Ben devletten bir çocukluk alacaklıyım

Dosya Haberleri —

8 Temmuz 2021 Perşembe - 23:00

EVIN CEZAEVI

EVIN CEZAEVI

  • Siz bana babamla bir yemek yemeyi bile hayal ettirdiniz. Babamla  beraber gezmeyi hayal ediyorum ben. İnsan bunları hayal eder mi? Ama ben ediyorum. Bize yaşatılan bu. Biz devletten alacaklıyız. Binlerce çocuk bu devletten alacaklı. Bir çocukluk alacaklıyım. Ben devletten  bir baba alacaklıyım, zaman alacaklıyım. Bunu nasıl ödeyecekler? 

MIHEME PORGEBOL/ERDAL BAZ

 

Türkiye Cumhuriyeti devletinin yüz yıla yakın bir süredir Kürdistan’da yürüttüğü kırım politikaları, Kürdistanlıların yaşamını birçok açıdan etkiliyor. Bu politikalar on binlerce Kürt’ün hayatına, yüz binlercesinin özgürlüğüne mal olurken geride kalanların da yaşamı birçok trajedi ve travmaya sahne oldu. Parçalanan aileler, giderilemeyen özlemler, çalınan çocukluklar...

Evin Temel, Colemêrg’de (Hakkari) yaşayan 22 yaşında genç bir kadın. Evin, hikayesini anlatmaya başlarken kendilerine yaşatılanın birçok Kürt’ün yaşadıklarıyla benzer olduğunu söylüyor. Onlarca yıldır birçok insanın böyle hikayelerin ortasında yaşadığını ekleyip, “Nerden ve nasıl başlayacağım, bilemiyorum” diyerek söze başlayan Evin, “Babam bana, ‘Acını düşmandan gizle’ derdi, ben dosttan da düşmandan da gizledim” diyerek başlıyor hikayesini anlatmaya.

 

‘Dokuz yaşındaydım ve hiçbir şey bilmiyordum’

Kendi hikayesinin 2009 yılında evlerine yapılan baskınla başladığını anlatan Temel, “Babam 2009’da ilk kez yakalandığında benim devlet travmam da başladı. Henüz dokuz yaşındaydım. Gecenin bir vakti kapı çaldı. Daha önce sadece sokakta ve televizyonda gördüğüm eli silahlı, benim üç katım büyüklükte onlarca polis evimize girdiler o gün. Evi didik didik ettiler. Her yere baktılar. Babamı arıyorlar. Bizi ayrı odalara alıp babamı soruyorlar. Ne yapar, ne eder diye. Bizim haberimiz yok. Meğer babamı zaten yakalamışlar. Evi arayıp bizden de laf almaya çalışıyorlarmış. Babam tutuklandı” diyerek daha 9 yaşındayken başlayan zorlu yaşamını gazetemizle paylaşmaya başlıyor.

 

O günden sonra her şey değişti

O yaşlardayken ailenin insan için her şey olduğunu söyleyen Temel, yaşananların bir çocuğun iç dünyasına yüklediği ağır yükü şu cümlelerle anlatıyor: “Dünyadan anladığım her şey aileden ibaret ama artık babam eksik olacaktı o aileden. Hayatımıza cezaevi denilen o şey, ilk o zaman girdi. Her şeyimiz değişti o günden sonra. Ben, annem ve iki ağabeyimle kaldık. Ağabeylerim de benim gibi henüz çocuktu. Evimiz kiraydı. Bizi alıp başka bir eve taşıdılar. Ev okula uzaktı. Okula gidesim de yoktu. Babasızlık bana utanılacak bir şey gibi geliyordu. Her şey çok zordu. Anlamakta da zorlanıyordum. Babam Van Cezaevi’ndeydi ama gidip görecek imkanımız yoktu. Mahkemeden mahkemeye gidebiliyorduk. Mahkemenin ne olduğunu bile bilmiyordum daha. Mahkeme benim için babamı göreceğim gün demekti. Babamı görmeye gittiğimiz bir mahkeme günü babama 6 yıl ceza verdiler. Hem mahkemeleri bitirdiler hem babamı görme umudumu 6 yıl sonraya ertelediler. Dokuz yaşındaydım ve hiçbir şey bilmiyordum. Babamı 6 yıl boyunca göremeyeceğimi zannediyordum. Babasızlığın yüküne ek olarak ekonomik yük de binmişti omuzlarımıza. Annem el örgüleri yapıp satmaya başlamıştı, biz okula devam edelim diye. Evimiz okula uzaktı, saatlerce yürüyordum okula gitmek için. Çocuk aklı işte, arkadaşlarım bu durumu öğrenir diye çok utanıyordum. ‘Bugün sıkıntısız geçsin’ diyordum, başka da bir şey istemiyordum. Günlerim böyle geçiyordu. İnsanlardan korkuyordum, polisten korkuyordum. ‘Acaba yine baskın olur mu?’ diye endişeleniyordum”

