Hamle zirveleşecek
Dosya Haberleri —

Hatip Dicle
- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a özgürlük talebiyle 10 Ekim’de küresel çapta başlatılan kampanya yeni bir aşamaya taşınacak. 1 Ekim-11 Ekim tarihlerinin uluslararası alanda “aksiyon günleri” ilan edildiğini belirten KNK yöneticisi Adem Uzun “Hamle yıl dönümünde zirveleştirilecek. Başlarken 100 merkezde yapılan etkinlikler şimdi en az 300 yerde yapılacak” dedi.
- Kürt siyasetçi Hatip Dicle, “Hamle kuşkusuz Sayın Abdulah Öcalan özgür oluncaya kadar devam edecek. Hamlenin sloganı da budur” derken; KCDK-E Eşbaşkanı Zübeyde Zümrüt ise “9 Ekim komplosunun yıl dönümünde hamlenin 3. aşamasına geçiliyor. 21 Eylül Frankfurt Kürt Kültür Festivali Festivali de hamlenin bir ayağı” diye ekledi.
ERKAN GÜLBAHÇE
Kürt dostlarının öncülüğünde, “Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a özgürlük, Kürt sorununa çözüm” şiarıyla 10 Ekim 2023’te küresel çapta başlatılan özgürlük hamlesi ikinci yılına giriyor. Dünyanın dört bir yanında başlatılan hamle kapsamında 5 kıta, 93 ülke ve 185 şehirde Kürt Halk Önderi’nin fiziki özgürlüğü için alanları dolduran Kürt halkı ve dostları; konferanslar, yürüyüşler, mitingler, okuma ve mektup etkinlikleriyle tecrit politikası teşhir ederek Öcalan’ın özgürlüğünü istedi. Hamlenin yıl dönümü yaklaşırken çalışmalara da hız verildi.
Sonuç alana kadar sürecek
Kürt siyasetçi Hatip Dicle, hamlenin yürütücüleri arasında yer alıyor. Dicle ile hamlenin bir yılının nasıl geçtiği ve sonuçlarını konuştuk. Dicle, “Kampanyanın bitiş tarihi yok, sonuç alana kadar devam edecek” dedi.
“Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan için Özgürlük, Kürt Sorununa Politik Çözüm” şiarıyla başlatılan hamle birinci yılına giriyor. Kampanyanın gelmiş olduğu aşamayı değerlendirir misiniz?
10 Ekim 2023’de “Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürt Sorununa Siyasi Çözüm” adı altında enternasyonal ve küresel bir kampanya başladı. Bu kampanya tıpkı Nelson Mandela’nın özgürlüğünün istendiği 70’li 80’li yıllardaki süreç gibi okunabilir. Nelson Mandela da 27 yıl bir ada hapishanesinde tutulduktan sonra ANC’nin (African National Congress – Afrika Ulusal Kongresi) başkanı ve baş müzakerecisi olarak, oradaki Apartheid rejiminin değişmesi için yapılan müzakereler ve bu müzakereleri sağlayan uluslararası baskı neticesinde özgürlüğüne kavuşabilmişti. Bildiğiniz gibi Sayın Abdullah Öcalan, Kürt halkının önderi olarak 1999’dan beri bir ada hapishanesinde tutulmaktadır. Aslında mevcut durumu bir tutukluluk değil, bir rehine statüsüdür. Defalarca tutuklu bulunduğu koşullarda hakları ihlal edildi, avukat görüşmeleri engellendi, dışarıyla diyaloğunun önüne geçildi; aile görüşmeleri ise nadiren yapıldı.
Özellikle 2013 ve 2015 yılları arasındaki ‘çözüm süreci’ adını verdiğimiz devletle PKK arasındaki diyaloğun baş müzakerecisi olarak yürüttüğü süreç, Erdoğan hükümeti tarafından akamete uğratıldıktan sonra kendisine mutlak bir iletişimsizlik hali uygulandı. Son 42 aydır, yani 3 buçuk yıl gibi bir süredir, hiçbir şekilde dışarıyla irtibatı yok.
Başlatılan kampanya bunun için. Çok değerli aydınlar, yazarlar, sivil toplum örgütü öncüleri, aktivistler, 75 ayrı ülkede 120’yi aşkın şehirde basın toplantıları, konferanslar yaparak Öcalan’ın özgürlüğünü istediler; Kürt sorununun çözümünü dile getirdiler. Ayrıca Öcalan’ın özellikle İmralı’da yazdığı kitapları okuma günleri tertiplediler. İmralı’ya yüzlerce kart gönderdiler. Tabii bu kartların ulaşıp ulaşmadığını bilmiyoruz. Öcalan’ın fikirlerinin demokratik ve barışçıl yeni dünya paradigmasının yaşadığımız koşullara nasıl çare olabileceğini tartışan seminerler yapıldı. AK ve CPT’ye yüz binlerce mektup gönderildi.
