Almanya’da Kürt karşıtı ırkçılığın ABC’si

Dosya Haberleri —

21 Ekim 2020 Çarşamba - 23:00

  • Kürtler Almanya’da “beyaz/Alman olmayan” olarak konumlandırılan bütün insanların yaşadığı “normal” ırkçılığın yanında bir de yalnızca Kürtleri hedef alan özel bir ırkçılığa maruz kalıyor. Kürt karşıtı yapısal ırkçılık, hukuk, politik karar mercileri, kamusal tanınma süreçleri, sivil toplum örgütleri ve kamu daireleri tarafından teşvik ediliyor ve uygulanıyor. 

SULTAN UNVAR*
Çeviren: Osman Oğuz

Almanya’da “Kürt karşıtı ırkçılık” diye ayrı bir kategori var mı sorusuna gayet açık bir biçimde “Evet” yanıtı verilebilir. Bu metinde de ırkçılığın bu kategorisinin nasıl etkilere sahip olduğu, birkaç örnekle açıklanmaya çalışılacak.
Irkçılık, çok katmanlı bir sistem. Bu sistem, tek tek bireylerin algı ve eylemlerinin, verili sosyal eşitsizliklerin ve çeşitli biçimlerde üretilen resimlerin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu ve birbirini koşulladığı bir hâlde, inatçı bir biçimde varlığını sürdürür. Irkçılık, bireysel önyargılara yaslanmaz, toplumsal bir ilişkilenme biçimi ve toplumsal iktidar ilişkilerinin bir yansımasıdır. Irkçılık, tanımlaması ve hakkında özgürce konuşması zor da bir olgudur, keza kimse ırkçı olmak istemez. Ne ki ırkçılık, toplumlarımızın derine işlenmiş bir parçasıdır ve hem kendine has buluşlarıyla hem de farklılıkları, işaretleme biçimlerini, hiyerarşiyi ve toplumsal sınır çizgisini üretmesiyle etki eder.
Bu, ırkçılığın genel bir tanımı. Daha derinden anlayabilmek ve Kürt karşıtı ırkçılıktan bahsedebilmek için biraz daha doğrudan bakmak durumundayız. Yukarıda bahsi edilen şablonlar, Kürtlere karşı uygulanan ırkçılığı anlamakta da kullanılabilir fakat öte yandan Kürt karşıtı ırkçılığın kendine has dinamikleri ve sadece kişisel düzeyde oluşmayan, bilakis sadece Türkiye’de değil Almanya’da da yapısal bir doğası olan bir içeriği var.

Kürt karşıtı ırkçılığın yapısallığı
Kürt karşıtı yapısal ırkçılık, hukuk, politik karar mercileri, kamusal tanınma ve desteklenme süreçleri, uluslararası ilişkiler, devletler ve sivil toplum örgütleri, kamu daireleri ve buna benzer kurumlar tarafından teşvik ediliyor ve uygulanıyor. Bu mekânlarda Kürtlerin yaşadığı deneyimler, Almanya’da nasıl bir muamele gördüklerini, hangi haklara sahip olduklarını ve hangi haklara sahip olmadıklarını açığa vuruyor. Örneğin Kürtler, eskiden de olduğu gibi halen devlet tarafından yalnızca nadiren bir etnik grup olarak tanımlanıyor. Böyle bakıldığında aslında Almanya’da Kürt diye bir şey yok; keza sayılamayanlar, çoğunlukla görünür de olamıyor. Aynen Anayasa’ya göre sadece Türklerin bulunduğu Türkiye’de olduğu gibi… Dolayısıyla Almanya’daki yapısal ırkçılığa bakarsak eğer, en yüksek düzeyde Alman Federal Hükümeti ile AKP/MHP rejiminin ve onun öncellerinin ne denli ittifak hâlinde olduğunu görebiliriz. Politik olarak birbirlerine arka çıkıyorlar ve ilişkileri dışarıya çoğunlukla çatışma dolu yansıtılsa dâhi aslında sıkı bir biçimde birlikte çalışıyorlar. Özellikle de Kürtlere yaklaşım konusundaki tutumları, çoğunlukla birbirinin tıpkısı.
Bu gerçeği, Almanya ile Türkiye’nin ekonomik ilişkileri açık bir biçimde gözler önüne seriyor - özellikle de silah ticareti. Türkiye, 2019 yılında ikinci kez üst üste Alman silahlarının en büyük ithalatçısı oldu. Türkiye’nin silahlarla ne yaptığı, elbette açık. Silahların önemli bir bölümü PKK’ye ve Kürtlere karşı kullanılıyor. Buradaki sorun, NATO ortağı Türkiye’nin Kürtleri “terörist” olarak tanımlaması ve bunun üzerinden Kürtlere karşı askeri eylemlerine gerekçe üretebilmesi.
Bunun yanı sıra birçok Alman firması Türkiye’de aktif. Türkiye’de ucuz iş gücü ve ucuz ürünler arıyorlar, Kürt iş gücüyle de ilgileniyorlar.
Bunun yanı sıra Kürt karşıtı ırkçılığın Almanya’da sonuçları doğrudan ayrımcı olarak görünür olmasa da daha derin bir kurumsal boyutu da var: Okullarda, üniversitelerde, devlet dairelerinde, medyada, sivil toplumda... Ne ki bu kurumlarda da ırkçılık, topluma taşınıyor ve yeniden üretiliyor, böylelikle belli insan gruplarının mağduriyetine giden yol açılmış oluyor.
En alt katmanda ise yapısal ırkçılığı içselleştirmiş ve başka bireylere ya da gruplara yönelik ırkçı davranışlar üzerinden bunu yaşayan tek tek bireyler bulunuyor. 

