Güzelliğin safında yer aldılar

Kadın Haberleri —

  • Güney Kürdistan’da Medya Savunma Alanları’na giderken trafik kazası geçiren enternasyonalist devrimciler Ekin Ceren Doğruak (Amara) ve Uta Schneiderbanger‘in (Nûdem) şehadetlerinin üzerinden 15 yıl geçti. Mücadele arkadaşları Zîlan Diyar Amara‘yı, Şevîn Nûdem ise Uta‘yı Jinnews’e anlattı.

Ekin Ceren Doğruak, 1981’de ailenin tek çocuğu olarak dünyaya geldi. Eğitim ve öğretimini Ankara’da gördü. Ankara Üniversitesi’nde okurken Kürt Özgürlük Hareketi ile tanışarak yurtsever öğrenci yapılanmasında, 1999 Uluslararası Komplo’nun yaşandığı dönemde kararını vererek özgürlük saflarında yerini aldı.

Herkesin kalbine dokunurdu

Ekin Ceren’i düşündüğünde “Acaba unuttuğum, atladığım, zamana yenilen şeyler var mı? Göremediğim bir ayrıntı var mıydı?” diye kendine sorduğunu söyleyen Zîlan Diyar, aradan geçen bunca yıla karşın yeniden yeniden anlatacak bir şeyler bulmayı başardığını anlattı. Zîlan, Amara’yı şu ifadelerle  anlattı: “Amara’nın her acıya dayanacak, gerçeğin acımasızlığında insanı hakikate ulaştıracak, öfkelerden arınıp affederek yoluna devam etmeni sağlayacak, herkesin kalbine dokunacak sihirli bir formülü vardı; empati yapmak. Bağlılığını, inancını, emekçiliğini, alçak gönüllüğünü, maddiyata hiç değer vermediğini ve zekasını ve bu hareketin mayasının onda tuttuğunu hiç sözlerle ifade etmedi. Gittiği evlerde açsa gurur meselesi yapmadan söyler, değilse hatır için bile olsa bir lokma bir şey yemezdi. Kendisini o evin bir parçası gördüğü içindi bu. Ona bir şey vermek istediğinizde ihtiyacı yoksa asla almazdı ama kolunuzdaki saati ya da ayağınızdaki çorabı bile çıkaracak kadar toplumsal düşünürdü. Özenle hazırlanmış bir Kürt sofrasında çorbasından çıkan kılı hiç bozuntuya vermeden çıkarıp yudumlamaya devam ederdi. Yırtık ayakkabılarını görüp de üzülen yurtseverlerin ona ayakkabı alacağını fark edip, karşısına çıkan ilk dükkana girip öylesine bir ayakkabı seçip çıkması (bir süre sonra erkek ayakkabısı aldığını anlasa da) yaşadıklarını, yaptıklarını abartılı bir tiyatro gösterisine çevirmek istemediğinin göstergesiydi. Kapısını çaldığı evlerden kovulduğu da oldu ama biz onun sayesinde trajik yanını değil Amara’nın eve girmek için kapıyı zorlamasını anlatışına gülerdik. Amara inançlıydı ama körü körüne bağlılık ona göre değildi. Anlamaya çalışan, sorgulayan, bilimsel ele alan bir inançtı.

Güzelliğin safında yer aldı

Yaşamın en güzel dili sadeliktir. Bu dili en iyi bilenlerden biriydi Amara. Yaşamı sadece güzellikler, idealler, ilkelerden ibaret görenler bence hakikate halen ermeyenlerdir. Güzelliğin karşısında çirkinlik, ideallere rağmen gerçeğin acımasızlığı, ilkelerin yanında sahtekarca bağlılıklar vardır. Yaşamın döngüsü bu karşıtlıkların kendi içindeki savaşımıdır. Amara bunu genç yaşına rağmen çok iyi kavrayabildi. İçine girdiği bu kavgada karşıtlıkların savaşımını gördü. Ama o hep güzelliğin, ideallerin ve ilkelerin safında yer aldı. Beynini zorladı, öfkelendi, ağladı yeri geldiğinde. Toz pembe bir tablonun içinde olmadığını en erken farkedenlerdendi. Trajik gerçeğimizi ince ve alaylı esprileriyle çekilir kılma konusunda ondan daha usta biriyle karşılaşmadım. Acıya saygısı vardı Amara’nın, fedakarlığa, zorluğa katlananlara. Ama insanların bunları kendi bencilliklerinin üzerini örten bir kredi gibi kullanmasına asla tahammülü yoktu. Her duyguyu hak ettiği kadar gerektiği kadar yüreğinde, zihninde barındırabilmek de büyük bir erdemdir. Öfkesi, sevgisi, umudu, özlemi, acısı olması ve hak ettiği kadar yaşamına yön verirdi. Şimdi anlıyorum ki bize yokluğuyla nasıl başa çıkmamız gerektiğini de anlatmıştı. Süslü püslü sözler, ağdalı laflar etmeden hayatı pay ederken usulca zihnimizin bir köşesine bir davranışıyla bu acıya nasıl katlanmamız gerektiğini anlatmıştı. Affedebilmeyi, öfkelerime yenilmemeyi, sevginin gücüne inanmayı, acıya boyun eğmemeyi ‘o olsaydı ne yapardı’ diyerek öğrenebildim.

