Yazmak bir ikna sanatı. Yapay zekaya bırakırsak bu sanatı kaybederiz

  • Her okur, karşısındaki metnin gerçekten adı altında yayımlandığı kişi tarafından yazılıp yazılmadığını bilme hakkına sahiptir.
  • Akademisyenlerin ve öğrencilerin yazdığı iddia edilen makale, ödev ve araştırmaların gerçekten onlar tarafından kaleme alındığından emin olmak istiyorsak, yapay zekâ kullanımına ilişkin somut ve uygulanabilir politikaları vakit kaybetmeden hayata geçirmeliyiz.

 

Alan Finkel* - Çeviri: Yeni Özgür Politika

Okurların, okudukları metnin insan elinden mi çıktığını yoksa yapay zekâ ürünü mü olduğunu bilmeye hakkı var.

Birkaç hafta önce, Macquarie Üniversitesi'nde siyaset bilimi alanında çalışan akademisyen Dr. Kylie Moore-Gilbert, Sydney Morning Herald gazetesinde yayımlanan bir görüş yazısında öğrencilerin ödev ve makalelerini yazarken yapay zekâ sohbet botlarını aşırı ölçüde kullanmaya başladığını anlattı.

Moore-Gilbert, üniversitelerin artık mesleklerini icra etmek için gerekli temel becerilere sahip olmayan avukatlar, hemşireler, finans danışmanları, mühendisler ve öğretmenler mezun ediyor olabileceği uyarısında bulundu. Eğer durum gerçekten buysa, bunun toplumsal sonuçlarını tahmin etmek zor değil.

Ancak üniversite dünyasında herkes aynı görüşte değil. Bu eleştirilere karşılık olarak, West Sidney Üniversitesi'nden Prof. Cath Ellis bir yanıt yazısı kaleme aldı.

Ne var ki Ellis'in yanıt yazısında bir sorun vardı: yapay zekâ tarafından üretilmişti ve bu durum gazeteye bildirilmemişti. Okurlar metindeki yapay zekâya özgü ifadeleri fark etti; sosyal medyada da tepkiler çığ gibi büyüdü.

Ellis ise savunmasında yazının yapay zekâ tarafından değil, yapay zekâ ile birlikte yazıldığını söyledi. Üniversite yönetimi de bu görüşü destekledi. Üniversite sözcüsü, Copilot'un ilk taslakları oluşturduğunu, metnin kurgusuna katkı sunduğunu ve dil düzenlemeleri yaptığını kabul etti. Ancak üniversite özür dilemek yerine, Ellis'in yapay zekâ kullanımının yerinde ve bilinçli olduğunu, ayrıca metnin yine de onun düşünce ve görüşlerini yansıttığını savundu.

Bence bu savunma ikna edici değil.

İnsan tarafından yazılanlar…

Çünkü insanlar görüş yazılarını yalnızca yazarın vardığı sonuçları öğrenmek için okumaz. Eğer amaç sadece fikirlerin özetini görmek olsaydı, birkaç maddelik bir liste yeterli olurdu. Bir görüş yazısı aynı zamanda bir ikna çabasıdır. Okur, yazarın düşünce yürütme biçimini görmek, üslubunu değerlendirmek ve ortaya koyduğu argümanları tartmak ister. Üstelik bu tür yazılar kamu politikalarını ve karar alma süreçlerini etkileme gücüne sahiptir.

Bir üniversite profesörünün görüş yazısını yapay zekâya yazdırdığını kabul etmesi, aslında teknolojiye duyulan güven konusunda önemli soruları da gündeme getirdi.

Her okur, karşısındaki metnin gerçekten adı altında yayımlandığı kişi tarafından yazılıp yazılmadığını bilme hakkına sahiptir. Kendi adıma konuşursam, bir makalenin ya da kitabın yapay zekâ tarafından yazıldığını önceden bilirsem onu okumamayı tercih ederim. Elbette başkaları farklı düşünebilir; bu onların tercihi. Buradaki temel mesele, okurun önceden bilgilendirilmesidir.

