Her gün bizden bir kadın eksiliyordu

Dosya Haberleri —

1 Ağustos 2022 Pazartesi - 20:00

Ezidiler/Şengal

Ezidiler/Şengal

73. Ferman'ın tanıklarından Êzîdî Kadem Saado'dan bir yıllık esaretini ve yaşadıklarını dinledik.

  • "Amir bizden Müslümanlığı kabul edip etmeyeceğimizi sordu. Kabul etmeyenlerin safına baktığımda sadece iki kişi vardı. Onlardan birinin kucağında küçük bir çocuk duruyordu. DAİŞ’li çocuğu babasından aldı, çocuk ağlamaya başladı. Ellerini bize doğru uzatarak babama yardım edin diye haykırıyordu. İkisini öldürdüler. Sonradan din değiştirmenin de can kurtarmadığını anlayacaktık.”
  • "Gün ağarmak üzereydi, Şengal Dağı'nın yamaçlarına varmıştık. Altına sığındığımız kayalığın hemen üstünde DAİŞ’in son kontrol noktası vardı. Birden ablamın sırtına bağladığı bebeği ağlamaya başladı. Babam ablama, 'Kızım anlaşılan kurbana doymayan tanrı 18 kişinin kurtulması için bizden tekrar kurban istiyor. Elini ağzının üzerine koy ve nefessizlikten ölene dek hiç kaldırma' dedi. Ortalığa bir ölüm sessizliği çöktü."

Röportaj: RONÎ RİHA

 

Kadem Saado ailesiyle...

Koço köyünden olan Kadem Saado, 73. Şengal Fermanı gerçekleşmeden önce YNK peşmergesiydi. Olası DAİŞ saldırısına karşı Şengal’i ve Êzîdî halkını korumak için birliğiyle beraber Şengal’in güneyinde Girzerek, Sîba Şêx Xidir ve Koço köyü civarında görev yapmaktaydı. 3 Temmuz 2014 gecesi saat 03:00 sularında telsizden ani bir emirle herkesin birliğine dönmesi gerektiğinin emri gelir. Bağlı olduğu birliği araçlarla hızlı bir şekilde Duhok ve Hewlêr’e dönerken Kadem Saado, silahsız bir şekilde ailesinin de olduğu Koço’ya gider. Sabah saat 08:00’de Şengal’in hem şehir merkezi hem de birçok çevre köyünün DAİŞ’in eline geçtiğinin haberini alır Kadem ve Koço sakinleri. Bu arada da daha önce iyi ilişkileri olan Arap komşularının da silahlanıp bütün yolları kestiğini haberleri de yayılmaya başlar. Şengal dağına sığınmak için ailesiyle beraber arabaya binip yola düşerler. Çok geçmeden tanıdıkları Arap komşuları tarafından yolları kesilir... 

Kaçanlar yakalanıp öldürüldü

Şu an Almanya’nın Baden-Baden şehrinde mülteci olarak yaşayan Kadem, o günleri ve bir yılık DAİŞ esaretini şöyle anlatıyor: “Arabada ben, babam, annem babaannem ve iki kız kardeşim vardı. Yolumuzu kesenler bizi Şengal şehir merkezine götürdüler. Şehir merkezin girişinde bir askeri kontrol noktası kurulmuştu. Yüzlerce araç durdurulmuş, ortalıkta çaresiz binlerce insan vardı. Biraz sonra biz erkekleri kadınlardan ayırıp hepimizi bir sıra halinde nüfus dairesi binasının içine aldılar. Binada üç gün kaldıktan sonra Koço köyünde tanıdığım üç gençle kaçma kararını verdik. Bu plandan babamın haberi olunca beni durdurdu. 'Sen kaçarsan ne olarak bizi cezalandırırlar' dedi. Ben kaçmaktan cayınca akşam üzeri diğer gençler ölümü göze alarak kaçtılar. Birkaç saat sonra o kaçanları yakalayıp öldürdüler.”

Kılıcı boğazımıza dayadı

Aynı gece erkeklerin gözleri ve elleri arkada bağlanıp dışarı çıkartılarak saatlerce bekletirler. Uzun bir süre gözleri kapalı ve tek sıra halinde karın üstü bir kalabalığın içinde bekletilen Kadem Saado, “Biz her an boğazımıza dayanacak soğuk ve keskin bir kılıcı bekliyorduk. Durmadan önümüzde tur atan bir Amir, 'Az sonra hepinizin kafası kesilecek' diyordu ve elindeki kılıcı boğazımıza dayayarak, 'Yeterince keskindir değil mi' diye bağırıyordu. Vahşi bir ölüme hazırlanırken yanımıza yanaşan kamyonların sesi duyuldu. O an büyük bir ikilem içindeydim; acaba bizi öldürüp cenazelerimizi taşımak için mi geldi bu kamyonlar, yoksa bizi başka bir yere götürüp orada öldürmek için mi?” diye anlatıyor.

Bir çocuğun haykırışı!

