Almanya Türkiye’ye göre hareket ediyor

Dosya Haberleri —

1 Eylül 2022 Perşembe - 20:00

 Monika Morres

Monika Morres

Azadî Hukuk Bürosu çalışanı Monika Morres ile Kürtlerin kimlikleri ve siyasetleri nedeniyle Almanya'da yaşadığı hak ihlallerini ve cezaevlerinde maruz kaldıkları uygulamaları konuştuk.

  • Almanya'da 2010 yılında yürürlüğe giren 129/b yasası ile birlikte sadece bir yılda 54 kadın ve erkek aktivist bu yasa kapsamında gözaltına alındı ve bir kısmı tutuklandı. 129/b davalarının yanı sıra bir de Dernek Yasası paragraf/20 var. Dernekler Yasası'nın 20. maddesi Kürtlere karşı en çok kullanılan maddelerden biri. 
  • Ne zaman Türkiye’deki baskı politikası artarsa Almanya da bu politikaya uyarak yaptırımları sıklaştırıyor. Türkiye’deki baskı süreci nispeten gevşediği zaman Almanya’da da süreç sakinleşiyor. Bu bizim açımızdan çok kaotik bir durumdur. Mahkemelerde adaletin gerektirdiği gibi hareket edilmiyor.
  • Tahliye olan Mustafa Çelik’i ikinci bir cezaevi izolasyonuna almak istediler. Buna karşı avukatı Hamburg Yüksek Eyalet Mahkemesi’ne itiraz etti. İtirazlar yapıldı ve Hamburg Yüksek Eyalet mahkemesinde kazanıldı. Mahkeme federal savcının getirdiği izole durumları kabul etmedi ve reddetti. 

SERHAT ARARAT/KÖLN

Almanya’da 1993 yılının Kasım ayında alınan PKK yasağının ardından ülke çapında Kürt halkı kriminalize edilirken, Kürt yurtsever ile siyasetçiler hukuki ve bürokratik baskı ile karşı karşıya kaldı. Bu gidişat, Baskı Karşıtı ve Vatandaşlık Hakları Hareketlerinin (Antirepressions-und Bürgerrechtsbewegungen) Kürt halkı ile dayanışmaya çağırmasına neden olmuştu. Bu çağrıya katılan avukatlar, siyasetçiler, partiler, akademisyenler ve çeşitli alanlardan bireyler bir araya gelerek 1996 yılında Azadî Hukuk Bürosu’nu kurdu. Azadî, o günden bugüne Kürt halkının hukuk mücadelesine destek sunuyor. Uzun yıllar Almanya Federal Parlamentosu’nda danışmanlık yapan ve son 30 yıldır Kürtlerin kriminalize edilmesine karşı mücadele eden “Kürtlerin Monika’sı” olarak da bilinen Azadî Hukuk Bürosu çalışanı Monika Morres ile konuştuk. 75 yaşındaki Monika Morres de 23 yıldır Azadî Hukuk Bürosu'nda Kürtlerin yanında yer alarak mücadele ediyor. 

Kriminalize 1985’lerde başladı

Kriminalizenin aslında 1980’lerde başladığını söyleyen Morres, “Kürt siyasetçiler 1980’li yılların sonlarından bu yana 129a (Terörist bir yapılanmaya üye olmak), 129 (kriminal bir yapılanmaya üye olmak) suçlamaları ile yargılandı. Ardından bu süreçte yaklaşık 350 kişi yargılandı ve aralarında tutuklananlar da oldu. 1989’da yılında Düsseldorf davası görüldü. 2010’un Ekim ayından bu yana ise 129b (yabancı bir ülkede terörist yapılanmaya üye olmak) maddelerine dayandırılan suçlamalardan dolayı mağduriyet yaşıyor. Federal Mahkeme, 28 Ekim 2010’da 129b maddesinin PKK davaları için de geçerli olmasına karar vererek, bu yöndeki yargılamaların önünü açtı. Almanya’daki Kürtler uzun yıllar boyunca 'PKK yasağı’ dayanak gösterilerek yargılandı. Fakat son yıllarda en çok artış sınır dışılarda oldu. Şimdiye kadar 23 Kürdistanlı sınır dışı edilme girişimleri oldu. Buna karşı açılan davaların hepsi olumlu sonuçlandı” dedi.

Binlerce insan yargılandı

Mevcut durumda Almanya cezaevlerinde 9 Kürt yurttaşın bulunduğunu belirten Morres, “2010 yılında yürürlüğe giren 129/b yasası ile birlikte sadece bir yılda 54 kadın ve erkek aktivist bu yasa kapsamında gözaltına alındı ve bir kısmı tutuklandı. 129/b davalarının yanı sıra bir de Dernek Yasası paragraf/20 var. Dernekler Yasası'nın 20. maddesi aslında Kürtlere karşı en çok kullanılan maddelerden biri. Dernek yasasına aykırı suçları tarif eder. En çok da yasaklanmış sembollerin kullanılması ve ya propagandası gibi eylemleri konu yapar. Bu yasanın geniş tabanı olduğu için binlerce insan yargılandı. Bu yargılamalar daha çok slogan atanlar, sembol taşıyanlar, Sayın Abdullah Öcalan’ın resmini taşıyanlar ve derneklere bağış yapanlara yönelik oldu” diye belirtti.

