Güney’in ihtiyacı savaş değil demokrasidir

Forum Haberleri —

12 Eylül 2021 Pazar - 23:00

  • KDP bazı devletlere ve güçlere dayanarak Kürtler arası savaşı körüklüyor ve süreçten güçlü çıkacağını hesaplıyor. Anlaşılan kendisine verilen sözler var. Ancak kardeş kanı üzerinden hiçbir toplum özgürlük ve demokrasiye kavuşamaz. 

ZEKİ AKIL

Güney’deki durum giderek garipleşiyor. KDP ısrarla Türk devletinin yanında savaşa girmek istiyor. Buna Güneyli güçleri dahil etmek için uğraşıyor. Tek başına gerillaya karşı savaşa katılırsa Kürdistan’da tepkilerin merkezi olacağını biliyor. Ama hükümeti katarak, yani diğer partileri yanına alırsa o zaman kendisini kamufle etme olanağı bulacak. Mevcut durumda Güney’de hükümet bir koalisyon hükümetidir. KDP tek başına hükümet değil. KDP bu oyunları çevirirken hükümet nerede, ne iş yapar diye sormak gerekiyor. İşte gariplik burada.

KDP, Mexmûr’a ambargo uyguluyor. KDP, Irak’la anlaşma yapıp Şengal’in özerkliğini tasfiye etmek istiyor. YNK ve diğer partiler bu konuların içinde değil. En azından öyle yansıtıyorlar. Ayrıca Güney’deki bütün partiler Kürtler arası bir savaşa karşı olduklarını ve sorunların diyalogla çözülmesini istediklerini belirtiyorlar. Hangi partiye sorulsa Kürtler arası birlikten yana olduklarını da vurguluyorlar. Ulusal birliğe karşı olduklarını söyleyen yok. Buna rağmen ulusal birlik sağlanamıyor. KDP gerillaya karşı güç yığmaya ve üslenme alanlarını kuşatmaya devam ediyor. Şimdi de pusular kurarak gerillaları katletmeye ve tek yanlı bir savaş başlatmaya girişmiş durumda. 

Güney’de siyasi alan adete dağılmış, işlevsiz hale gelmiş gibi görünüyor. Partiler rollerini oynayamıyorlar. Toplumu aydınlatma, sorunlarına sahip çıkma ve savaş politikalarına karşı çıkma yerine mikrofon uzatıldığında birkaç söz söylemeyle sınırlanmış bir siyasi sınıf var. Etkisiz ve güçsüz, dağılmış bir siyasi yapı görüntüsü belirgin. Halbuki halkın ciddi ekonomik sorunları var. Türk devleti Güney’i adım adım işgal ediyor. Onlarca askeri üs kurmuş. Köyler sürekli saldırı altında, boşaltılıyor. Çok sayıda sivil katledildi, yaralandı. Ormanlar kesiliyor, yakılıyor.

Güney halkı bu kadar etkisiz mi? Yurtseverlik duygusu körelmiş mi? Bu halk uzun yıllar Saddam zulmüne karşı direnmiş, katliamlardan geçmiş, bedel ödemiş bir halktır. Sorun halkta değil. Halk adına konuşan politika yapanlarda. Ayrıca aydınlar, sanatçılar ve toplumda etkili olan çevreler de bu dağınık politik yapıdan nasibini almışlar. Toplum partilerin ve siyasi sınıfın eline bırakılmış gibi. Halbuki bir halkın özgürlük ve demokrasi sorunu sadece partilere ve onların yönetimlerine bırakılacak bir konu değildir. Partileri de etkileyen, politikaların oluşmasında aktif rol oynaması gerekenler aydınlar ve sanatçılardır. 

Güney toplumu örgütsüz bırakılmış. Birkaç partinin olması o toplumun örgütlü olduğu anlamına gelmez. Sivil toplum örgütleri ve demokratik kurumlar zayıf görünüyor. Demokrasi bilinci yine öyle. Toplum örgütlenmedikçe ve demokrasi kültürü gelişmedikçe alan yönetici sınıfa ve egemenlere kalır. Görüldüğü gibi KDP tek başına iktidar olacak güçte bile değil. Ama ülkenin kaderini o belirliyor. Güney’de bir parlamento var. Ama parlamento aktif değil. Hükümette KDP dışında partiler var ama etkileri yok. Güney adeta KDP’ye teslim edilmiş gibi. Halbuki hükümette olan partiler dahil birçok parti ve çevre KDP’nin politika ve uygulamalarından rahatsız. KDP demokratik alanı daraltıyor, iktidarı ve egemenlik anlayışını herkese dayatıyor.

KDP özgürlükçü bir tolumun temsilcisi değil. Basın üzerinde büyük bir baskı var. Kadın hareketleri oldukça zayıf. Kadınlar yaşamın bütün alanlarında yoklar ve önleri açılmıyor. Kadın özgürlüğünü esas almayan hiçbir toplum projesinin başarı şansı yoktur. Kadın toplum yarısını oluşturur. Bu fiziki sayı bakımından böyledir. Ancak kadın sorunu bunun çok ötesindedir. Kadınları özgür olmayan toplumlar asla özgür olamazlar. Kadın özgürlüğü bütün özgürlüklerin anasıdır. Ama Güney’de kadın intiharları çok fazla. Geri toplum alışkanlıkları arkasına sığınan partiler ve yönetim anlayışı çok güçlü.

Körfez ülkeleri bile imajlarını biraz değiştirmeye ve modern görünmeye çalışıyorlar. Ama Güney’de hanedanlık hevesi çok fazla ve çok görünür durumda. Sonradan görmelik almış başını gidiyor. Güney yönetimi güya batıya, kapitalist moderniteye özeniyor. Ama onu doğru dürüst taklit bile edemiyor. İktidara sevdalanma tam bir tapınma düzeyinde. İnsan Güney’deki protokole baktığında bunu rahatlıkla görür. Örneğin Papa, Macron gibi şahsiyetler Güney’e ziyarette bulundular. Basından izledik. Sayın Mesud Barzani, Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani tarafından karşılandılar. Parti başkanı Barzani, Bölge başkanı Barzani, Hükümet başkanı Barzani. Batı’da, burjuva demokrasilerini şöyle böyle uygulayan ülkelerde böyle bir manzarayla karşılaşmak mümkün mü? Tabi ki, değil. Onlar için bu ancak bir şaka olabilir. Ama bunlar Güney’de siyasetin ve yönetim anlayışının günlük uygulamalarıdır. Bunu eleştirenler veya karşı çıkanların başı belaya giriyor.

Güney yönetimi, daha doğrusu KDP, Türkiye ile hangi konularda anlaşmış, neden işgali meşrulaştırmakla meşgul? Bunun ötesinde Güney halkını bir kardeş savaşına neden adım adım çekmek istiyor, bunu bilen kimse yok. Ne parlamentoya ne de hükümetteki diğer partilere bilgi verilmiyor. Bu kurumlar da KDP’den bilgi ve hesap isteyemiyor. KDP bazı devletlere ve güçlere dayanarak Kürtler arası savaşı körüklüyor ve süreçten güçlü çıkacağını hesaplıyor. Anlaşılan kendisine verilen sözler var. Ancak kardeş kanı üzerinden hiçbir toplum özgürlük ve demokrasiye kavuşamaz. İçten tahribata uğramış, güven bağları zedelenmiş ve güçlü değerleri olmayan toplumlar iflah olmazlar. Kürtler de toplum olmaktan çıkmak istemiyorlarsa bu gerçekleri dikkate alarak iç savaşın önünü almalı ve bu tehlikeli oyunlara izin vermemelidirler.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.