İki saat kamyon yolculuğundan sonra gözleri açılan Kadem Saado, yüzlerce Êzîdî esirle beraber kendini Telafer’in tarihi kalesinde bulur. İki gün kalede bekledikten sonra tekrardan ellerimizi arkadan bağlayıp hepimizi bir sıraya koydular diyen Kadem Saado, şöyle devam ediyor anlatmaya: “Teker teker bizi çağırıp elinde bir kılıç tutan bir Amir’in huzuruna çıkartıldık. Amir bizden Müslümanlığı kabul edip etmeyeceğimizi sordu. Biz kabul edenleri bir kenara, etmeyenleri de bir kenara aldı. En son din değiştirmeyi kabul etmeyenlerin safına baktığımda sadece iki kişi vardı. Onlardan birinin kucağında küçük bir çocuk duruyordu. DAİŞ’li biri gelip çocuğu babasından aldığında çocuk ağlamaya başladı. Ellerini bize doğru uzatarak babama yardım edin diye haykırıyordu. Bu duruma şahit olan bizler hüngür hüngür ağladık çaresizlikten. Birkaç dakika sonra hepimizin gözü önünde ikisini öldürdüler. Bize dönen Amir, 'Müslüman ol canını kurtar' dedi kahkaha atarak. Sonradan din değiştirmenin de can kurtarmadığını anlayacaktık. Biz Müslümanlığı kabul edenlere ödül niyetine milletin marketlerinden çaldıkları bisküvi ve gofret getirildi. Bu da dört günün sonunda boğazımızdan geçen ilk lokmaydı.”

2014 yılında DAİŞ'in esir aldığı Êzîdî erkekler

Kız kardeşim Aliya yoktu

Müslümanlığı kabul eden esirler Êzîdîlikten tamamen temizlenmeleri için kalenin yanındaki bir gölette götürülür. Sıra halinde önce erkekler, sonra da kadınlar suya girip onlara verilen yeni elbiseleri giyerler. Erkekler kaleye, kadınlar ise kaleye yakın bir okula götürülür. Esaret günlerini anlatmaya devam eden Kadem, “Temmuz’un 20’sinde bize ismi okunan kişiler aileleriyle görüşmek için dışarı çıkabilir denildi. Aynı gün beni ve babamı çağırdılar. Oradan kadınların tutulduğu okula götürdüler bizi, ailemizi almak için. Okula vardığımızda annem, babaannem ve 8 yaşındaki kız kardeşim bizi bekliyordu. Fakat 13 yaşındaki kız kardeşim Aliya ortalıkta yoktu. Yanımızdaki DAİŞ’liye kız kardeşimi sorduğumuzda kalanlara şükret dedi. Birkaç aile ile beraber bizi bekleyen kamyonlara binip bir saat yolculuktan sonra talan edilmiş Şii köyü olan Kızıl Qeyo köyüne götürüldük” diye aktarıyor.

Her gün bir kadın eksiliyordu

Ailesiyle beraber Kızıl Qeyo köyüne götürülen Kadem Saado, bir aya yakın etrafları DAİŞ teröristleriyle sarılmış bir şekilde yaşarlar. Bu bir ay içinde köy sorumlusu DAİŞ’li Amir ile irtibata giren Kadem’in babası ona bir teklif ile gider. Kısa bir süre sonra Amir 300’e yakın bir koyun sürüsünü getirir. Babasıyla DAİŞ’e çobanlık yapan Kadem, Telafer bölgesindeki bütün karargahlara taze yoğurt, peynir ve istenildiğinde koyun kesip gönderirler. "Bununla bir nevi ömrümüzü uzattık" diyen Kadem, “Biraz güven kazandıktan sonra aynı Amir babama, 'Eğer bu civarda hapiste olan tanıdığınız aile varsa onları da buraya getirebiliriz' dedi. Bunun üzerine babam çoğunluğu Koço kadınların tutulduğu Telafer’e gidip DAİŞ’in cariye olarak götürmediği kadınları kaldığımız köye yakın bir köye getirdi. Koço’da kocası ölen ve daha birkaç aylık bebeği olan ablamı da bulup yanımıza getirdik. Bu ailelerin içinde Zorava köyünden esir alınmış bir aile vardı; bunlar baba, anne ve Siham adında genç bir kızdı. DAİŞ’in kızı götürmemeleri için eşimdir diye onu evimize aldık. Canları her sıkıldığında gelip başka bir kadın götürüyorlardı. Her gün bizden bir kadın eksiliyordu” diye belirtiyor.

Herkesi öldürdüler

Üç aya yakın DAİŞ’a Kızıl Qeyo köyünün civarında çobanlık yapan Kadem ve babası bu esaretten kurtulmak için arayışa girerler. Koço köyünden olan birkaç akrabasıyla ile kaçma planlarının hazırlıkları yaparken bütün aileyi tehlikeye atmadan önce birinin kaçış için belirtikleri güzergahı denemesi lazımdır. Bunu üstlenen eli yaşlarında bir akraba, gece köyden gizlice çıkıp yola koyulur. "Sabah erken bağrışma ve küfürler arasında bizi köy meydanında topladılar" diyen Kadem, “Kaçış planımızın bir parçası olan akrabamız yakalanmıştı. Elini ve ayaklarını bağlayıp yere yatırdılar sonra hepimizin gözü önünde bir kamyonetle üzerinden geçtiler. Bize ibreti alem olsun diye köy meydanında cenazesi çürüyünce dek kaldırmamıza izin vermediler. Artık kaçmak için hayal kurmaktan bile korkuyorduk. Takriben esaretimizin 11. ayında böyle yaşamaktansa özgürlük için çabalayarak ölmek daha anlamlı olduğuna karar verip ve yeni bir arayışa geçtik. Dünya ile hiçbir irtibatımız yoktu. Bir irtibat sağlamak için uzun bir süre kıyıda köşede kalmış bir cep telefonu bulmaya çalıştık. Bu esnada kaldığımız köyde kalan herkesi Musul’a götürdü. Sadece onlara çobanlık yapan biz üç aile kaldık. Sonradan duyduk ki Musul’a götürülen, içlerinden bazı kadınları alarak diğer herkesi öldürmüşler, ki bunların hepsi Müslümanlığı kabul etmiş yaşlı erkeklerden oluşuyorlardı" diyor.