Bîngol Şewtî’nin Zeki'si

Dosya Haberleri —

Zeki Yıldız

Zeki Yıldız

  • Mücadele etti, yazdı, savaştı ve şehit düştü. Günümüzde artık milyonların tanıdığı ‘Bîngol Şewtî’ şarkısının bestekarı ve kahramanı Zeki Yıldız, Kanî Yado’nun diyarını ölüm uykusundan uyandıran Kürt Rönesans’ının bir öncüsüydü. Îmoş Yıldız, eşi Zeki Yıldız'ın mücadele dolu ömrünü ve bilinmeyen hikayesini Yeni Özgür Politika gazetesine anlattı.

ERKAN GÜLBAHÇE

Dep (Karakoçan) ve çevresi 1960’lardan itibaren politik anlamda hareketli olmaya başladı. Özellikle bu küçük ilçede 1970’lerden itibaren birçok sol fraksiyon ve örgüt faaliyet yürütmekteydi. Bunlardan biri daha sonra PKK adını alacak olan Apocular grubuydu. Apocular, duruşları ve kararlılıklarıyla Dep, Çewlîg (Bingöl) ve çevresinde kısa bir sürede taban bulurlar. Kurdistan Özgürlük Mücadelesi'nin bu sahadaki ilk öncüleri Mehmet Hayri Durmuş, Mazlum Doğan, Delil Doğan, Hüseyin Durmuş, Yıldız Durmuş, Baki Kahraman, Rahime Kahraman, Mehmet Hayri Güler, Zeki Yıldız ve daha nice emekçilerdir. Halkın mücadeleye katılmasında büyük rol oynadılar. Bu ilk gruptan Zeki Yıldız’ın adı geniş kitleler tarafından çok fazla bilinmese de onun üzerine yakılan ‘Bîngol Şewtî’ Kurdistan’ın dört bir tarafında duyuldu. ‘Bîngol Şewtî’nin kahramanı Zeki Yıldız, duruşuyla, mücadelesiyle ve fedakarlığıyla tarihe damga vuran bir devrimcidir. O mücadele etti, yazdı, savaştı ve şehit düştü. Günümüzde artık milyonların tanıdığı ‘Bîngol Şewtî’ şarkısının bestekarı ve kahramanı Zeki Yıldız, Kanî Yado’nun diyarını ölüm uykusunda uyandıran Kürt Rönesans’ının bir öncüsüdür.

 

 Îmoş Yıldız

 

Kurdistan'ın devrimcileriyle tanışır

Zeki Yıldız, 25 Eylül 1953 [1] yılında Dep'in Qumik (Yenikaya) köyünde altı çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu olarak doğar. Babasının Sular İdaresi’nde işe başlamasıyla birlikte 10 yaşındayken ailece Çewlîg'e taşınırlar. Orta ve liseyi Çewlîg’de okur. Zeki, 1972’de Ankara’ya giderek Ankara Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’na başlar. Ankara’da devrimci gençlik hareketleri ile tanışır ve onların düşüncelerinden etkilenir. 1974 yılında henüz yeni filizlenmeye başlayan grup aşamasındaki Kurdistan Devrimcileri yani Apocular grubuyla tanışır. Bu grupla tanışmasında çok sevdiği çocukluk arkadaşı Hayri Durmuş’un etkisi olur. Çok geçmeden 1976 aralığında tutuklanır ve iki ay cezaevinde kalır. Zeki ölmeden önce yazdığı son mektubunda bu tutuklamasından bahsederken kaldığı hücrenin çok nemli ve havasız olmasından dolayı böbrek hastalığına yakalandığını bu hastalığından dolayı zamanla böbreğinin iltihaplanarak iflas ettiğini yazar. Cezaevinde çıktıktan sonra kaldığı yerden daha kararlı bir şekilde mücadeleye devam eder. Ancak babası vefat eder. Ailenin en büyük çocuğu olarak ailesine bakmak için Çewlîg'e geri dönmek zorunda kalır.