 

Babasızlık, korkular ve yollar…

Babasının bir buçuk yıl sonra suçsuz bulunarak serbest bırakıldığını belirten Temel, “Ancak o bir buçuk yıl boyunca neler yaşadığımızı ancak biz biliyoruz” diyerek hayatlarındaki her şeyin değiştiğini söylüyor. “Bir gece bir telefon geldi, telefonun diğer ucunda babam, ‘Bıraktılar beni’ diyordu. ‘Bitti’ dedim kendi kendime. ‘Kötü bir rüyaydı ve geçti’ dedim. Ama geçmemişti. Her şey daha yeni başlıyormuş meğer” derken sesi titriyor Evin’in. 

Genç kadın, hikayesine yer yer duraksayarak, yer yer gözleri dolarak şöyle devam ediyor: “Babam serbest bırakıldı, geldi. Bir ev yaptı bize. Hep beraberdik. İşleri tekrardan toparlamış, rayına sokmuştu. 21 Eylül 2012 günü, sabahın köründe yine basıldı evimiz. Yine babamı yakalamış; evi aramaya, bizden de laf almaya çalışıyorlardı. ‘Ben bu hissi biliyorum’ dedim o an. Aştığım korkularım tekrar başladı. Babasızlık zamanları, zorluklar, korkular, yollar...

 

‘Düşmanın önünde ağlanmaz Evin!’

Evin her tarafını, her köşesini didik didik ettiler. Özele dair hiçbir şey bırakmadılar ve gittiler. Öğleden sonra ağabeyimi arayıp, ‘Aziz Temel elimizde’ dediler. İki günlük gözaltıdan sonra mahkemeye çıkardılar babamı. Ancak evden son çıktığında gördüğüm babam ile sonra gördüğüm babam aynı kişi değildi sanki. Aç ve susuz bırakılmış, işkence görmüştü. Ayakta duracak hali yoktu. Bir insan iki günde nasıl bu kadar değişir, anlamıyordum. Tam ağlayacakken babam bana ‘Sakın!’ dedi: ‘Düşmanın önünde ağlanmaz Evin!’. Anladım ve ‘Tamam’ dedim. Tuttum kendimi. Artık 12 yaşındaydım ve anlıyordum: Biz onurlu bir yoldaydık. O gün bugündür asla düşmanın önünde ağlamadım. Ama ben babamın o halini de asla atlatamadım. Babam tutuklandı, biz de eve geldik.

Televizyonda bir haber, Hakkari’de iki kişinin yakalandığını duyuruyordu. Hakkari’yi kana bulayacaklarmış. Haberin üstüne de babamın görüntüleri konmuş. O görüntü asla silinmedi hafızamdan. O sözü hala atlatamıyorum. Benim babam o kadar merhametli bir adam ki, ‘Nasıl ona yakıştırabilirler bunu’ diyorum. O gün o medyaya güvenilmeyeceğini bizzat yaşayarak da anladım.

Yine zorlu zamanlarımız başladı. Babama birkaç mahkeme sonunda 21 yıl ceza verdiler. Benim yaşımdan daha fazlaydı verdikleri ceza, hesaplayamıyordum. Ben 12 yaşındayım ama babama 21 yıl ceza verdiler. 21 yıl nasıl geçer, bilmiyordum. Hiçbirimiz bununla nasıl başa çıkılacağını bilmiyorduk.

 

  • Bir gün ‘Biz direndik, biz kazandık’ diyeceğiz. Her şeye o günün umuduyla katlanıyorum. Babamız hep uzaktı, hep esirdi ama çok güzel babalık yaptı bize. 10 dakikalık telefonlarda, mektuplarda, görüşlerde babalık yaptı. Hiçbir zaman boyun eğmedi. Bize de boyun eğmemeyi öğretti. 