Yurt dışı tehdidi var

İnsanların iltica hakkının bu yasaklara dayanılarak ellerinden alındığını aktaran Morres, “Aynı zamanda vatandaş olmuşsa vatandaşlığını geri alma ya da vatandaşlığa geçişte bu süreci yavaşlatıp geçici olarak engelleme durumu var. Bir de şöyle bir tehdit var; bu siyasi çalışmaları bırakmaz ise sınır dışı etme tehdidi ile karşı karşıya kalan insanlarımız var. Ayrıca toplanma yasası çerçevesinde yürüyüş ve etkinlik yaptığımızda, polisin yürüyüş hakkına müdahale etmesi gibi şeylerle sıklıkla karşılaşıyoruz. Gerekçe olarak yasak semboller ve taşkınlık gibi şeyler öne sürülüyor” diye ifade etti.

Türkiye’nin nabzına göre değişiyor

Yasakların Türkiye’nin nabzına göre değiştiğini sözlerine ekleyen Morres, “Ne zaman Türkiye’deki baskı politikası artarsa Almanya da bu politikaya uyarak yaptırımları sıklaştırıyor. Türkiye’deki baskı süreci nispeten gevşediği zaman Almanya’da da süreç sakinleşiyor. Bu bizim açımızdan çok kaotik bir durumdur. Mahkemelerde adaleti görünür kılmak için ya da adaletin gerektirdiği gibi hareket edilmiyor. Görülen bütün davalar siyasidir. Çünkü bir kişi hakkında dava açmak için Federal Adalet Bakanlığı üzerinden ‘bunlar suç kapsamına girdi’ diye bir genelge yayınlanıyor. Bu kararlar Başbakanlık, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı üçlüsünün ortak kararı sonucu ortaya çıkıyor. Bu üç merci bu kararları veriyor” diye vurguladı.

Yargılamalar üstten gelen genelge ile yapılıyor

Bir kişi hakkında dava açılması için Federal Adalet Bakanlığı üzerinden bir genelge yayınlanması gerektiğini söyleyen Morres, “Bu kararlar Başbakanlık, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı üçlüsünün ortak karar merci sonucu ortaya çıkıyor. Bu üç merci bu kararı veriyor. Şimdi bu hareket terörist mi değil mi yoksa bir sivil toplum örgütünün bir parçasını değil mi gibi tartışmalar yürütülüyor ve karar veriliyor. Bu merci bu kararı verdiğinde Federal Adalet Bakanlığı bu genelgeyle birlikte eğer terör örgüt kapsamında karar verilmişse bu örgüte yardım ve yataklık ve de aktif destek verenler yargılanıyor yada tutuklanıyor yada gözaltına alınıyorlar” dedi.  

Keyfi uygulamalar

Mahkemelerin bağımsız bir karar ortaya çıkaramadıklarını vurgulayan Morres, sözlerine şöyle devam etti: “129/b yasasıyla tutuklanan Kürt siyasi tutuklular için önemli bir nokta var; bu tutuklular diğer tutukluların haklarından faydalanamıyor. Bu durum cezaevlerine ve mahkemelere göre değişebiliyor. Örneğin bir cezaevi tutukluya kelepçe takarken, başka bir cezaevi ayaklarına prangalar takıyor. Tutuklular bazen de ayaklarına takılan zincirle mahkemeye götürülebiliyorlar. Bazı cezaevlerindeyse bir tek elleri kelepçelenirken, bazılarında çok farklı bir uygulama yapılabiliyor. Gene bazı cezaevlerinde kitap ve gazete veriliyor ama bazılarında verilmiyor. Yayınların yasak çerçevesine girmesi gerekçe olarak gösteriliyor. Örnek olarak, Yeni Özgür Politika Gazetesi bazı cezaevlerinde veriliyor bazılarında da ‘Bu gazete resmiyette yasaktır’ gerekçesi öne sürülerek verilmiyor. Böyle yasayı kendine göre uyarlayan bir mantık olamaz. Bu insan hakları kriterlerine aykırıdır. Avukatlar bunlara karşı birçok dava açmış ve birçok davayı da kazanmıştır. Bu konuda genel bir çizgiden söz edemeyiz. Uygulamalarda cezaevi ve mahkemenin bulunduğu yerin etkisi var. Üstelik tutuklular Kürt siyasi çevreden olunca en ağır uygulamalar devreye giriyor.”