Dilan Sineması’yla 65 yıl

Toplum/Yaşam Haberleri —

28 Nisan 2021 Çarşamba - 21:00

  • Yapıldığı dönemde Ortadoğu ve Balkanların en büyük sineması olma özelliğini taşıyan ve İtalya'dan getirtilen Ermeni mimar Sarrafyan tarafından 3 katlı olarak opera binası tarzında inşa edilen Dilan sineması kompleksi, Amed'in 65 yıllık tarihine tanıklık etmiş bir yapı.

YILMAZ KAYA

 

İnşaatı Kayseri asıllı ve İtalya'dan getirtilen Ermeni mimar Harun Sarrafyan tarafından yapılan Dilan sineması kompleksi 1956 yılında açıldı. 1900 kişilik oturma kapasitesi ve 77 adet locası bulunmaktaydı. Büyük bir alt salonun hemen karşısında opera genişliğinde bir sahnesi bulunmaktaydı. 18 metrelik perdesi ile Türkiye'deki en büyük perdeye sahipti. Büyük bir gösterişle açılışı yapılan Dilan sineması, sonraki gün büyük gazetelerin 'Balkanların en büyük sineması' diye manşetlerine taşınmıştı. Sinemanın açılış filmi William Holden'in 'Piknik' adlı filmiydi.

Dilan Sineması 1960'lar

Biletler yıllık kombine halinde satılırdı

60'lı yıllarda gösterdiği filmler ile Amed'in tek eğlence mekanı olan Dilan, Salı ve Cuma günleri kadınlar matinesini hayata geçirmişti. Aynı şekilde Cumartesi günleri de öğrenciler indirimli olarak film izlerdi. Sinemaya halkın gösterdiği ilgi bir hayli fazla olduğundan arka sıralardan öne doğru 11 sıralık biletler kombine olarak yıllık şekilde satışa sunulur ve bir haftada tükenirdi. 60 ve 70'li yıllarda yapılan film galalarına filmlerde oynayan aktör ve aktristlerin katılması izdihama neden olurdu. Günde 4 seans yapılır ve her seansa da en az 700-800 kişi izlemeye gelirdi. Bazen 1900 kişilik salon tümden dolar ve yer kalmazdı.

Dilan Sineması 1970'ler

Faytonlarla tanıtım yapılırdı

Dilan sinemasında vizyona girecek filmlerin tanıtım afişleri bin panoya yapıştırılır ve faytonlarla gezdirilerek şehirde dolaştırılırdı. Aynı şekilde yine panoya yapıştırılan afişler, iki çalışan tarafından megafon eşliğinde mahallelerde gezdirilir ve gelecek filmin tanıtımı böyle yapılırdı.

1960'larda gösterilen kült filmlerden "Kazablanka", "Rüzgar Gibi Geçti", "Dönüşü Olmayan Yol", "Kleopatra" gibi filmler izdihama neden olur, biletler günler öncesinden ayrılırdı.

80'lerden sonra ise Yılmaz Güney'in filmleri en rağbet gören filmlerdendi. Daha sonra gösterime giren "Sürü", "Mem û Zin" ve "Eşkiya" filmleri de aynı coşkuyu gördü.

1974'te Türkiye'ye televizyonun gelmesine rağmen, Dilan sineması popülerliğini 1990'lı yılların sonuna kadar sürdürdü.

Dilan Sineması 2000'ler

İlk Newroz burada kutlandı

Dilan sineması, oynattığı filmler ile sol kimliği yansıtırken, o dönemlerde birçok parti, STK ve örgütlerin konferans, kongre ve seminer merkeziydi aynı zamanda. Kongre ve konferans salonları kentte olmadığı için, o tarihlerde tek adres Dilan sinemasıydı. 1980 yılında sinema salonunu kiralayan Kürt gruplar burada ilk Newroz'u kutlarlar. Tabi sonraki gün sinemaya polis baskını yapılır ve sinemada çalışan müdür ve çalışanlar gözaltına alınırlar.

Aynı yıl, iddiaya göre sinemada gösterilen sol içerikli bir filme tepki gösteren sivil giyimli bir yüzbaşı, izleyicilerden biri tarafından öldürülür. Bu cinayetin ardından yine sinema müdürü dahil tüm çalışanlar gözaltına alınır ve tutuklanır. Sinema müdürü 6 yıl cezaevinde yattıktan sonra beraat eder.

 

Kompleks içindeki HEP bombalanmak istendi

1990 yılında kurulan Halkın Emek Partisi’nin (HEP) Amed il binası, Dilan sineması kompleksinin güneydoğusuna bakan son katındaydı. Mayıs ayında cezaevindeki siyasi tutsakların da af kapsamına alınıp serbest bırakılması için başlatılan açlık grevleri de İl Başkanı Vedat Aydın'ın öncülüğünde il binasında yapılıyordu.

İç hesaplaşma sonucu tasfiye edilen Binbaşı Cem Ersever ve bir grup itirafçı, bu tarihte HEP binasını bombalamak ister. Ancak polis ile JİTEM arasındaki 'alan' kavgası nedeniyle bu gerçekleşmez. Dönemin Emniyet İstihbarat Şube vekili Hanefi Avcı, yazdığı "Haliç'te Yaşayan Simonlar" adlı kitabının 188. sayfasında şunları yazar: "Cem Ersever, bir müddet sonra iki itirafçı ve bir arkadaşıyla (bunlardan bir tanesi sanıyorum A.A. (Abdülkadir Aygan) idi, önce itirafçı olup devlete sığındı, devlet içindeki yanlışları da gördükten sonra yurt dışına çıktı, orada hem PKK hem de bu olaylarla ilgili tarafsız ve kapsamlı bilgi ve gözlemlerini çeşitli gazetelere anlattı) yanımıza geldi; dört kişilerdi. O zamanki HEP adlı partinin binasında açlık grevleri yapılıyordu ve polis açlık grevlerinin olduğu yerde bekliyordu.

 

 

'Polisleri çekmemizi istedi'

Binanın yakınlarına patlayıcı madde koymayı düşündüklerini, herhangi bir polisin veya bir devlet görevlisinin zarar görmesini istemediklerinden oradaki polisin çekilmesini, bu konuda yardımcı olmamı istediler. O gün uzun uzun konuştuk, böyle bir şeyin olamayacağım, bu yolun doğru olmadığını kendisine dilimin döndüğünce anlattım. Cem hararetle bu tür şeylere taraftardı. Aslında o zamanlar yeni gerçekleştirilmiş bazı infazlar vardı ama onların yaptığını pek tahmin etmiyordum. PKK'nın legal yayını görünümündeki bir dergi yayınlanıyordu. Derginin bulunduğu binaya gidilerek dergi tahrip edilmiş ve buraya patlayıcı madde konmuştu..."