- Tate Modern’deki “Frida: Bir İkonun Doğuşu” sergisi, Kahlo’yu küresel bir fenomene dönüştürürken sermaye onun imgesini mumdan hijyenik pede kadar yüz binlerce kitsch üründe satışa sundu. Kapitalizm, sanatçının mirasını büyük bir ticari soyguna dönüştürdü.
TİJDA YAĞMUR
Tate Modern’de bu hafta açılan “Frida: Bir İkonun Doğuşu” sergisi daha kapılarını açmadan tarihe geçti. 50 binden fazla ön bilet satışıyla rekor kıran sergi aynı zamanda Kahlo’nun hem nasıl küresel bir “fenomene” dönüştüğünü hem de sanatın nasıl ticaretleştiğini sorguluyor.
Aslında uzun yıllardır Frida Kahlo’nun portreleri bugün sadece müzelerde değil kapitalizmin vitrinlerinde dolaşıyor. Yüz binlerce ürün; mumlar, tişörtler, hatta hijyenik pedler üzerinde Kahlo’nun yüzü kullanılıyor.
Frida Kahlo’nun geçen yıl bir oto portresi kadın sanatçılar arasında en pahalı eser rekorunu kırdı. Ne var ki asıl para, orijinal eserlerden değil onun imgesinin endüstriyel üretiminden kazanılıyor. Bu durum, sanatın özgünlüğünü ve politik derinliğini aşındıran sistematik bir metalaştırma sürecinin tipik örneği.
Kahlo, feminizmi ve engelliliğiyle marjinalleşmiş, ötekileştirilmiş kesimlerin önemli simgelerinden. Ancak bu eleştirel ve isyankar miras, bugün “güzel” ambalajlarla pazarlanıyor. Sermaye, Kahlo’nun acısını estetize edip, direncini ise masum bir “güçlü kadın” klişesine indirgiyor.
Oysa Kahlo’nun mirası, isyan, feminizm ve dayanıklılıktır. Ancak kapitalist kültür endüstrisi, bu mirası kitsch objelere dönüştürerek asıl gücünü boşaltıyor. Sanat piyasası ve tüketim kültürü, Kahlo gibi radikal ve mücadeleci isimleri “sevilebilir” metaya çevirirken, asıl sorgulanması gereken kapitalist sistemin soygunu.
Sanat, direnişin aracı olmaktan çıkıp raflardaki süs eşyasına dönüştüğü sürece, ne Frida’nın acısı ne de mücadelesi gerçekten hatırlanmış olacak. HABER MERKEZİ