Evleri partinin evine dönüşür

Bir yanında Kurdistan Özgürlük Mücadelesi ve bir yanında ailesi vardır. 1978 yılında Zeki ile Îmoş’un evlilik hazırlıkları başlar. Ancak düğüne sayılı günler kala Zeki ortadan kaybolur. Bir telaş başlar, Îmoş buna bir anlam vermez. Düğünde kısa bir süre önce Zeki çıkıp gelir. Herkes derin bir nefes alır ve düğün gerçekleşir. Düğüne, o dönem Dep, Çewlîg ve Dersim bölgesinde çalışma yürüten birçok yoldaşı katılır. Îmoş ilk defa o gün Sakine Cansız ile tanışır. Îmoş, düğünden önce Zeki’nin Hakki Karer’in mezarını yapmak için gittiğini ve bu yüzden ortadan kaybolduğunu düğünden sonra Zeki’nin anlatımıyla öğrenir. Genç çiftin evi partinin evine dönüşür. Mehmet Hayri Durmuş’un kardeşi Ayten, ''O dönem bizim evimiz çok yoğundu Çewlîg’e gelen bütün arkadaşlar bize uğrardı. Ama Zeki’nin evi çok daha yoğundu. Adeta bir karargah gibiydi herkes oraya mutlaka uğrardı'' diye anlatır.

Zûhat 4 aylıkken vefat eder

Îmoş, o dönem maddi sıkıntılar nedeniyle bazen eve gelen arkadaşlara yiyecek bir şeyler hazırlamak için o an evde bulunan her arkadaşın cebindeki son kuruşları vererek zor bela yiyecek bir şeyler satın aldıklarını anlatıyor. Her şeye rağmen Îmoş yoldaşlarına çok bağlıdır. Kendisine ne denirse onu yapar. Gizliliği esas alır. Bir gün bir arkadaş parti tüzüğünü getirerek Îmoş’un saklamasını ve kimseye anlatmamasını ister. Îmoş tüzüğü saklar. Hatta Zeki’ye dahi söylemez. Bir hafta sonra arkadaş gelip tüzüğü alınca Zeki bunu görür. Zeki, Îmoş’a dönerek, ''Neden bundan haberim yok deyince'', Îmoş ''Arkadaş kimsenin haberi olmasın dediği için sana söylemedim'' diyecek kadar yoldaşlığı esas alır.

Zeki sürekli mücadele içindedir, politik çalışmalarını hiç aksatmaz. 1978’in sonunda tekrar tutsak düşer. Dört ay cezaevinde kalır. Bu sırada Zûhat adında bir kızı olur. Ancak Zeki yanında yoktur. Zeki cezaevinde çıktıktan kısa bir süre sonra Zûhat, 4 aylıkken vefat eder.

Serxwebûn'un ilk sayısı...

Zeki, Kurdistan Özgürlük Mücadelesi'nin yılmaz bir ferdidir. Halkının özgürlüğünden bir mihenk taşı rolünü oynar. Serxwebûn gazetesinin ilk sayısı Zeki’nin evinde hazırlanır. Gazetemize konuşan Zeki Yıldız'ın eşi Îmoş, Serxwebûn gazetesinin ilk sayısının hazırlanışını şöyle anlatıyor: “Gürcü adında bir arkadaş yazıları okuyor, Zeki de daktilo ile yazıyordu. Yazılma süreci bir hafta, belki de daha fazla sürdü. Yazılma sürecinde Gürcü evden ayrılınca, Zeki benim okumamı istedi. Ben de ‘iyi okuyamıyorum’ deyince ’sen oku ben anlarım’ dedi. Zaman zaman daktiloyla yazarken hatalar oluşuyordu. Daktilo silgisi olmadığı için bir arayış içerisine girdiler. Ben de ‘evde bir boya var bunu deneyelim’ deyince, hatalı yerleri o boyayla boyadıktan sonra yeniden yazılıyordu. Serxwebûn yazıldığı süreçte ne yaptığımızı görmesinler diye kimseye kapı açmıyorduk. Hatta evde olduğumuzu görmemeleri için perdeleri çekip çok sessiz davranıyorduk. Hiç unutmam bir gün birisi ısrarla zile bastı evde olduğumuzu anlamasınlar diye yerimizde kıpırdamadık. O gün yemeğim ocakta yanmıştı. Yazılım süreci bittikten sonra Zeki, Dersim’e götürerek matbaada bastırdı. Valizler içinde geri getirdi. Getirdiği gün Hüseyin Durmuş’un düğünüydü. Serxwebûn’un etrafı kesilmemişti. Bütün gün jiletle etraflarını kesti. Bunu neden yaptığını sorunca, ‘Düğüne Mehmet Hayri Durmuş geliyor ona göstereceğim’ diyerek mutluluğunu ifade ediyordu.’’