Kürtler görünmezliğe hapsediliyor
Kürt karşıtı ırkçılık, bu katmanların tamamında etki ediyor ve Kürtler böylece Almanya’da “beyaz/Alman olmayan” olarak konumlandırılan bütün insanların yaşadığı “normal” ırkçılığın yanında bir de yalnızca Kürtleri hedef alan özel bir ırkçılığa maruz kalıyor. Bu Kürt karşıtı ırkçılığın nasıl etki ettiğini anlatmak için birkaç örnek verelim…
Kürtler, on yıllardır Almanya toplumunun önemli bir bölümünü oluşturuyor. Kürtlerin birçoğu burada doğdu, kısmen ikinci ya da üçüncü kuşaktan olanlar ve Alman pasaportu taşıyıp kendilerini “Alman Kürdü” olarak tanımlayanlar var. Ne ki Kürtler, görünmezliğe hapsediliyor - 60’larda misafir işçi olarak da, daha sonra da gelmiş olsalar…

Türk ırkçılığının müdahale gücü
Sivil toplumda Türk hükümetinin ya da ona yakın duran derneklerin Almanya’daki diskurlara müdahil olması ve kendi perspektifi ve diskurları için mekân bulması fenomeni önemli bir konu. Buna dair en önemli güncel örnek, Hanau’da 9 kişinin bir beyaz ırkçı tarafından katledilmesi ardından yaşananlar oldu. Katledilenler arasında Kürtler de vardı. Tayyip Erdoğan, kısa süre içinde ailelere başsağlığı dileklerini iletti. Hürriyet gazetesi hemen ardından böyle cinayetlerin Türkiye’de hiçbir zaman işlenmeyeceği haberleri yaptı. Yapılan eylemlerde sayısız Türk bayrağı görmek mümkündü. Bir yandan Kürtler yine görünmezliğe sürüklendi, diğer yandan Türkiye’deki ölümcül ırkçılığın inkârı gerçekleşti. Bu örnek, Kürt karşıtı ırkçılığın Türkiye’den Almanya’ya doğru nasıl bir etki alanına sahip olduğunu gösteriyor.

Alman okulunda Türkçe öğrenmek
Şu sıralarda Almanya’nın birçok eyaletinde ilk ve ortaokullarda anadili Kürtçe olanlar için Kürt dili kursları düzenleme imkânı bulunuyor. Ne var ki bu kurslar çoğunlukla aileler tarafından yapılması beklenen bir başvuru ardından açılıyor ve Türkçe kursları gibi doğal görünmüyor. Almanya’da büyüyen, bugün yetişkin olan birçok Kürt, okullarda Türkçe kurslarına gidip aslında yabancı olan bir dili “anadili Türkçe olanlar” olarak sınıflandırılarak öğrenmek durumunda kaldı. 

Corona uygulaması bile...
Bu duruma güncel bir örnek de “Corona Uyarı Uygulaması”: Uygulama, Kürtçe olarak yayımlanmadı. Resmi açıklama, Kürtlerin çoğunlukla Türkçe ya da Arapça konuşabiliyor ya da yazabiliyor olması ve bu nedenle Kürtçeye çevirinin ihtiyaç dahilinde görülmemesi. Bununla Kürtlerin sağlıklarını kendi dillerinde koruma hakları bile ellerinden alındı ve Kürtler yine görünmezliğe sürüklendi.
Bugünlerde Alevilerin ve Êzîdîlerin varlığı herkes tarafından hiç değilse bir kez duyulmuş olmasına rağmen Kürtler hakkında, dinleri söz konusu olduğunda da, bir kolaycılıkla “Müslüman halk” deniliyor. Ardından ama Kürtler, çoğunlukla kurban ya da “ötekiler” olarak işaretleniyor. Dolayısıyla Kürtler, çoğunluk toplumuna ait olarak konumlandırılmıyor; sıklıkla geri kalmış ve yalnızca nadiren ilerici olarak tanımlanıyorlar. Feodal ve ataerkil bir düşünme biçimi, Kürtlerle birlikte anılıyor. Kürt karşıtı ırkçılık nedeniyle Kürt hareketinin kadın özgürleşmesi, ekoloji ve demokrasi gibi başlıklardaki ilericiliği, çoğunlukla ya görülmüyor ya da ciddiye alınmıyor - Kürt hareketinin Ortadoğu’nun en büyük kadın hareketini ve en büyük yerinden demokrasi projesini hayata geçirmesine rağmen.