Amara bizden bir parça

Amara’yı kime sorsanız size özel bir anı anlatır. Çünkü o kendisinde ne varsa çevresiyle pay ederdi. Paylaştığı herkese kendini özel hissettirir, yüreğini açar ve o anı geleceğe taşırabilirdi. Bunu gösterişe yer vermeksizin öylesine akışkan bir biçimde yapardı ki Amara sizin yüreğinizde özel bir yer edinirdi mutlaka. Neşeli bir şarkı dinlediğinizde, betonların arasından fışkıran arsız bir papatya gördüğünüzde, önünüze konulan bir pudingi gülerek yerken (ben sallanan yemekler asla yemem derdi), bir sokak gösterisinde polis saldırdığında geri çekileyim mi yoksa gözaltına alınmayı mı göze alayım ikileminde kaldığınızda yine gülümsediğinizde (Amara polis gösterilere müdahale ettiğinde kaçmadığından onu kurtarmak isteyen arkadaşlarıyla birlikte kaç kere gözaltına alındığını anlatmıştı. Niye kaçmıyordun diye sorduğumda gururum elvermiyordu demişti) bir kelebek odanızın camından usulca içeri girdiğinde Amara yanı başınızdadır. Yemek yiyişi, gülüşü, gözyaşı dökmesi öylesine yaptığı bir espri bile bize bugünlerde yapmamız gerekeni söyleyen mesajlarla doludur. Hem bende saklı bu anıları olmasa bir gece vakti sigarasından derin bir nefes çekip sohbet ettiği başka bir yoldaşı mutlaka ona dair özel ve anlamlı bir anıyı sizinle paylaşır. Amara birimizden bir parça değil, bizden bir parçadır.”

Tüm insanlar için adalet istedi

Uta Schneiderbanger, 1961’de doğdu. Alman Katolik Gençler Topluluğu’nda yer aldı ancak daha sonra Katolik kilisesinden çıkma ve kendini siyasi ve politik bir şekilde örgütleme kararı aldı. Türk devletinin Kürtler üzerindeki katliamcı politikası onu çok etkiledi. Almanya’da yürütülen faşizm sisteminin ve kapitalist sistemin insan iradesine karşı devam ettiğinin farkına genç yaşında vardı. Bu sisteme karşı mücadele etmeyi seçerek sesini yükseltti.

Uta’yla arkadaşlığına Avrupa’da başlayan Şevîn Nûdem, Uta’nın kişiliğini, mücadelesini anlattı. Uta’nın çocukluğundan beri emekçi ve insan değerlerine sahip bir aile içinde özgür yaşamı öğrendiğini söyleyen Şevîn, yer aldığı Katolik Gençler Topluluğu’nda birçok çelişki yaşadığını, kendini politik örgütleme kararı aldığını aktardı. Şevîn’in anlatımları şöyle: Toplum ve bireyi ayırmaya çalışan sistemlere karşı arayışları vardı. En önemli amacı, tüm insanlar için dünyada adaletinin sağlanmasıydı. Erkeğin kadın üzerindeki egemen yaklaşımlarını kabul etmiyordu.

Faşizme karşı birlik oluşturdu

Uta’nın yaşamı kahramanlıklarla dolu geçti. Türk Devleti’nin Alman silahlarıyla Kürt Halkı’na karşı yürüttüğü savaşa karşı çıktı. Cumartesi Anneleri İnisiyatifine öncülük etti ve annelerle birlikte tutsak olan çocukları için adalet talebinde bulundu. 1990’larda Kürt halkı ile dayanışmak için Kürt kadın örgütleriyle ilişkilendi ve Kürt kadınının özgürlük talebi ile hareket etti. Mücadeleci Uta, tüm dünyada acı çeken kadınları bir araya getirerek, faşizme karşı bir birlik oluşturdu.

2000’li yıllarda demokratik konfederalizmin gündeme gelmesiyle beraber kendimizi nasıl örgütleyeceğimize dair tartışmalar yapıldı. O dönemde Uta, Kürt Kadın Özgürlük Mücadelesi’ne resmi bir şekilde katılım kararı aldı.

Dünya devrimlerinde yaşanan birçok eksikliklerin tekrarlanmaması için birçok araştırma yaptı ve konuya ilişkin görüşlerini paylaştı. Umudu, kadın hareketinin özerk bir şekilde kendini örgütlemesiydi. Kadın Özgürlük Hareketi’nde büyük adımlar atmak ve kadın devriminde öncü militan olmak istiyordu.”

HABER MERKEZİ

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.