlanan yeşil kuşağın Türkiye ayağıdır hamle. Yani bugün Erdoğan’ın temsil ettiği, en elverişli kuşatma olan siyasal İslam’ın Anadolu’daki doğuşu… 12 Eylül Anadolu’da selefiliğin/Müslüman Kardeşler ideolojisinin inşasının temel atma törenidir. Önü açılsın diye tüm sol ve sosyalist emek hareketinin ezildiği, Erdoğan iktidarının doğum tarihidir. İşte yansıtma budur…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.