Hafız’ı 30 yıl önce katlettiler

Dosya Haberleri —

7 Haziran 2022 Salı - 20:00

Hafız Akdemir'in Ablası Fahriye Bulut(Sol) ve Edibe Maltas(Sağ)

Hafız Akdemir'in Ablası Fahriye Bulut(Sol) ve Edibe Maltas(Sağ)

  • 30 yıl önce derin devletin tetikçisi Hizbulkontra tarafından Amed’de katledilen Özgür Gündem gazetesi muhabiri Hafız Akdemir'in ablası Edibe Maltaş, "Katiller dışarıda dolaşıyor. 30 yıl, 40 yıl da geçse adaletin yerine gelmesini bekleyeceğiz, bunun için mücadele edeceğiz" diyor. 
  • Hafız'ın acısını bugün gibi yaşadığını dile getiren ablası Fahriye Bulut ise, "Hiç bir yerde ondan incinen, arkasından tek bir kötü söz söyleyen birine rastlamadım. Onun büyüğü Baki, 12 Eylül'de kaybedildi. Onun için tek erkek kardeşimiz olan Hafız'ın üzerine titrerdik. Tahliye olduktan sonra ancak 14 ay 7 gün hayatı yaşayabildi" diyor.

YILMAZ KAYA/AMED

Derin devletin en aktif olduğu 90’lı yıllarda çok sayıda muhalif gazeteci öldürüldü, baskı gördü, tehdit edildi, tutuklanıp cezaevine konuldu. Saldırıların hedefi olan muhalif yayınlardan birisi de Özgür Gündem gazetesiydi. Gazetenin muhabir ve dağıtımcısı olmak üzere toplam 27 çalışanı cinayete kurban gitti. Bu isimlerden biri de gazetenin Amed muhabiri Hafız Akdemir idi. 1984 yılında tutuklanan ve 7 yıl hapis cezasına verilen Akdemir, Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde tutulur, önce Eskişehir'e, ardından Aydın'a sürgün edilir. Nisan 1991 yılında Nazilli Cezaevi’nden tahliye olur.

Önce tehdit sonra infaz

Haftalık Yeni Ülke gazetesinde muhabir olarak çalışmaya başlar. Özgür Basın'dan kopmayan Akdemir, gazetenin kapanması ardından onun devamı niteliğindeki günlük gazete olan Özgür Gündem’de çalışmaya başlar. Ancak devlet baskısı da beraberinde gelir. Sokakta polis tarafından durdurularak, "Senin kim olduğunu, ne yaptığını biliyoruz. Adımlarına dikkat et, gözlerimiz üzerinde" sözleriyle tehdit edilir. Bu tehdidin ardından 1 hafta sonra, 8 Haziran 1992 günü Hizbulkontra tarafından katledilir.

Devlet cenazeyi kaçırır

Hafız'ın ailesi cenaze töreni hazırlıklarına giriştiklerinde, yeğenleri İbrahim Bulut ve Murat Maltaş ise morgda cenazenin başında bekler. Ancak sabah 05:00 sıralarında hastaneye gelen polisler, cenaze ile birlikte Hafız’ın yeğenlerini döverek gözaltına alır. Cenazeyi Mardinkapı Mezarlığı'na götüren polisler, burada kazılan 70-80 cm derinliğindeki çukura atar. Daha sonra iki yeğeninin eline kürek tutuşturup, çukuru onlara kapattırır ve o anları da kameraya kaydederler.

Cenaze Lice'ye götürülür

Cenazesi polisler tarafından apar topar bir çukura gömülmüştür. Ancak ailesinin ve arkadaşlarının mücadelesi ile 3 gün sonra Hafız'ın cansız bedeni konulan çukurdan çıkarılarak Lice'ye götürülür. Burada aile dini vecibeler yerine getirilerek defnedilmek istenir ancak askerler Hafız’ın cenazesine el koyar. Yıkanmasına engel olur, kanlı kefeni ile defnedilmek zorunda kalınır. Cenaze usulüne uygun defnedilmesine engel olan askerler bununla da yetinmez, cenaze için toplanan halka saldırır.

