Karanlıktan rönesansa; Şengal küllerinden doğuyor
Dosya Haberleri —

Şengal
Êzîdî Kadın Hareketi (TAJÊ) Diplomasi Üyesi Lava Şingalî ile Şengal'deki son durumu konuştuk
- En zor günlerde, dünyanın sessizliğinde, yaşam ile ölüm arasındaki o korkunç anlarda; Dewrêşê Evdî’nin süvarileri gibi on iki süvari Şengal Dağları’na doğru yola çıktı. Herkes kaçarken, yalnız bırakıldığımızda; Apocu savaşçılar bizi yalnız bırakmadı. Geldiler ve katliamı durdurdular. Kim oldukları sorulduğunda, PKK’li hevaller olduklarını söylediler.
- Toplamda 3 bin 504 Êzîdî kadının DAİŞ tarafından esir alındığı bilinmektedir. Bugüne kadar yaklaşık iki bin kadın kurtarılmıştır. Hâlâ esir tutulan Êzîdî kadınların büyük bölümü kimliklerini açıklamaya cesaret edememektedir. Suriye ve Türkiye’de bulunan kadınlar vardır; birçok kadın Arap ülkelerine dağıtılmış, akıbetleri bilinmez haldedir.
- Ne olursa olsun davamızdan vazgeçmeyecek, toplumumuz için aydınlanmayı ve bir rönesansı inşa etmede öncülük edeceğiz. Biz de Önderimizle buluşmaya, kültürel kıyafetlerimizi giymeye söz veriyoruz. Önder Apo’yu davul, zılgıt ve halaylarla karşılayacağız. Onu gördüğümüzde özgürlüğün derin bir nefesini alacağız...
GÜLCAN DERELİ
Şengal, Kürt bilincinde en çok iki önemli efsane ile yer edinir. Biri Dewrêşê Evdî ile Edulê'nin Şengal Dağları'na uzanan destanı, diğeri de kuşkusuz Êzîdî inancı ve temeli olan Meleka Tavus'tur. Kayıtlara göre 73 fermandan geçip bugünlere varan Şengal, modern dönemde bir yara ile daha hafızalara kazındı. DAİŞ, 2014 yılında Şengal'de dünyanın gözü önünde soykırım yaptı. Üzerinden 11 yıl geçse de en çok kadınları hedef alan bu katliamın yaraları tam sarılmadığı gibi kaçırılan binleri aşan Êzîdî kadın ve çocuktan halen haber yok. Ancak yine de Şengal'de o günden bu yana çok şey değişti. Bir nevi küllerinden doğru, kendine yeni bir destan yazdı. Üstelik kadın eliyle... Biz de Êzîdî Kadın Hareketi’nin (TAJÊ) Diplomasi Üyesi Lava Şingalî ile Şengal'in DAİŞ karanlığına cevap olarak yazmakta olduğu bu modern destanı, yaralarını, kayıplarını, bir vaha gibi görünen Şengal'in rönesansını, Sayın Abdullah Öcalan'a gönderdikleri Êzîdî kıyafetini ve mesajını konuştuk.
Fermandan bugüne neler değişti Şengal'de?
2014 yılında Êzîdî topluluğu, tarihte yaşanan en trajik fermanlardan birine, bir soykırıma maruz bırakıldı. En zor ve çetin günlerde, dünyanın sessizliğinde, yaşam ile ölüm arasındaki o korkunç anlarda; Dewrêşê Evdî’nin süvarileri gibi on iki süvari Şengal Dağları’na doğru yola çıktı. Herkes kaçarken, kaderimiz belirsizken, yalnız bırakıldığımızda; cesaret ve fedakârlıkla dolu Apocu savaşçılar bizi yalnız bırakmadı. Büyük bir öfkeyle geldiler ve katliamı durdurdular. Kim oldukları sorulduğunda, PKK’li hevaller olduklarını söylediler.
İşte tam da o günlerde, Önder Apo’nun düşüncelerini ve felsefesini tanıdık. Hayata dair umudumuz yeniden canlandı. Önümüzde tek bir yol vardı; hiçlikten bir varoluş inşa etmek, başka bir ifadeyle kendimizi kendi küllerimizden yeniden yaratmak. Bu kolay değildi. Êzîdî kadınlar bu fermanın en büyük mağdurları olduğu için örgütlenmeye büyük önem verdik. Fermana karşı mücadele ve direnişle cevap vermeye, düşmandan hesap sormaya karar verdik.
Büyük zulme ve şiddete maruz kalan Êzîdî kadınlar, artık kendi özsavunma mekanizmasını oluşturdu. Biraz bununla ilgili neler yaptığınızdan bahseder misiniz?
