Devinim, değişim ve Bağdat anlaşması...

Ava Neşe KALP yazdı —

13 Ekim 2020 Salı - 22:55

  • Neoliberalizm ihtiyacı olan dünya düzenini devam ettirmek için geldiği aşama, yeni bir lider tipolojisini dayatmaktadır. İhtiyacı olanın alınması için engel teşkil eden ulusal ve uluslararası yasaların bir şekilde aşılması gerekiyor.

Bütün dünyada aynı anda bunu yapamayacakları için, çözüm olarak bu hukuksal engeli bypas edecek liderler temin etmek biçiminde bir çözüme gidildiği anlaşılıyor. Bu liderlere ihtiyaç belirlemek, global ve lokal düzeylerde geliştirilen politikalarla pek ustaca on yıllardır uygulamada. On yıllardır uygulanan politikalarla, “güçlü lider” logosu altında oraya buraya diktatörler yerleştirmeye başlanmış ve bu süreç sistemli bir şekilde devam etmektedir.

Gramshi’nin tanımıyla devlet(ler)in ideolojik araçlarıyla neo-kolonyal sürecin diktatörleri, kendi ülkelerinin ne kadar demokratik kurum ve kuruluş, yasa, geleneği, ve bireyi varsa itina ile ortadan kaldıracak politikaları sistemli ve sürekli bir şekilde uygulamaya devam ettiler ve etmektedirler.  Pinochet’ten, Saddam’a, Hafız-Beşar Esad’tan, El Beşiri’ye, İdi Amin’den Kaddafi’ye, Hüsnü Mübarek’ten,  Mursi’ye, Maduro’dan Erdoğan’a uzanan dünyanın her yeri elverişli diktatörlerle bezenmiş durumda. Hatta Güney Kürdistan’da bile...

İşe yaradıkları sürece sırtları sıvazlananlar, işe yaramaz hale geldiklerinde işleri bir şekilde bitirilip yerine başka diktatörler ikame edilemeye devam edilen süreç, hala tıkır tıkır işlemektedir. Öyle ki artık bu tipoloji yoksul ülkelerin lider tarifidir.

Neoliberalizmin ekonomik sistemi, Kürt masallarında pek bilinen yedi başlı dev gibi sürekli olarak beslenecek alanlar, onu besleyecek kişiler arıyor.  Açlığı, açgözlülüğü ise daha azgınca devam ediyor. Türkiye’de 1980 askeri darbesi ile yürürlüğe konan, önce alıştırması için daha yumuşak görünümlü olan Özal ile, daha sonra on binlerce insanı kaybedecek kadar “becerikli” Çiller-Ağar ekibi, sonrasında onlardan daha mahir olan Erdoğan-Ergenekon ile neoliberal politikalar zirvede .

Şimdi bu talep artık en tepedeki ülkelere ABD, Rusya, Çin, Hindistan ile devam ediyor. Bu gelenek, Batı gibi diktatörlerin hayat bulamadığı güçlü geleneklerde de demokratik kurumların işlevsizleşmesi olarak belirginleşmektedir. Mesela AIHM’in son yıllarda kendi oluşturduğu içtihatla tamamen zıt kararlara imza atmasının anlamı işte budur. Kimse AIHM kararlarından heyecan duymuyor ve eskisi gibi bir anlam yükleyemiyor bu haliyle. 

Son AIHM başkanı, Robert Spano’nun dünyada insan hakları ihlalleri konusunda en kötü üne sahip Erdoğan ile görüşmesi, bu konunun demokratik ülkelerdeki yansımasıdır. Daha önceki zamanlarda olsaydı, bu kadar ağır hak ihlallerinin olduğu bir ülkenin başkanını, bırak ziyaret etmesi, bu ülkenin sınırlarından içeri girmesi bile düşünülemezdi. Üstelik bu kişi diploması sahte olduğu için, seçimlerde hile yaptığı için, demokratik seçimlerde rakiplerini devletin bütün olanaklarını kullanıp ortadan kaldırarak seçimi gasp ettiği için de AIHM’nin asla temas etmemesi gereken bir kişi. Oradaki varlığı ne hukuki ne de meşru…

Amerika’nın mevcut sistemi de bu yeni tipolojideki başkan ile ciddi bir çatışma içinde. Bir yandan mevcut sistem ikinci bir dönem böyle bir başkan tipolojisini kaldıramayacağının sinyallerini veriyor, öte yandan da bu tipolojinin neoliberal politikalardaki elverişliliği hala önemli…

Neoliberalizmin ihtiyaçlarına cevap verecek olan otoriterlik, kısa vadede oldukça elverişli bir mekanizma olsa de, uzun vadede neoliberalizm ism başta olmak üzere hiçbir istemin varlığını sürdürmesine de olanak vermiyor. O nedenle mevcut fiili durum aynı zamanda kapitalizmin yeni bir krizi… Dolayısıyla ortaya çıkan bu çatışmacı iklimin, uzun vadede küresel anlamda yeni bir dönüşüm süreci olarak okunması gerekir.  Küresel anlamda yaşanan kriz ve pandemi sürecinde daha da belirginleşen dönüşüm gittikçe hızlanıyor.

Bu transformasyon sürecini etkileyecek faktörlerin başında halkların mücadelesi gelmektedir. Neoliberalizmin bu diktatörlük inşa sürecinde en büyük ve hatta başarılı projesi olan siyasal İslam, en büyük çöküşünü yaşıyor. Gidişi artık kaçınılmaz olan Erdoğan ile bu süreç daha da hızlanacak ve sanırım tıpkı Nazi avında olduğu gibi bu kez siyasal İslamcılar, daha doğrusu cihatçıların temizliği önemli bir meşguliyet olacaktır.

Başta Kürt siyasal hareketi olmak üzere, bu değişimin öncülüğünü yapanlara karşı ciddi müdahalelerin yapılması da beklenecek olgulardan biridir. Mevcut güçler, bu büyük hegemonyanın denetiminin dışında kalanları ciddi bir tehdit olarak algılamaktadırlar ve özellikle mevcut çöküşün arkasından kontrol edemeyecekleri bu güçleri görmek istemeyeceklerdir. Bu kontrol dışı güçler, özellikle doğaya en vahşi haliyle saldırıların yapıldığı bir dönemde çevre hareketi olarak, kadın düşmanlığı nedeniyle kadın hareketi olarak, her ikisini kapsayan Kürt hareketi, ezilen halkların mücadelesi, COVID19 en çok ölen yoksullar, göçmenler, siyahların oluşturacakları hareketler bu değişimin aktörleri olarak sahnedeler. Dolayısıyla küçük diktatörler ordusu oturup Bağdat’ta anlaşmalar yapadursun, devinim, değişim kaçınılmazdır. Sadece önemli olan bu süreçte daha kararlı durmak.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.