Êzîdîler İslamcılarla aynı kampta
Almanya’da yaşayan Kürtlerin önemli bölümünün bir mültecilik hikâyesi var, yurtlarını gönüllü olarak terk etmediler. Yurtlarında şiddet gördüler ve sürekli biçimde köklerinden koparıldılar. Birçok Kürt, savaş travması ya da tedavi edilmek yerine ileriki kuşaklara aktarılan bir posttravmatik stres bozukluğu yaşıyor. Bu noktada hem bilgi hem de hassasiyet eksikliği yaşanıyor. Böyle bir hassasiyetin yerine mesela Êzîdî mülteciler, İslamcı ideolojiyi taşıyanlarla aynı mülteci kamplarına yerleştiriliyor. Mülteciler, gerçek acılarının tedavi edilmesi gereken zamanda yalnızca Almanca kursuna gönderiliyor. Geceleri uyuyamadıklarında ya da yarım saatten fazla konsantre olamadıklarında neden öğrenme konusunda başarısız oldukları sorulmuyor, bunun yerine hemen emek vermedikleri söyleniyor.

Irkçı şakalar ve 
‘Nerelisin’in ağırlığı
Kürt çocukları, Kürt karşıtı ırkçılığı başka bir biçimde yaşıyor. Arkadaşları tarafından sıklıkla “Hiçbir şey olamayan Kürt olur”, “Kürtlerin en sevdiği yoğurt nedir? Landliebe!” (1) gibi ırkçı şakalarla çileden çıkarılıyorlar. Öğretmenler Kürt ve Türk cemiyetleri arasındaki çatışmalarla ilgili çoğunlukla yeterince bilgi sahibi değil ve Kürt karşıtı ırkçılığı ayırt edemiyorlar. Bu ırkçılık, çocuklar arasındaki basit bir kavga gibi görülüp geçiliyor.
Bu tür bir ırkçılık, tabii yalnız çocukların karşılaştığı bir durum da değil. “Nerelisin?” sorusuna “Kürdistan” diye yanıt veren ve “Böyle bir ülke yok, nerede, göster bakayım!” gibi cevaplar almayan kim var ki?

Karl May’dan PKK yasağına
Kürt karşıtı ırkçılığın bir başka özel yanı da Almanya’da 1993’ten bu yana uygulanan PKK yasağı ve bu yasak üzerinden 80’li yılların ortalarından bu yana yükseltilen Kürt karşıtı antipropaganda çalışması. O günlerde Kürtlerin uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı ve sınırlarda insan kaçakçılığını üstlendiği gibi dedikodular yaygınlaştırılıyordu. O günden bu yana “Kürtler = PKK = Terör” formülü, birçok Alman’ın kafasına işlemiş durumda. Bu “vahşi” ve “uygarlıktan nasibini almamış” Kürt imajı, Karl May’ın 19. yüzyıl sonunda yayımladığı “Vahşi Kürdistan’ın İçlerinde” kitabında da üretilmişti. Karl May Ortadoğu’yu hiç ziyaret etmemiş olmasına rağmen oradaki halklara dair betimlemeleri, beyaz Avrupalıların kafalarında bir oryantalizm ve aslında olmayan bir fantazi dünyası yaratmış durumda.

Kürt olmak istiyor muyuz?
Tam da bu gerekçelerden dolayı biz Kürtler, kim olduğumuza ve ne istediğimize dair bir bilince ulaşmak durumundayız. Kürt olmak istiyor muyuz? O hâlde Kürtlüğümüze dair bir öz anlayış geliştirmeliyiz. Eğer Kürtçe biliyorsak çocuklarımızla Kürtçe konuşmalıyız. Newroz’da ateş üzerinden atlamalı, xaftan’ımızı onur içinde taşımalıyız. Kürt akademisyenler, Kürt karşıtı ırkçılığa dair araştırma yapmaya da başlamalı; keza farklı türden ırkçılıkların farklı etkilere sahip olduğu bilgisi, bugünlerde giderek daha fazla kişi tarafından onaylanıyor.
Özetle denilebilir ki, ırkçılık sözcüğü Kürtlerin yaşamlarının mücadelenin hangi boyutlarını içerdiğini açıkça ortaya koymak için yetmiyor. “Kürt karşıtı ırkçılık” ile ilgili düşünmek, tartışmak ve bunu ırkçılığın özel bir formu olarak tanımlamak ve ciddiye almak gerekiyor.

* Sosyal Hizmet Uzmanı. Şu günlerde okullarda Kürt karşıtı ırkçılığa dair bir broşür üzerinde çalışıyor.
** Yazı ilk olarak PolitikART’ın Kürt karşıtı ırkçılığı konu edinen 285. sayısında Almanca olarak yayımlandı.
(1) “Landliebe”, Almanya’da bir yoğurt markası. Kelime anlamı: “Ülke sevgisi”.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.