'Sessiz gömün'

Hafız'ın ailesi ile katliamı ve sonrasında yaşananları konuştuk. Hafız'ın ablası 77 yaşındaki Edibe Maltaş, cenazelerinin o çukurdan çıkarılıp dini vecibeleri yerine getirilerek toprağa verilmesi için dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan'a gittiklerini anlatıyor: "Bize ilk söylediği şu oldu. 'Yürüyüş, tören yapılmasını istemiyorum. Vedat Aydın'ın cenaze törenini biliyorsunuz, çok kan aktı. Kan akmasını istemiyorum' dedi. Biz de, tören düzenlemeyeceğimizi ve aile olarak cenazeyi alıp köye götüreceğimizi söyledik. 'Cenazeyi alabilirsiniz, sessiz sedasız alıp köyüne gömeceksiniz' deyince mezarlığa gittik.”

Hafız Akdemir'in cenaze törenine ilişkin gazete haberi

Konvoylar engellenir

Alınan izin ardından Hafız'ın gazeteci arkadaşları ve ailesi Mardinkapı Mezarlığı’na gider. Mezarlığın etrafı ve Surların üzerine özel harekat polisleri yerleştirilir. Ailenin mezarlığın içine girişine izin verilmez. Cenaze, gazeteciler tarafından gömüldüğü yerden çıkarılır ve tabuta konulur. Polisler, aile dışında hiç kimsenin cenaze ile birlikte gitmesine izin vermez. Cenaze, 4-5 araçlık konvoyla Lice'nin Sîsê (Yolçatı) köyüne doğru yola çıkarılır. Konvoy Lice Üçyol mevkiine geldiğinde başlarında Lice Jandarma Bölük Komutanı Yüzbaşı Nevzat Arık'ın olduğu askerlerce durdurulur. Aralarında kadınların da bulunduğu konvoydaki bir aracın yanına gelen yüzbaşı gülerek, "Ne o, böyle kadın-erkek düğüne mi gidiyorsunuz. Siz Ermeni misiniz?" der. Buna tepki gösteren yaşlı bir erkek, "Cenazemiz var, yastayız. Ne diye alay ediyorsunuz" deyince, yüzbaşı tarafından şiddete maruz kalır. Konvoydakilerin kimlik kontrolü yapılarak hakaret edildikten sonra ancak gitmelerine izin verilir. Konvoyun hem önünde hem arkasında askeri araçlar yer alır. Lice'nin köylerinden cenaze törenine katılmak isteyen binlerce kişinin ise gün boyu köyden çıkmaları yasaklanır. 

Mezarlıkta halka dipçiklerle saldırdılar

Cenaze Sîsê'ye getirildiğinde köyün etrafının askerler tarafından tutulduğunu ve askerlerin bir kısmının mevzi alarak kendilerine silah doğrulttuğunu, bir grup askerin de araçta bulunan cenazeyi alıp dini tören yapılmadan gömmeye kalktığını aktaran abla Edibe Maltaş, sözlerine şöyle devam ediyor: "Zorla gömmek istiyorlardı. Bir yandan askerler, bir yandan bizimkiler tabutu tutmuş, arbede yaşanıyordu. O sırada tabut yere düştü. Kefeni kanlıydı. Cenazeyi yıkamak istedik, ama bırakmadılar. Bağırışlar, küfürler havada uçuşuyordu. İte kalka tabutu açılan mezarın başına getirdiler."

Şeyhmus zulüm ardından dağa çıktı

Kardeşin cenazesinde yaşananların birçok insanda derin izler bıraktığını dile getiren abla Maltaş, "Askerlerden biri dipçikle mezarın başında duran oğlum Şeyhmus’un sırtına vurunca, mezarın içine düştü. Çıkardık içinden. Daha sonra askerler o şekilde Hafız'ın cenazesini alıp mezarın içine attılar. Bu sırada kitlenin içinden bir kişi 'Şehîd Namirin' şeklinde slogan atınca, mevzideki askerler de geldi ve orada bulunan herkese dipçiklerle saldırdılar. Küfür ve hakaret ediyorlardı. Halka saldırarak hepimizi dağıttılar. Saatler sonra askerler köyü terk ettikten sonra ancak mezarın başına gidip dua edebildik. Oğlum Şeyhmus bu zulmü gördükten sonra dağa çıktı. Üç ay sonra da Elbistan'ın Elmalı köyü yakınlarında 8 arkadaşı ile birlikte yaşamını yitirdi. Cenazesini almaya gittiğimizde, savcılık bize ancak fotoğraflarını gösterdi ve cenazeyi almamıza izin vermeyeceklerini söyledi. 9 kişiyi açtıkları bir çukura gömmüşlerdi. Oğlum halen orada."