Bir diğer tartışma da şu: Bir metnin "insan tarafından yazılmış" sayılması tam olarak ne anlama geliyor?

Bana göre bunun cevabı oldukça net. Yapay zekâ; bilgi toplamak, gerçekleri doğrulamak, fikirleri sınamak, yazım ve dil bilgisi denetimi yapmak ya da kaynakça ve içindekiler gibi teknik bölümleri düzenlemek için kullanılabilir.

Ancak cümleleri ve paragrafları kuran taraf yapay zekâ olmamalıdır.

Şirketim Proudly Human'da bu yaklaşımı "asgari standartlar" olarak adlandırıyoruz.

Üniversitelerin de benzer standartlar benimsemesi gerekiyor. Bunlar genel ilkelerden ibaret olmamalı; neyin kabul edilebilir, neyin kabul edilemez olduğunu açıkça belirleyen somut kurallar olmalı.

Sydney Morning Herald ve The Age, Ellis'in yazısını yayından kaldırarak gelecekte yazarların metinlerini yazarken veya oluştururken yapay zekâ kullanmadıklarını taahhüt etmelerini isteyeceklerini açıkladı. Bu olumlu bir adım. Ancak daha da önemlisi, bu gazetelerin ve diğer yayın kuruluşlarının hangi asgari standartları benimsediklerini kamuoyu ile açık şekilde paylaşmaları.

Eğer bazı yazarlar bu kurallara uymazsa, her makalenin insan tarafından yazıldığını doğrulamaya yönelik teknolojik denetimler gibi daha resmi yöntemler de gündeme gelebilir.

Eski bir üniversite rektörü olarak yükseköğretim dünyasıyla bağımı sürdürüyorum. Üniversitelerin iyi niyetli olduğundan ve yapay zekâyı eğitime entegre ederken öğrenme hedeflerinden taviz vermemeye çalıştıklarından kuşkum yok. Ancak öğrencilerin yapay zekâ araçlarını benimseme hızıyla karşılaştırıldığında, kurumların tepkisi oldukça yavaş kaldı.

Bu yılın başında Avustralya'daki üniversitelerin ve eğitim kuruluşlarının büyük bölümünün imzaladığı Castlereagh Bildirgesi bunun iyi bir örneği. Bildirge, yapay zekânın eğitim üzerindeki etkilerini ayrıntılı biçimde ele alıyor ve öğrencileri "yapay zekânın transforme ettiği bir geleceğe" hazırlamanın yollarını tartışıyor. Ancak somut kurallar ya da hızlı bir uygulama takvimi önermiyor.

Oysa bugün ihtiyaç duyulan şey tam da bu: açık ve net kurallar.

Yapay zekâ çağı artık geleceğin değil, bugünün meselesi. Akademisyenlerin ve öğrencilerin yazdığı iddia edilen makale, ödev ve araştırmaların gerçekten onlar tarafından kaleme alındığından emin olmak istiyorsak, yapay zekâ kullanımına ilişkin somut ve uygulanabilir politikaları vakit kaybetmeden hayata geçirmeliyiz.

Son bir not:Bu yazının hazırlanmasında veya kaleme alınmasında yapay zekânın hiçbir rolü olmamıştır.

* Dr. Alan Finkel; Avustralya'nın eski Baş Bilim İnsanı, tanınan bir nörobilimci, mühendis ve girişimcidir. The Guardian gazetesinde küresel iklim krizi, temiz enerji teknolojileri ve yapay zekanın geleceği üzerine ufuk açıcı makaleler kaleme almakta

Kaynak: The Guardian

Kaynak link: https://www.theguardian.com/commentisfree/2026/jun/08/writing-is-an-exercise-in-the-art-of-persuasion-if-we-use-ai-we-lose-the-art