Aşkın sosyolojisi

Zozan SİMA yazdı —

12 Ekim 2021 Salı - 23:00

  • Aşk destanları, gerçekleşmeyen aşkların trajedilerini anlatır. İnsanın toplumsallıkla varolduğunu en iyi de aşk destanları anlatır. İki kişi bir araya gelince samanlık seyran olmaz. Tüm toplumsal çelişkiler gelip dahil olur, iki kişilik tasarlanmış dünyalara.


Felsefenin, edebiyatın, sanatın temel konularından birini oluşturur aşk kavramı. Üzerine yazılmadık ve söylenmedik bilgece söz, sanatta ifadeye kavuşmayan yanı kalmamıştır, denildiği anda dahi, yeni şeyler dökülür dilimizden, kalemimizden.

Mitolojik anlatımlarda çoğunlukla tanrıçalar temsil eder aşkı. Bereketin, doğumun tanrıçaları aynı zamanda savaşın ve aşkın tanrıçalarıdır.

Yunan mitolojisinde Afrodit aşk tanrıçasıdır. Fakat onun alayında hareket eden elinde insanları, hatta tanrı ve tanrıçaların aşık olmasını sağlayan ok ve yayı taşıyan bir çocuk biçimli Eros aşk tanrısıdır. Roma mitolojisinde ise insanların aşık olmasını sağlayan okları atan kişi Cubid adını alır.

Platon’un Şölen kitabında Eros’un doğumu, Sokrates’in hocası ve Afrodit rahibesi olan Diotima’nın dilinden dökülür. Kendisine aşkı soran Sokrates’e şöyle der Diotima: ‘Aşk zenginlik ve yoksulluğun çocuğudur’. Yani aşk, yokluğunu çektiğimiz, yoksulluğunu hissettiğimiz şeyin bulunduğu o zenginliğe, kaynağa yöneliştir.

Neyin yoksulluğunu, yokluğunu çekiyorsak tutkuyla, anlamlar yükleyerek ona yönelir, ona aşık oluruz.

İçimizde neyin boşluğu derinse, neyin susuzluğunu çekiyorsak onu giderecek kaynağıdır aşkımız.

Susuzluk ve yoksulluk çekmeyen aşık olamaz. Her şeye sahip olduğunu sananlar da aşık olamaz. Susuzluğumuz basit ve maddi şeylerse, güdüsel ihtiyaçlarsa sürekli aşık olduğumuz yanılgısına kapılırız.

Diotima ‘cahillerde ve kendini bilge sananlarda bilgi aşkı gelişmez’ der. Çünkü biri bilgisizliğinin farkında değildir, diğeri ise her şeyi bildiğini sanır.

Belki de çağımızda aşkın can çekişmesinde payı vardır bu gerçekliğin.

Aşk pazarda çokça kazandıran bir meta, kadın katliamlarını örten perde halini almışken artık büyük anlamlardan söz etmek yerine anlık hazlardan dem vuruluyor aşk adına.   

Her ne kadar aşk, hep kadın erkek ilişkisi eksenli anlam bulsa da felsefi, ilahi anlamlar da yüklenir aşka.

Kadın-erkek ilişkileri eksenindeki aşk, iktidar ilişkileri nedeniyle büyük anlamları barındıracak durumda değildir.

Aradığımız tüm anlamları, boşluğunu çektiğimiz herşeyi bir kadına, bir erkeğe, onunla gelişecek paylaşıma yüklediğimizde onun altında ezilir ya da ezeriz. Bu da aşkın gerçekleşmeyişinin nedenlerindendir.

Çünkü insanın anlam arayışı daha derin ve daha büyüktür. Bu nedenle Rêber Apo ‘hegemonik ilişkide aşk gerçekleşmez, aşktan çok söz edilir ama aşk gerçekleşmez’ der.

Aşk destanları, gerçekleşmeyen aşkların trajedilerini anlatır. İnsanın toplumsallıkla varolduğunu en iyi de aşk destanları anlatır. İki kişi bir araya gelince samanlık seyran olmaz. Tüm toplumsal çelişkiler gelip dahil olur, iki kişilik tasarlanmış dünyalara.

Savaşlar, etnik, dini farklılıklar, sınıfsal farklılıklar, yoksulluk, onlar olmazsa egemen erkeklik, ataerkil gelenekler aşkın, aşıkların katili olurlar.

Bir de ataerkil geleneklerin şekillendirdiği aile ve evlilik, aşkın adresi olarak gösterilerek gerçeklikleri görünmez kılınmışken, aşkın canına minnet okumak için herşey hazır demektir. Bu nedenle sanatın, felsefenin konusu olduğu kadar, daha fazla da sosyolojinin inceleme alanı haline gelmeli aşk.

Mem û Zîn’den, Sîyabend û Xecê’ye, Derwêş û Edûlê’den, Binevşa Narîn û Cembelî’ye, Genc Xelîl û Xepsexan’dan, Zembîlfroş’a ve daha nicelerine kadar tekrarlanan trajedi, Kürdün tarihsel sosyolojik gerçekliğinin yansımasıdır.

Ölen, öldürülen ya da intihar eden aşıklara yakılan ağıtlar dolanır dillerde, imrenilir aşkları için bedel ödemeyi göze alışlarına.

Ama belki de bu destanların anlattığı toplumsal çelişkileri anlamaya ve çözmeye dayalı sosyolojik analizler yapabilmiş olsaydık tekrarlanmazdı, Kürdistan’daki trajediler. Şengal’de 12’ler aradan geçen yüzlerce yıldan sonra yine yalnız kalmazlardı. En azılı düşmanlara karşı zafer kazanmış kahramanlar haince pusularda çağın Beko’ları tarafından katledilmezdi.

Kürt sosyolojisi ne Avrupalı seyyahların kitaplarında, ne toplumuna yabancı modernist aydınların anlatımları ile anlaşılamaz. Kürt sosyolojisi ağıtlarda dile gelir en fazla da. O ağıtlarda ihanet, yoksulluk, birlik olamama, düşman gerçekliği dökülür dile. Kendisini ifade edecek başka bir alanı olmayan Kürtlük tüm acılarını, öfkesini yükler ağıtlarına. Ağıtlar değişmiyorsa hala çözülmemiş çok sorun var demektir.

Rêber Apo bu nedenle yeni Kürt aşkından ve yenilmeyen, intihar etmeyen Mem û Zîn’lerin yaratılması gereğini dile getirir…

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.