Hüseyin ve Zeki dağın yolunu tutar

Hüseyin Durmuş daha sonra valiz içindeki Serxwebûn gazeteleriyle birlikte Çewlîg'de yakalanır. Ancak Serxwebûn gazetelerine bakan polis bir şey anlamaz ve Hüseyin’i serbest bırakır. Hüseyin bu olaydan sonra dağın yolunu tutar. Îmoş’un ailesi Avrupa’dadır. Zeki’yi Avrupa’ya götürme önerisini yapar. Zeki bunu kabul etmez. Yüreği dağlarda atmaktadır. Haki Karer yoldaşına sözü vardır. Bir an önce Haki’nin hayallerini gerçekleştirmek için mücadelesini daha üst boyuta taşımaya karar verir. Ve bir gün Îmoş’a dağa gitme kararını açıklar. Îmoş ise ikinci çocuğuna hamiledir, ''Çocuğun olacak, bizi bırakıp nereye gidiyorsun” dese de Zeki’nin kararına pek direnmez.  Zeki kararını vermiştir, hiç tereddüt etmeden dağın yolunu tutar ve bir daha eve geri dönmez.

Zeki dağa gidince aile tarafında Zeki’nin kararına karşı çıkmadığı, bilakis desteklediği için Îmoş suçlanır, hedef tahtasına konur. Ancak Îmoş bu suçlamalara kulak asmaz. Zeki gittikten sonra da Îmoş hiçbir zaman mücadeleden kopmaz. Anne olmayı beklerken bütün zorluklara rağmen sürekli bir çalışma içerisindedir. Îmoş, "Zeki gittikten sonra hiç eve uğramadı. Ama zaman zaman farklı yerlerde kendisiyle görüşüyordum. Bazen kalacak ev ayarlıyordum. Bir gün bir arkadaşın evini ayarladım. Ama Zeki gidince kapıyı açmakta zorlanıyor ve görenler kendisini şikayet ediyor. O gece 45 cemse asker gelip evi sarmıştı. Zeki ağır hastaydı ve her yerde aranıyordu" diyerek o dönem yaşananları anlatıyor.

Hem bir eş hem de bir yoldaş

Doğan çocuğuna daha önce birlikte çalışma yürüttüğü ve çok sevdiği Haki Karer’in isminin yanına Civan ismini ekleyerek, Haki Civan adını koyar. Baba yüreğidir dayanmaz, zaman zaman Îmoş’a haber salar Haki’yi görmek istediğini söyler. Kuytu bir yer belirlenir ve Îmoş alır Haki’yi yanına Zeki’yle buluşmaya gider. Îmoş’a Zeki’yi soruyorum. Hem bir eş hem de bir yoldaş olarak gördüğünü belirtiyor. Çok zeki ve çok öngörülü, sevecen, şakacı, iyi eğitimli olduğunu söylüyor ve ekliyor: ''Şimdiki gençliğin imkan ve olanaklarına bakıyorum, bir de Zeki’nin o dönemki imkan ve olanaklarını göz önünde bulundurarak Zeki’nin geldiği noktayı, siyasi bilincini ve politik hafızasını göz önüne getirdiğimde gıpta ile bakıyorum kendisine. Konuşmasını iyi bilen ve muazzam eğitimli bir insandı. Topluma hitap etmesini çok iyi beceriyordu.''

 

* * *

Îmoş’un gözünden ilk kadrolar

Zeki ve Îmoş Yıldız’ın evi sürekli devrimcilerle dolup taşar. Îmoş, bazen Zeki’nin kendisine haber göndererek akşama beş veya on kişinin eve geleceğini söylediğini ifade ediyor. Îmoş o günleri şu sözlerle anlatıyor: ''Zaman zaman o kadar arkadaş evde buluşuyor ki yemek sofrasında oturacak yer kalmıyordu. Birçok gece yer olmadığı için kadın arkadaşlarla aynı yatağı paylaşmak zorunda kalıyordum."

