Cesaret yeniden bulaşıcı olmalıdır

Ava Neşe KALP yazdı —

3 Haziran 2020 Çarşamba - 13:28

Son günlerde polis ve bekçi şiddetinin, sadece Kürdistan’da değil diğer kentlerde de yaygınlaşmasının anlamı gibi sorular var yanıt bekleyen…

Bunu yapmak için 15 Temmuz AKP, MHP ve Ergenekon konsorsiyumunun iktidarının başladığı tarihe gitmek gerekir. Yani iktidar alanına yaklaşan Türkiye’nin ötekilerine karşı yasadışı güçlerin birleştiği tarihe…

Güç kazandıkça yasal bir partiden bir mafya örgütüne dönüşen AKP ile birleşen bu çeteler, Özel Harp Dairesinin mühendisliğindeki planlamayla, 15 Temmuz’u bizzat organize ederek post-modern bir darbeler süreci başlatmış oldular…

Başından beri mevcut ırkçı, ayrımcı, tekçi yapıyla tasarımlanan TC. aslında İttihatçıların iktidarı kendi rezervelerinde tutmak olarak planladıkları ve dönemin ruhu itibariyle bir ulusa dayamak istedikleri, ancak Kemalistlere nasip olan bir projedir. Anadolu gibi on binlerce yıllık insan çeşitliliğini teke indirerek, ondan tek bir ulus inşa etme, radikal bir devşirmelik projesidir. Osmanlı’nın sadece askere uyguladığı devşirmelik sistemi, bu projeyle daha geniş bir çerçeveyle yani sivil anlamdaki herkesin devşirileceği topyekün bir sisteme dönüştürüldü. “Türk olan”lardan öte kendilerine “Türküm diyen”lerin mutlu olacağı bir sistem.

Bu tasarımın mimarları, Osmanlı döneminde sarayda egemen olan, başta Arnavutlar olmak üzere, Çerkez ve diğer Kafkas, Balkan ülkelerinden devşirilen Müslümanlaşmış azınlıklardan gelenlerdir. Bu aynı zamanda bu azınlıklardan gelenlerin iktidarda olacağını da sağlayan bir planlamadır haliyle. Mustafa Kemal’in kendisinin Arnavut asıllı olduğu da hatırlanırsa ve ondan sonra gelen yöneticilerin üst soylarına bakılırsa, bunun tesadüf olmayacak kadar bir devamlılık içinde olduğu görülecektir. Yani “Ne mutlu Türküm diyene” sadece Türk değil, Türklerin atasını da devşirecek kadar derin bir içerik planlamasıdır.

Bu nedenle Türk ulusu denen şey, etnik bir Türklükten öte, devşirmelik geleneğinin post-modern bir biçimidir. Anadolu’da gayri-Müslümlere, Kürt ve Alevilere saldırtılan, devletle işbirliği yapan bu geniş sivil çoğunluk, etnik anlamda Türk olanlardan çok, kendilerine “Türküm” demek zorunda bırakılan Türk ve Müslüman olmayan geniş yığınlardır. Hayatta kalmak için sadece “ne mutlu Türküm” demenin yetmediği, bunu demeyenleri bertaraf etme ile de görevlendirilen yığınlar… Tıpkı savaşlarda ailelerinden zorla alınan çocukların devşirildikten sonra kendi halklarına saldırttıkları Osmanlı uygulamasında olduğu gibi.

Bu arada, her ne kadar bu geniş yığınlar yedeklenmiş gibi görünse de bu yığınların devletten korktukları kadar devlet de bu yığınların kontrolünü yitirmekten korkmaktadır. Özellikle de Kürt, Alevilerle, Hıristiyanlar, sol, sosyalistlerle ilişkisinin önlenmesi bu yüzden “hayati” bir konudur. Darbe dinamiklerinin işlevi işte bu teması önlemek, böylece geniş bir muhalefetin ve dolayısıyla demokratik bir sürecin oluşmasına engel olmaktır.

Bu nedenle, toplumsal dinamiklerle birlikte ilişkiler normalleşmeye başladığı andan itibaren, devleti işgal eden bu klik derhal harekete geçmektedir. On yıllık darbe periyotları, teknolojinin hızına paralel olarak kısalmış olduğundan, 15 Temmuz darbesinin sadece dört yıl sonrasında “yeni bir darbe ihtiyacı” ortaya çıkmış durumda.. On yıl dörde, muhtemelen bundan sonra iki yıla falan düşecek gibi durmaktadır.

İşte son polis şiddeti, AKP ve Erdoğan’ın darbe çığlıkları, televizyonlarda komşuları tehdit, Kürtlere saldırıların kat sayısındaki artış, kadınlara yönelik saldırılar, genel anlamda ise tüm toplumun tehdit edilmesi bu “darbe ihtiyacı” nedeniyledir.

Bütün bu gürültü, hayatta kalmak için ömrü tükenen çeteler konsorsiyumunun, darbe ve şiddet üreterek hayatta kalma çabasıdır. Toplumu terörize ederek kontrollü kargaşa çıkarmak ve oradan darbeyi güncelleyerek, iktidarlarını sürdürmek niyetinin yansımasıdır.

Yani polis ve bekçi saldırıları bireysel keyfi eylemler değil, tam tersine kendilerine verilmiş komutla yapılan planlı saldırılardır. Amaç:

1. Toplumu terörize ederek muhalif seslerin çıkmasını önlemek.

2. Özellikle yoksullaşma ve ekonomik çöküntünün yol açabileceği toplu hareket etmenin önünü almak.

3. Yaşanan ekonomik ve sosyal çöküntü nedeniyle Türk yoksullarının, Kürt ve Alevi muhalefetiyle birleşme ihtimalini ortadan kaldırmak, bu nedenle en büyük tehdit olan HDP’yi paralize etmek.

4. Kürtlerin sinir uçlarıyla oynayarak sokağa çekmek ve katliamlar geliştirerek darbeyi bunun üzerine bina etmek.

Bu, Avrasyacı ve Ergenekoncuların en favori projesidir. Bu nedenle özellikle mezarlık saldırıları, cenazelerin kaldırıma gömüldüğü bilgisinin sızdırılması, kadınlara, kadın kurumlarına saldırılar, kayyumlar, Kürtçe şarkı dinleyen gencin öldürmesi, Celadet Bedîrxan Kütüphanesi’nin yıkılması vb. gibi olaylar Kürt katliamı yapmak için yapılan kışkırtmalardır. Sokağa çekme çabalarıdır.

5. Çıkardıkları kargaşa ve yapacakları darbe ile daha fazla kamusal kaynağa el koymak, özel mülkiyete çökmek.

Buradan çıkışın anahtarı ise Demirtaş’ın “Cesaret bulaşıcıdır,” “Seni başkan yaptırmayacağız” kampanyalarında olduğu gibi korku eşiğini aşacak etkili söylemler geliştirmektir. Yığınların korkuyla başa çıkmasını sağlamanın en iyi metotlarından biri mizahtır. Mizahın, bu korku söylemini boşa çıkarmanın önemli bir direnme biçimi olduğu unutulmamalıdır. Bana göre HDP’nin böyle etkili bir kampanyaya ihtiyacı var bence…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.