En son, bildiğiniz gibi Sayın Jody Williams’ın öncülüğünde 69 Nobel ödüllü yazarın başvurusu oldu. Başvurulara verilen cevaplar da var. Özellikle şu anda Litvanya Dışişleri Bakanı ve AK’nin Bakanlar Komitesi başkanlığını yürüten Sayın Gabrielus Landsbergis’in verdiği cevaplar var. Bunlar basında işleniyor, sizin gazeteniz de okuyucularıyla paylaştı. Keza AİHM tutsaklık sürecini takip edeceğine yönelik verdiği cevaplar da var. Türkiye siyasetinin ve uluslararası ilişkilerinin Kürt sorununu görünmez kılma çabalarına, buna muhtemelen yatırdıkları dünya kadar paralara rağmen, toplumlarda, halklarda bir farkındalık durumu ve uluslararası dayanışma gerçekleşiyor, belirli bir düzey kazanıyor.
10 Ekim’de başlatılan hamle hem iç hem de dış kamuoyunda beklenen etkiyi yarattı mı? Özellikle uluslararası alanda nasıl bir karşılık buldu?
Tabii beklenen etki en üst düzeyde Öcalan’ın özgürlüğü olabilir. Tatmin olunabilen düzey ancak onunla iletişimin sağlanması, onun dışarıyla diyaloğunun gerçekleşmesi olabilir. Mevcut hukuka uyulması anlamında bir düzenleme sağlanabilir. Bildiğiniz gibi Türkiye’nin de altında imzası bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) kurallarına göre ‘umut hakkı’ her ağırlaştırılmış müebbet cezası alan tutsağın hakkıdır. Dolayısıyla Öcalan’ın hukuken de özgür olma koşulları doğmuştur.
Şimdi bunların hiçbiri henüz gerçekleşmedi kuşkusuz. Fakat uluslararası kamuoyunda halklar nezdinde, özellikle de ülkelerin muhalif kesimlerinde, sol, sosyalist, demokrat, yeşiller gruplarında ciddi bir önemseme var. Özellikle Türkiye’nin freni patlamış bir kamyon gibi bütün asgari demokrasi değerlerinden uzaklaşıp baş aşağı gidiyor oluşunun Kürt sorunundaki çözümsüzlükle doğrudan bağlı olduğu, Öcalan’la yürütülen çözüm sürecinden sonra bu durumun çarpan etkisi şeklinde her geçen gün daha da kötüleştiği bütün dünyanın malumu. Dolayısıyla Öcalan’ın fikirleri öğrenildikçe, kitapları okundukça, kendisinin öncüsü olduğu halk hareketinin bütün Ortadoğu’yu demokratikleştirebileceği bir perspektife sahip olduğu tanındıkça sempati ve ilgi de artıyor.
Uluslararası kampanyanın başlamasının ardından özellikle ilgili Avrupa kurumları nasıl bir tutum içerisine girdi? Bu eylemlere ilişkin kendilerinden olumlu ya da olumsuz tepkiler alındı mı?
CPT aslında düzenli aralıklarla ya da haber vermeden gidip cezaevlerini kontrol etme yetki ve salahiyetine sahip bir kurum. Bu, Türkiye’nin AK üyesi olmasından kaynaklı olarak verilen bir yetkidir. Bu kurumda yer alan değerli hukukçular, konsey üyelerinin ilgili kurumlarından gelen saygın insanlardır. CPT’nin İmralı’ya en son 2022 Eylül’de gittiğini biliyoruz, fakat onunla ilgili henüz bir rapor yayımlanmadı. İki yıldır bu raporun yayınlanması bekleniyor. Yayımlanmamasının sebebi ise Türkiye’nin koyduğu sakıncadır; Türkiye’nin orada yürüttüğü gayrı ahlaki, gayri insani, gayri nizami, gayri hukuki uygulamalardır. Bunun hukuki terminolojisi incommunicado yani ‘mutlak iletişimsizliktir.’ Öcalan tek başına tutuluyor. Aynı cezaevinde tutulan üç arkadaşıyla ne kadar görüşüyor bilmiyoruz. Hiçbir şekilde mektuplaşamıyor. Ona nasıl davranılıyor, bilmiyoruz. Yazı yazabiliyor mu, kitap okuyabiliyor mu? Ona kitap gidiyor mu? Hiçbir bilginin olmaması, ailesinden hiç kimseyle görüşememesi korkunç bir durum. Bunu altını çize çize belirtmemiz lazım. Bu duruma asla alışılamaz. Öcalan şahsında Türkiye’deki bütün siyasi tutsakların durumu da benzer ve adeta toplum bir iletişimsizlik cenderesine alınmış durumda.
En son CPT’nin verdiği cevaplar var. Özellikle de kendilerine mektup gönderen aydınlara, yazarlara, halka verdiği cevaplar var. Neden raporu açıklamadıklarına dair verdikleri resmi cevaplar da var. Kendileri bilgilendirmeden duydukları memnuniyeti ve bu işin takipçisi olacaklarını söylüyorlar. Elbette bunu gerçekleştirecek AK’nin yürütme kurulu Dışışleri Bakanlarından oluşan Bakanlar Komitesi’dir. Onların İmralı’ya göndereceği bir delegasyonla anlaşılabilir, durum fark edilebilir.