Êzîdî Kadın Hareketi’ni (TAJÊ) kurduk. Son on bir yıldır kendimizi eğitiyor, Önder Apo’nun fikirleri ve felsefesi üzerine yoğunlaşarak çalışıyoruz. Özerk Yönetim Meclisi kuruldu; Şengal Kadın Birlikleri (YJŞ), Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ) ve Êzîdî güvenlik güçleri oluşturuldu. Tüm bunlar büyük bedeller ve büyük emeklerle hayata geçirildi. Yıllardır meşru savunma temelinde toplumunu ve topraklarını savunan YJŞ, tüm halkları kapsayan bir yapıya sahiptir. Aynı zamanda YJŞ, Irak’taki ilk kadın savunma gücüdür. YJŞ bünyesinde kadın özgürlüğü ilkeleri doğrultusunda askeri ve entelektüel eğitimler günlük olarak sürdürülmektedir. Özellikle Sikêniyê’de, Êzîdî kadınlarının intikamını almak amacıyla gerçekleştirilen YJŞ eylemi büyük bir anlam taşımaktadır. YJŞ, Şengal’den Reqa’ya kadar DAİŞ’e karşı yürütülen mücadelede aktif rol almıştır.
Hala kurtarılmayı bekleyen çok sayıda Êzîdî kadın ve çocuk var. Tam sayı bilinmiyor. Onlarla ilgili elinizde bilgiler var mı?
Toplamda 3 bin 504 Êzîdî kadının DAİŞ tarafından esir alındığı bilinmektedir. Bugüne kadar yaklaşık iki bin kadın kurtarılmıştır. Hala esir tutulan Êzîdî kadınların büyük bir bölümü kamplarda yaşamaktadır ve kimliklerini açıklamaya cesaret edememektedir. Suriye ve Türkiye’de bulunan kadınlar vardır; geçen yıl İsrail tarafından bir kadın kurtarılmıştır. Ayrıca birçok kadın Arap ülkelerine dağıtılmış, akıbetleri bilinmez hâle gelmiştir.
DAİŞ'in zulmüne maruz kalan kadınları iyileştirmek için neler yapıyorsunuz? O kadınları yaşama nasıl katıyorsunuz?
Kurtarılan kadınlar Şengal’e döndükten sonra, özellikle onlar için projeler geliştiren ve önemli bir rol üstlenen Kadın Destek Vakfı tarafından karşılanmıştır. Ancak bu vakfın yetkileri yaklaşık bir yıldır Irak hükümeti tarafından askıya alınmıştır. Kurtarılan kadınların DAİŞ’in yarattığı ağır psikolojik tahribatı aşabilmesi için çeşitli çalışmalar ve eğitimler yürütülmüş olsa da, ne yazık ki kadınların büyük bir kısmı hala derin psikolojik sorunlar yaşamaktadır. Şüphesiz en temel hedeflerimizden biri, tüm Êzîdî kadınları, çocukları ve halkını özgürleştirmektir. DAİŞ’in elinde tek bir Êzîdî kadın ya da çocuk kaldığı sürece, Şengal’de özgürlüğe ulaştığımızı söyleyemeyiz. Özgürlük için savaşıyoruz, ancak kendimizi şu an tam anlamıyla özgür sayamayız. Cinayetlerin yaşandığı bir coğrafyada özgürlükten söz edilemez. Özgürlük kolay kazanılmaz ve kalıcı da değildir. Kadın özgürlüğü için verdiğimiz mücadeleyle biz Êzîdî kadınlar daha da güçleneceğiz. Ne olursa olsun davamızdan vazgeçmeyecek, toplumumuz için aydınlanmayı ve bir rönesansı inşa etmede öncülük edeceğiz.
Uluslararası bir dayanışma gördünüz mü, görüyor musunuz? Ya da yalnız bırakıldığınızı düşünüyor musunuz?
DAİŞ çeteleri Şengal fermanını aniden ve tek başlarına hayata geçirmedi. Bu saldırılar çok geniş bir plan çerçevesinde gerçekleşti. Bu saldırı, emir verilmeden önce Umman’da yapılan gizli bir toplantıda Şengal’in, Kerkük karşılığında satılmasının kararlaştırıldığı kapsamlı bir planın parçasıydı. Başka bir deyişle, birçok güç Êzîdî fermanına destek verdi. Tabii ki infazcılarımızdan yardım dilemeyeceğiz.
Êzîdî fermanının soykırım olarak tanınması ve faillerinin yargılanması için yıllardır kapsamlı diplomatik çabalar yürütüldü. Bugüne kadar 14 ülke Êzîdî fermanını resmen soykırım olarak tanıdı. Ancak bu ülkelerden ya da diğer devletlerden pratik bir destek gelmedi. Şengal’e giderek fermanın gerçekliğini yerinde görmek ve yardım etmek isteyen bazı Êzîdî dostları Irak hükümeti tarafından engellendi; hatta aylarca tutuklu kaldılar.