 

‘Babam içeride, biz de dışarıda direniyorduk’

Ağabeyim 15 yaşında işe başlamak zorunda kaldı. Hem işe gidiyordu hem de okumak zorundaydı. Hepimizin yükü onun omuzlarında kaldı. Ama yetemiyordu bize. Bir öğrencinin çalışarak kazandığı para bir aileyi nasıl geçindirebilirdi ki? O yüzden ben de işe başladım. Annem istemiyordu çalışmamı ama mecbur olduğumuzu da biliyordu. İstemeye istemeye kabul etti. Ortaokuldaydım henüz. Bir ayakkabı mağazasında işe başladım. Ayaklarımızın üzerinde durmak zorundaydık çünkü. Kimseye muhtaç olmamamız gerekiyordu. Babam onuruyla direnirken biz de dışarıda direnmeye başladık. Onu içerde, bizi dışarıda cezalandırmak isteyenlere karşı yapacağımız tek şey buydu. Hepimiz güçlü durmaya çalışıyorduk. Duruyorduk da. Ancak güçlü durdukça birbirimize karşı kapanmaya başladık. En ufak bir duygusallıktan kaçındık hepimiz. Birbirimizden uzak durmaya başladık. Hissettiklerimizi birbirimizden sakladık. Herkes sorumluluğunu yerine getirmeye başladı. Kimse kimseye bir şey anlatmıyordu. Hâlâ anlatamıyoruz hissettiklerimizi.

 

‘3 yıldır babamı göremiyorum’

Babamı hepimiz aynı anda gidip göremiyorduk. Ya ben ve annem ya da büyük erkek kardeşlerim gidiyordu babamın ziyaretine. Dördümüzün beraber gitmesi demek büyük bir para demekti. Hep beraber gittiğimiz çok nadir olmuştur. Babamın da bizim de hayalimiz beraber görüş yapmak ama bunun şartları çok zor. Babamı Van’dan alıp daha önce adını bile duymadığım saatlerce uzaklıktaki Kırıkkale’ye sürgün ettiler. Pandemi başladığından beridir de hiç göremedim. Yani 3 yıla yakındır babamı göremiyorum. Sadece mektuplar ve telefon üzerinden haberleşiyoruz. Annem dahil hepimiz çalışıyoruz. Babamın cezaevi ihtiyaçlarını da gidermeye başladık. Cezaevi bize ayaklarımız üzerinde durmamız gerektiğini öğretti. Genç bir kadın olarak bana daha çok şey öğretti. Artık bir bireydim. Her şeyde söz hakkım oluştu.

 

‘Artık baba-kız değil, yoldaşız’

Babamla ilişkim de değişmeye başladı. Klasik bir baba kız ilişkisi yavaş yavaş kırılıyordu. İlk cezaevi sürecinde anlamlandıramadığım her şeyi anlamlandırmaya başladım. Artık baba-kız değil, birbirimizin yoldaşıyız. Ben onun dışarıdaki eli ayağıyım. Her ihtiyacına koşturmaya başladım. Mektuplaşmaya başladık. Telefon görüşlerinde birbirimize yaşadıklarımızı anlatıyoruz. Babam bana eski cezaevi koşulları ve şimdi içinde oldukları durumu sürekli anlatıp içimi rahatlatıyordu. Babam sayesinde çok şey öğrendim. Bana her seferinde neden içerde olduğunu, buna karşı nasıl durmam gerektiğini, utanmamam gerektiğini tek tek anlattı. Ben böyle toparlandım. Babam bana, içeriden öğretmenlik de yaptı, babalık da yaptı. Cezaevinin duvarları ve aradaki mesafe buna engel olamadı. Kendi ayaklarım üzerinde durmamı öğretti. 12-13 yaşından beri çalışıyorum. Ağabeyim dahil kimseden bugüne kadar tek kuruş almadım.

