Dünya sadece pencere kadar değil
Kadın Haberleri —

Xezna
- Onlar, hem savaşın hem de toplumun iki kat yükünü omuzlayan engelli kadınlardı. Her şey bir anda olmadı; ama yavaş yavaş. Bir kapı aralandı. Ve kadınlar, ilk kez kendi hayatlarına doğru yürüyebileceklerini hissetti.
- Amûdêli bir kadın: “Kızımın tekerlekli sandalyesi yoktu. Onu pencereden dışarı bakarken görürdüm. Dünya sadece o pencere kadardı onun için.” Bu cümle, savaşın değil toplumun yarattığı engelin özetiydi.
MERAL MELTEM TİRYAKİ/ HESEKÊ
Engelli bir kadın olmak, dünyanın birçok yerinde erken öğrenilen bir geri çekilme halidir. Onu engelli kılan şey çoğu zaman bedeni değil, toplumun ona biçtiği sınırdır. Sokak dar gelir, okul uzak kalır, kalabalık bakışlar ağırlaşır. “Yapamaz” kelimesi, çoğu zaman adından önce söylenir. Ortadoğu’da bu yük daha da erken omuzlara biner. Kader denir. Sabır denir. Ama kimse engelli bir kız çocuğuna “Ne istiyorsun?” diye sormaz. Çünkü cevap, düzeni rahatsız edebilir.
Suriye’nin kuzeyinde, savaş öncesi yıllarda engelli kadınların hayatı çoğu kez evin dört duvarı arasında geçiyordu. Yürüme engeli olan bir kadın, çoğu zaman “yük” olarak görülürdü; eğitim hakkı, çalışma alanı ve sosyal yaşamı neredeyse yok sayılırdı. Aileler utandıkları için değil, toplumun bakışından korktukları için kadınları saklamayı seçerdi. Rojava da uzun yıllar bu sessizlikle yaşadı.
Sonra zaman değişti. Yıkılmış binaların gölgesi bile yaşananların ağırlığını hala taşırken, o gölgelerin içinden yürüyen ya da yürümek için mücadele eden kadınlar birçok şeyi değiştirdi. Onlar, hem savaşın hem de toplumun iki kat yükünü omuzlayan engelli kadınlardı. Her şey bir anda olmadı; ama yavaş yavaş. Bir kapı aralandı. Bir yol görünür oldu. Ve kadınlar, ilk kez kendi hayatlarına doğru yürüyebileceklerini hissetti.
Savaşın değil toplumun engeli
Savaş birçok şeyi yıktı ve bazı zincirler bu yıkıntının altında kaldı. Rojava’da kadın devrimi, yalnızca silahlı mücadeleyle değil; yaşamın yeniden örgütlenmesiyle, görünmeyenlerin görünür kılınmasıyla ortaya çıktı. Engelli kadınlar için bu, çoğu zaman sessiz ama derin bir dönüşümdü. Özerk Yönetim’e bağlı Sosyal İşler Kurumu bünyesinde açılan özel eğitim merkezleri ve okullar, engelli çocuklar için yalnızca birer sınıf değil; kamusal alana açılan ilk kapı oldu. Bu merkezlerde verilen eğitimler, çocukların dünyayla bağını güçlendirirken, ailelerin de “saklama” refleksini yavaş yavaş çözmeye başladı.
Bir keresinde Amûdê’de yaşlı bir kadın şöyle demişti: “Kızımın tekerlekli sandalyesi yoktu. Onu pencereden dışarı bakarken görürdüm. Dünya sadece o pencere kadardı onun için.” Bu cümle, savaşın değil; toplumun yarattığı engelin özetiydi.
Yarım kalan adımların tamamlandığı yer
Qamişlo’da bir öğle vakti, küçük bir atölyede çalışan görme engelli Hevin, tezgâhın başında dokuma yaparken şöyle demişti: “Eskiden ben karanlıktım, dünya değil. Şimdi dünya karanlık olsa da ben yolumu buluyorum.” Hevin’in elleri kumaşın üzerinde ilerlerken, sanki hem geçmişin hem geleceğin düğümlerini çözüyor gibiydi. Hayal edebilmenin uçsuz bucaksız gücünü ve hayal edip başarabilme arzusunun yol göstericiliğini hatırlatıyordu. Onun çalıştığı atölye, Kongra-Star’a bağlı Nûdem’in açtığı alanlardan biriydi. Burada kadınlar yalnızca üretmiyor; kendi emekleriyle ayakta durmanın, kendi yaşamlarını kurabilmenin deneyimini yaşıyorlardı.
