2020'nin en iyileri

Kadın Haberleri —

8 Ocak 2021 Cuma - 23:00

  • Evlenmeden, aileye bağlanmadan birlikte mücadele etme, dayanışma ve yaşamı paylaşma konularının kadınlar için sadece gençlikte var olan meseleler olmadığını düşündürmesi, bence Nomadland filminin en dokunaklı yanlarından.

NİLGÜN YELPAZE

Herkesin hakkında söyleyecek çok şeyi olan 2020 yılını arkamızda bıraktık ve 2021’in ilk yazısıyla yine Mor Kamera’dayız. Bu vesileyle dünyanın en bilinen ve en çok takip edilen eleştirmen ve film siteleri ile basın organlarının hazırladığı 2020’nin En İyi Filmleri listelerine bir göz atmakta fayda var derken bir de ne görelim? Neredeyse her listede ilk üçte, birçoğunda ise birinci olan filmimiz: Never Rarely Sometimes Always… İki genç kızın kürtaj yolculuğunun anlatıldığı film. 
Mor Kamera okuyucuları olarak yılın en iyi filmini çoktan incelemiş olmanın gururuyla ikinci iyi habere geçebiliriz. 2020 ile ilgili her şey kötü olamaz ya! Bu da yine neredeyse bütün listelerde ilk üçte veya en azından ilk onda bulunan üç filmin, üçünün de kadın yönetmenler tarafından yapılmış olması. Bu platformlardan bazıları; Rotten Tomaotes, Sight and Sound, IndieWire gibi siteler ve Independent veya Time gibi gazeteler. Her listenin ortaklaştığı üç kadın yönetmenin üç filmi ise, bahsettiğimiz gibi Eliza Hittman’ın Never Rarely Sometimes Always filmi, Kelly Reichardt’ın ilk gösterimini Berlin’de yapan ve buradan Altın Ayı ödülü ile ayrılan ‘First Cow’ filmi ve Chloé Zhao imzalı “Nomadland” yer alıyor. 

Hayalet şehrin sürgünü

Şubat ayında Berlinale’de en iyi film ödülü alan First Cow’u geçip bu haftaki yazıda Çin’de doğan ve kariyerini Amerika’da sürdüren Chloé Zhao’nın Nomadland filmine bakmak istiyorum. Filmin başrolünde de yine, aslında hakkında ayrıca bir yazıya değecek olan ‘Three Billboards Outside Ebbing, Missouri’ filmindeki oyunculuğu ile Oscar’a layık görülen Martin McDonagh bulunuyor. 
Amerika’nın Nevada eyaletinde bulunan Empire kenti, kentteki üretim tesislerinin kapatılmasının ardından bir hayalet şehre dönüşür ve orada yaşayan ve bu tesislerin çalışanı olan herkes işsizlik ve altyapı yokluğu nedeniyle kenti terk eder. Yıllarca yan yana aynı fabrikalarda çalıştıktan sonra yakın zamanda eşini kaybeden Fern de bu hayalet şehrin sürgünlerinden birisidir, ancak Fern bundan sonra yerleşik hayata geçemez ve göçebe hayatı başlar. Kendisi için kıymetli olan az sayıda eşyasını doldurduğu karavanı ile birlikte, onlarca modern göçebe gibi mevsim mevsim Batı Amerika’nın çeşitli köşelerini dolaşır Fern.
Bu hayatın arkasında yatan en önemli sebeplerden birisi, tabii ki neoliberalizmdir. Çoğu 60 yaşının üzerinde olan bu göçebe toplum, Amerika’da sürekli değişen sosyal güvenlik sistemi içerisinde rahat bir emeklilik hayatına erişimden yoksun bırakılmıştır. Fern ve arkadaşlarını filmin başlarında Amazon paketleme merkezinde çalışırken gördüğümüz sahne klasik bir Ken Loach filmi anını hatırlatıyor, ruhsuz ve otomatik, muhtemelen de bir o kadar güvencesiz ve ağır bir iş, bu işin içerisinde şekillenen bedenler ve çatlaklardan taşan dayanışma. Ancak çok kısa bir sürede bu filmin merceğinde yer alan konunun bu olmadığını anlıyoruz.

  • Göçebelik, bir yere tutunamamak, kalbinin kırık olması, sisteme bir türlü ayak uyduramamak… Bu hisler sadece neoliberalizmin getirdiği güvencesizlikle açıklanamaz.