Şengal'de artık kadınlar daha özgür diyebilir miyiz? Öyle ise biraz nedenleri ve arka planını anlatır mısınız? Irak hükümeti ile ilişkiler hangi boyutta?
11 yıldır Irak hükümeti ve PDK, Êzîdî toplumunun 9 Ekim Anlaşması çerçevesinde güç ve irade sahibi olmasını engellemek amacıyla tüm imkanlarını kullanarak engelleyici politikalarını sürdürmektedir. Irak hükümeti bu fermanı soykırım olarak tanımadığı gibi, Êzîdî toplumunun iradesini de kabul etmemektedir. Bu ve benzeri konularda Irak hükümetiyle belli düzeylerde görüşmeler yapılmış olsa da, pratikte herhangi bir olumlu adım atılmamıştır.
Biz kendi gücümüze ve emeğimize dayanarak elimizden geleni yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Çünkü mezarlarımızı kazanların, daha sonra gelip ölülerimizin mezarlarına çiçek dikmesini bekleyemeyiz. Bu karar gözardı edilemez. Biz büyük bedeller ödemiş, şehitler vermiş bir toplumuz. Gücümüze inanıyoruz ve varlığımızı sonuna kadar savunacağız. Zayıf bir toplum değiliz; ferman öncesi konumda da değiliz. Güç ve irade sahibiyiz. Önder Apo’nun gücüyle örgütlenen bir toplum, en güçlü toplumdur.
Sayın Abdullah Öcalan sizlere gönderdiği mesajda "Ben Êzîdî değilim ama sizlerin acısını ve size ait kimliği kendime dert edindim. Bir daha asla yeni fermanlar yaşamayacaksınız; hiçbir yerde bu zulüm tekrarlanmayacak. Son katliamı gerçekleştirenlerin hesabını sormaktan vazgeçmeyeceğim" dedi. Mesaj Şengal'de nasıl karşılandı? Neler hissettiniz?
Önder Apo, Barış ve Demokratik Toplum sürecindeki tüm zorluklara rağmen Êzîdî topluluğuna birçok değerli mesaj göndermiştir. Bu nedenle yalnız olmadığımızı bilmenin gururunu yaşıyoruz. Ferman günlerinde yalnız olmadığımız gibi, bugün de yalnız değiliz.
Önder Apo’dan gelen her selam, her mesaj Êzîdî topluluğu için çok değerli bir armağandır. Bu mesajlar, bizim için bugünün ve geleceğin yol haritasıdır. Büyük bir heyecan ve sıcaklıkla karşılandı. O anlarda kalplerimiz ve ruhlarımız Şengal Dağları’nı aşarak İmralı’ya ulaştı.
Önder Apo’nun mektubu okunduğunda, beyaz elbiseler içindeki biz kadınlar ve kendi kıyafetleriyle savunma güçlerimiz büyük bir dikkatle dinledik. Önder Apo’nun bizimle konuştuğunu hissettik. Kalbimizden, fermanın sona erdiğini ve yalnız olmadığımızı birbirimize söyledik. O anları yaşamak ve hissetmek kelimelerle anlatılamayacak kadar derindi. Ancak aynı zamanda omuzlarımıza büyük bir sorumluluk da yüklendi.
Şengal'e yönelik mesajında "Göndermiş olduğunuz kıymetli hediyeyi aldım. Bir gün o kıyafetle sizinle buluşacağımıza dair söz veriyorum" diyor. O gün geldiğinde kendisine neler söylerdiniz?
Önder Apo “Size söz veriyorum, bir gün buluşacağız ve bana hediye olarak gönderdiğiniz bu elbise üzerimde olacak” diye yazmıştı. Biz de Önderimizle buluşmaya, kültürel kıyafetlerimizi giymeye söz veriyoruz. Önder Apo’yu davul, zılgıt ve halaylarla karşılayacağız. Onu gördüğümüzde özgürlüğün derin bir nefesini alacağız. Özlemimizi, hasretimizi ve sevgimizi dile getireceğiz. Yağmur bekleyen susuz bir çöl gibi, Önder Apo’yu derin bir dikkatle dinleyeceğiz. Bu umudu gerçekleştirmek için, Êzîdî kadınları ve Êzîdî toplumu olarak mücadelemizi ve direnişimizi büyüteceğiz. Özgürlüğümüzü, Önder Apo’nun fiziksel özgürlüğüyle birlikte görüyor; Önder ile daha yakın ve doğrudan bir buluşmanın hayalini kuruyoruz.