Sema ise 19 yaşında, duyma engelli. Dördüncü sınıftan sonra okul kapıyı kapattığında, Sema bunu bir son gibi yaşamadı. “Anlamıyor” denmişti ama Sema anlamaktan vazgeçmedi. Evde öğrendi. Bakarak, tekrar ederek, deneyerek… Daha sonra Nûdem’in desteklediği mesleki eğitim programlarından biriyle kuaförlük eğitimi aldı ve çalışmaya başladı. Onunla yan yana durduğunuzda sessizlik eksiklik gibi gelmez. Aksine, insanın içini açan bir boşluk gibidir. Gözleriyle anlatır. Ellerini kullanırken acele etmez. Sanki hayatla bir anlaşma yapıyordur. Tüm seslerin ritmini kadınların saçlarında ahenkli bir dansa dönüştürerek, “Onların duyamadığı, benim duyduğum dünyayı yaratıyorum” der gibidir.
‘Şimdi okul bana geliyor’
Xezna 41 yaşında, yürüyemiyor. Ama onun yolu hiçbir zaman kısa olmadı. Devrimden önce okulu bırakmak zorunda kaldı. Mesele yalnızca ulaşım değildi; okul onu kabul etmedi. Sınavlara girdi ama diploma verilmedi. Engel, resmi bir gerekçeye dönüştürüldü. Uzun süre bekledi Xezna. Ama bu bekleyiş vazgeçmek değildi. İçeride bir şey hep ayakta kaldı.
“Onlar beyinlerindeki engellerle yaşaya dursunlar, ben düşüncem ve inadımın arzusuyla başarırım” dedi. Devrimden sonra Kürtçe öğrenmeye başladı. Zorlandı ama bırakmadı. Üniversite okudu. Öğretmen oldu. Bugün bir okulun müdürü. Her gün 600 öğrencinin hayatına dokunuyor. “Ben okula gidememiştim” diyor ve ekliyor: “Şimdi okul bana geliyor.” Xezna’nın gülüşü sessizdir. Bağırmaz. Ama kalır.
Kendi ufuklarını çiziyorlar
Rojava’da engelli kadınların yarını hala zorluklarla dolu. Ama artık o zorluklar tek başına taşınmıyor. Özerk Yönetim Sosyal İşler Kurumu’na bağlı rehabilitasyon merkezleri, özel eğitim okulları ve psikolojik destek birimleri; engelli çocuklar, gençler ve kadınlar için yalnızca hizmet sunmuyor, yaşamla yeniden bağ kurmanın yollarını açıyor. Kongra-Star’a bağlı Nûdem Engellilerle Yardımlaşma ve Dayanışma Örgütü’nün kurulmasıyla birlikte kadınlar yalnız olmadıklarını daha güçlü hissetti. Burada kimse onlara acımıyor, susmalarını istemiyor. Engel saklanacak bir şey değil; birlikte aşılacak bir gerçeklik olarak ele alınıyor. Eğitim çalışmaları, mesleki beceri kazandırma programları, çalışma alanları yaratma çabaları ve psikolojik destek mekanizmaları, kadınların yaşamın içinde kalıcı yerler açmasını mümkün kılıyor. Başka kadınlar da var orada. Yavaş yürüyorlar. Ellerini zor kullanıyorlar. “Hayat zaten bizi yeterince bekletti” diyerek her toplantıya erkenden geliyorlar. Asıl değişim, toplumun bakışında ve kadınların iç seslerinde saklı: “Ben yapabilirim. Ben varım. Ben geleceğimi kendim yazacağım.”
Kendi olmayı ertelemeyen kadınlar
Bugün Rojava’da engelli kadınların ister bir bastonun ucuyla, ister bir tekerleğin izinde, ister protez bir bacakla attığı her adım; yaşamın sessiz kalan yerlerini tamamlıyor. Artık bazı kadınlar yalnızca hayata tutunmuyor. Hayatın içinde yer açıyor. Onlar sadece kendi bedenleriyle değil, bütün bir toplumun geleceğiyle yürüyorlar. Çünkü engelli kadınların direnci, bu coğrafyanın en sessiz ama en güçlü devrimlerinden biri.
Bu bir başarı hikayesi değil; kendi olmayı ertelemeyen kadınların hikayesi. Ve belki de en çok şunu söylüyor: Güç, gürültüyle gelmez. Bazen sessiz bir ısrarla, bazen her sabah yeniden kalkmakla, bazen de sadece “buradayım” demekle büyür. Rojava’da devrim, sessizliğin kader olmadığını fısıldadı. Engelli kadınlar için bir başlangıç oldu. Ama yetmez. Çünkü özgürlük, yalnızca kapı açmak değildir. O kapıdan geçebilmeyi mümkün kılmaktır.