O dönem tanıdığı arkadaşların bazılarını anlatmasını istiyorum, ''Hangisi anlatayım, o kadar çok kişiyi tanıdım ki'' diyor. En azından birkaçını diyorum ve Îmoş anlatmaya başlıyor. Arkadaşlarını anlatırken zaman zaman gülüyor zaman zaman hüzünleniyor, "Anılarımız hem çok güzeldi hem de çok acıklıydı. Yoldaşlık bağı gerçekten çok güzeldi, hiçbir şey bana yoldaşlık kadar tatlı gelmedi" sözleriyle onları hiçbir zaman unutmadığını belirtiyor.

Mehmet Hayri Durmuş: Aynı köylü olmamıza rağmen Mehmet Hayri Durmuş’u sadece birkaç defa gördüm. Çok sakin, düşünceli ve konuşmayı iyi bilen bir insandı. Her konuştuğu cümleyi düşünerek ve tartarak söylerdi. Zeki de Hayri’yi çok severdi. Hayatında Hayri’nin yeri çok farklıydı. Zeki çocukluktan beri en sevdiği ve değer verdiği bir insandı. 

Sakine Cansız: Duruş ve konuşmalarıyla beni çok etkiledi. Mücadeleye çok bağlıydı. Kendisiyle birçok gece aynı yatağı paylaştık. Konuşma ve tartışmalarına sürekli insanları nasıl kazanıp ikna etmeleri gerektiğini söylerdi. Tek bir hedefi vardı insanları kazanmak. Çok ciddi bir kadındı.

Mehmet Karasungur: Uzun süre bizim evde kaldı. Çok saygılı, çok dürüst ve çok temiz bir insandı. Bizim evde birçok defa çevredeki demokrat insanları toplayarak toplantılar gerçekleştirdi. Konuşurken herkesi ikna etmeye çalışırdı. Öğrencilere ders veren bir öğretmen gibiydi.

Hüseyin Durmuş: Sürekli gelip giderdi. Çok naif ve temiz, örgüte çok bağlıydı. Biraz içine kapanıktı.

Mazlum Doğan: Mazlum çok sakin, sesiz ve ağırbaşlıydı. Bir hafta bizim evde kaldı. Mazlum’u daha önce tanıyordum. Kirlenen gömleği yıkamam için verince, arkadaşlar onu hemşehri olduğumuz için bölgecelikle suçlamışlardı.

Delil Doğan: Delil’i Karakoçan’dayken tanıyordum abimin ve amcamın arkadaşıydı. Çok farklı bir insandı. Çok coşkulu ve espriliydi. Çevresine neşe saçardı. İçinde geldiği gibi konuşurdu. Mazlum ciddiyetiyle Delil ise coşkusu ve esprileriyle farklı dünyanın insanlarıydı. Zeki’nin böbrekleri taş üretiyordu. Zeki taşları daha düşsün diye bira içiyordu. Delil bunu sürekli espri konusu yapardı.

 

* * *

Doğacak yavruya sesleniş!

Zeki, 12 Haziran 1980 tarihinde yazdığı 'Doğacak Yavruma' şiirinde oğluna şöyle seslenir:

Bak yavrum!

Üç beş gün sonra gelirsen dünyaya

Hiç sorma kendi kendine: Ben kimim

Kapat gözlerini, dal derin bir rüyaya

 

Geçmişini gör yavaş yavaş, devrimci gözüyle

Gör zalim Dehak’ın zulmünü

Demirci Kawa’yı gör; elinde gürzüyle

Gör ki nasıl alevlendirdi bağımsızlık ateşinin külünü.

 

Bak Kürdistan dağlarında yanan Newroz ateşine.

Bak bağımsızlık uğruna nasıl da parlar

Ve iyice bak yanı başına şehit düşene

Bak ki göresin Hakiler, Halliler, Cumalar neye yanar. …

 

* * *