Babam cezaevindeyken bir amcam kaza sonucu vefat etti. Bu da babam ve bizim için ayrı bir yıkım oldu. Babam cenazeye gelemedi. Haberi bile cezaevi savcısından aldı. Hala o olayın etkisindedir. Amcamın eşini ve çocuklarını da yanımıza aldık. Aynı evde artık amcamın eşi ve çocuklarıyla yaşamaya başladık. Bunun da üstesinden geliriz, dedik. Amcamın vefatı bana, ‘En azından yaşayan bir baban var’ dedirtti. Babam zindanda da olsa yaşıyor ama amcam artık yoktu.

 

Babamla anılarım cezaevinden

Maddi olarak her şey atlatılıyor ama manevi olarak hiçbir şey atlatılamıyor. Hani diyorlar ya ‘Gün geçtikçe insan alışır’ diye ama öyle olmuyor. Gün geçtikçe insan yokluğu daha çok hissediyor. Gün geçiyor, ay geçiyor, yıl geçiyor ama senin babanla hiçbir anın yok. Babamla tek anım mektuplar ve on dakikaya sığdırılmış olan telefon görüşmeleri. Babamla sınırsız bir zamanım yok. Binlerce kilometre öteye gidiyorum, babamı sadece 45 dakikalığına görmek için. Her şey sınırlı. Hiçbir şekilde atlatılamıyor. Ben babamın yokluğunu her geçen gün daha çok hissediyorum.

Şu an bir giyim mağazasında çalışıyorum. Bazen babalar kızlarıyla geliyor mağazaya. Ben onlarla ilgilenemiyorum. Düşünüyorum, bir insanın babasıyla hiç mi bir anısı olmaz. Benim babamla anılarım bir elin parmağını geçmez. Gerisi hep cezaevine dair.

 

‘Bu devlet bana borçlu’

Üniversiteyi kazanıp Urfa’ya gittim. Urfa’ya gitmeden önce babamın ziyaretine gittim. Tüm cezaevi sürecinde ikimizin de yaşadığı en zor görüş günüydü o gün. İkimiz de eksiktik. Ne o benimle gelebiliyor ne ben onsuz gitmek istiyordum. İlk günümde yanımda olsun isterdim. O an hep içimde kalacak. Bana bunu da borçlu bu sistem. Sistem şöyle böyle diye propaganda yapıyorlar. Bazen yemeğe oturuyorum, düşünüyorum. Babamla yemek yediğimi hatırlayamıyorum. Bu sefer babamla yemek yemeyi hayal ediyorum. Siz bana babamla bir yemek yemeyi bile hayal ettirdiniz. Babamla beraber gezmeyi hayal ediyorum ben. İnsan bunları hayal eder mi? Ama ben ediyorum. Bize yaşatılan bu. Biz devletten alacaklıyız. Binlerce çocuk bu devletten alacaklı. Bir çocukluk alacaklıyım. Ben devletten bir baba alacaklıyım, zaman alacaklıyım. Bunu nasıl ödeyecekler?

 

‘En iyi babalığı o yaptı’

Şu an çalışıyorum ve para biriktiriyorum. Tek hayalim, babam bir gün çıkınca onunla yaşayamadığımız şeyleri yaşamak. Sınırı olmayan bir zamanı yaşamak istiyorum. Tek hayalim bu. Babam 15 yılını içerde geçirmiş olarak dönecek ve ben ona bir babanın kızıyla yaşayabileceği her şeyi yaşatacağım. ‘Biz direndik, biz kazandık’ diyeceğiz. Her şeye o günün umuduyla katlanıyorum. Babamız hep uzaktı, hep esirdi ama çok güzel babalık yaptı bize. 10 dakikalık telefonlarda, mektuplarda, görüşlerde babalık yaptı. Hiçbir zaman boyun eğmedi. Bize de boyun eğmemeyi öğretti. Bizi hep eksik bıraktığını, babalık yapamadığını söyler ama asıl babalığı bize o yaptı. Zordur dört duvar arasında boyun eğmeden babalık yapmak ama o yaptı. Ben kendi durumumuza değil, babam ve arkadaşlarının zindanlarda yaşamasına öfkeliyim. Ben kişisel bütün hayallerimi babamın çıkacağı güne erteliyorum. Benim için her şey beş yıl sonra başlayacak. Beş yıl sonraya erteli her şeyim. Beş yıl sonrayı hayal ediyorum. O gün başardık diyeceğiz. Diz çökmedik baş eğmedik diyeceğiz.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.