Sisteme ayak uyduramamak

Filmde gördüğümüz bu karavanlı göçebe Amerikalılar, yılın farklı sezonlarında olmadık işlerde çalışıyor, araçlarını rahatça park edebilecekleri alanlara gidiyor, en ufak eşyaların değerini çok iyi biliyorlar. Birbirlerini tanıyorlar ve sonsuz bir dayanışma gösteriyorlar ancak birbirlerine bağlanmıyorlar. Yolda yalnız olduklarını biliyorlar. 
Göçebelik, bir yere tutunamamak, kalbinin kırık olması, sisteme bir türlü ayak uyduramamak… Bu hisler sadece neoliberalizmin getirdiği güvencesizlikle açıklanamaz. Çünkü hem Nomadland’da gördüğümüz hem de Akdeniz ülkelerinden bildiğimiz gibi bir insan yaşlanıp üretim ilişkilerinin dışarısına düştüğünde, dolayısıyla kapitalizm için işe yaramaz birisi hale geldiğinde devreye aile mekanizması girer ve genç jenerasyonların yaşlılara bakım emeği sağlaması beklenir. Ancak başlarına gelen türlü olaylar, aile üyelerinin kaybı, sevdiklerini bir daha göremeyecek olmanın acısı gibi nedenlerle Nomadland’da gördüğümüz kişiler bir türlü ‘evlerine’ dönmek istemezler. Yol onların evi olmuştur. 

Yalnız ve yaşlıysan?

Şu ana kadar bu göçebelik, aileden kopma, yollarda olma hali çoğunlukla gençlikle özdeşleştirildi. Peki bir kadın yalnız ve yaşlıysa, nereye gidecek? Yaşlılığın ailenin bir uzantısı değil insan ömrünün doğal bir evresi olarak ve yaşlıların birey olarak resmedildiği filmler sinemada oldukça az. Üstelik yaşlı bir kadın… Belki hiç evlenmemiş, belki kocasını kaybetmiş, çocuksuz, hayatı boyunca çalışmış, ama kendisini güvence altına almaya yetmemiş, ailesinden kopmayı tercih etmiş bir kadın, dünyanın her ülkesinde olabilecek bir senaryo bu. Kolları güçlü, her işe yatkın, ama CV’si sistemin gerekliliklerine uygun değil artık, keza yaşı da. Sahi ne olur yalnız yaşlanınca? 

Yolda olma kudreti

Nomadland’ı izlerken aklımıza asıl takılan sorulardan birisi bu oluyor. Bu yanıyla Nomadland’ı izlerken insan ister istemez Hong Kong’un en başarılı Yeni Dalga yönetmenlerinden biri olarak atfedilen yönetmen Ann Hui’nin “A Simple Life” isimli filmini düşünmeden edemiyor. Bu filmde de hayatı boyunca zengin bir ailenin hizmetçisi olarak çalışmış (aslında kölelik koşullarında başlayan yaşam öyküsüne sahip) bir kadının yaşlılık yıllarında huzurevindeki yaşantısına tanık oluyoruz. 
Ann Hui’ye başka bir hafta daha yakından bakmak sözüyle Nomadland’a geri dönersek; evlenmeden, aileye bağlanmadan birlikte mücadele etme, dayanışma ve yaşamı paylaşma konularının kadınlar için sadece gençlikte var olan meseleler olmadığını düşündürmesi, bence filmin en dokunaklı yanlarından. Filmde de Fern, bir noktada torunu dolayısıyla yerleşik hayata geri dönen David’i bile arkasında bırakarak yola devam eder. Yani onunla birlikte olup iyi kötü bir hayat sürebilecekken… Çünkü tek başına olmak ve yolda olmak kudreti her kadının içerisinde var, filmden de bir kez daha anladığımız gibi. Ama başka ne gibi yollar bulabiliriz? Bunu da düşünelim.

Nomadland’ı kaçırmayın

Son olarak okurlarımızdan gelen sorular üzerine, bu filmi nerede izleyebileceğimiz konusuna gelelim: Nomadland filmi Eylül 2020’de Venedik’te gösterildi ve buradan Altın Aslan ödülü ile ayrıldı, bunun dışında da çoktan birçok ödülü var. Ancak bir yandan da bu şu anlama geliyor: Film çok yeni ve henüz herhangi bir online platformda yok. Şubat ayında Amerika’da gösterime gireceği konuşuluyor, Avrupa gösterimi ise pandemi nedeniyle belirsiz. Ancak belli festivallerin online gösterim imkânı sunması da mümkün. Dolayısıyla 2021 yılı içerisinde Nomadland mutlaka önümüze çıkacak, bize düşen de bunu kaçırmamak. 
Bundan sonraki haftalarda da kadın yönetmenlerin az bilinen filmlerini veya feminist temalı dizileri paylaşırken bunlara nasıl erişebileceğimizi de eklemeye özen göstereceğiz, bunun yanı sıra ücretsiz veya uygun fiyatlı internet üzeri film arşivlerini de merceğimize alacağız. 

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.