İMRALI TECRİDİ: 6 ayda 110 cevapsız başvuru

Dosya Haberleri —

18 Temmuz 2021 Pazar - 23:00

  • Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın  avukatları, 2021 yılının yalnızca ilk 6 ayında 80 avukat, 30 aile ve vasi görüşü başvurusu yaptı; hiçbirine olumlu yanıt verilmedi. 

DENİZ YILDIZ

 

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 22 yıldır ağır tecrit koşullarında tutuluyor. Temel hukuki haklarını kullanmasının önüne geçilip ailesi ve avukatlarıyla görüşmesi engellenen Öcalan, 2018 yılında Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde başlatılan açlık grevleri sonrası avukatlarıyla 8 yıl aradan sonra görüşebilmişti.

Müvekkilleri Öcalan ile sadece 5 görüşme yapabilen avukatların Adalet Bakanlığı’nın “görüşme yapmalarının önünde hiçbir engel olmadığı” yönündeki açıklamalarına rağmen sonrasında yaptıkları tüm başvurulara ya yanıt verilmedi ya da “disiplin cezası” gerekçesiyle reddedildi.

Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Serbay Köklü ile tecridi ve devam eden açlık grevlerini konuştuk. 

 

Müvekkiliniz üzerinde 22 yıldır devam eden bir tecrit var. Öncelikle bu tecrit ile devletin amaçladığı temel şey nedir?

Sayın Öcalan üzerinde yürütülen tecrit politikası, doğrudan Kürt halkına ve Kürt meselesine yaklaşım ile ilgilidir ve sadece Türkiye devleti tarafından yürütülen bir politika da değildir. Zira Sayın Öcalan, 20. yüzyılda Kürt halkına yönelik uygulanmış olan iradesizleştirme ve nesneleştirme politikasını Kürt halkını irade ve özne haline getirerek önemli ölçüde kırmıştır. Bununla birlikte Kürt sorununun demokratik zeminde, demokratik ulus paradigması ile çözümünü de mümkün hale getirmiştir.

Bugün de Kürt halkının Sayın Öcalan öncülüğünde bu paradigma çerçevesinde irade ve özne haline gelmesinden rahatsız olan ve Kürt meselesinin şiddetle çözümsüz halde bırakılmasından çıkar elde eden ulusal ve uluslararası iktidar çevreleri, tecrit politikası uygulamaktadır. Bu politika, Sayın Öcalan’ın şahsında Kürt halkına ve demokratik ulus çözümüne uygulanmaktadır. Sayın Öcalan’ın sözünü söylediği her dönemde Kürtler daha güçlü bir irade haline gelirken, demokratik ulus çözümünün gelişmesinin koşulları da güçlenmektedir. Tecrit politikası ile bu durum engellenmeye çalışılmaktadır. 

 

27 Temmuz 2011’den sonra ilk kez DTK Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde başlatılan ve 200 gün devam eden açlık grevleri sonucunda 2 Mayıs’ta müvekkiliniz ile görüşebildiniz. 8 yıl boyunca çeşitli gerekçeler ile görüşmeler engellenirken, 2 Mayıs’taki görüşmenin önünü açan temel şey neydi?

27 Temmuz 2011 tarihinden 8 yıl sonra avukat görüşmelerinin önünü açan temel dinamik, hiç şüphesiz Kürt halkı ve dostlarının tüm dünyaya yayılmış olan sahiplenme ve protestoları olmuştur. Hatırlanacağı üzere o süreçte sadece Türkiye devleti değil uluslararası kurumlar da protestolardan rahatsız olmuştu. Türkiye devletinin Adalet Bakanı bile hukuksuz olan yasaklama kararlarını savunamaz hale gelmişti. Avrupa Konseyi başta olmak üzere uluslararası kurumlar, hukuksuz keyfiyete ortak olamayıp tepkiler koymaya başlamıştı. CPT, İmralı Adası’nı ziyaret etmek zorunda kalmıştı.

 

2 Mayıs’ta yapılan görüşmenin hemen ardından dönemin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, 16 Mayıs 2019’da yaptığı açıklamada tutukluların avukatlarıyla görüşmesinin kanuni bir hak olduğunu kabul ederek, Öcalan ile ilgili, “Daha önce verilen kısıtlama kararları söz konusuydu. Bu kısıtlama kararları kaldırıldı. Görüşme yasağına ilişkin bu kararlar kaldırıldı ve görüşme imkanı getirildi. Hukuken bu konudaki engeller kalktıktan sonra avukatının görüşme imkanı da hukuken söz konusu olmuştur” dedi. O günden bugüne ne değişti?

Adalet Bakanı’nın bu açıklaması, söz konusu İmralı Cezaevi ve İmralı tecrit sistemi olunca yasaların ne kadar işlevsiz, hukukun da keyfiyetle işlediğini ortaya koyan çok net bir örnek oldu. 7 Ağustos 2019 tarihindeki son avukat görüşmesinden sonra herhangi bir hukuki değişiklik veya yasaklama kararı olmadığı halde görüş başvurularına yeniden izin verilmemeye başlandı. Bir nevi Adalet Bakanı’nın açıklaması işlevsiz kılındı. İşin hukuksal boyutu bu şekildeydi.

Tabii bir de işin siyasal arka planı ile ilgili de bir kısım değerlendirmeleri paylaşmakta fayda var. Sayın Öcalan’ın 7 Ağustos 2019 tarihli son avukat görüşmesinde verdiği en önemli mesaj, koşulların sağlanması durumunda Kürt meselesini şiddet sarmalından çıkarıp bir haftada çözebileceği mesajıydı. Anlaşılan bu mesaj, Kürt meselesinin demokratik çözümünden rahatsız olan iktidar odaklarını rahatsız etmiş ve yeniden mutlak tecrit politikası devreye sokulmuştur.

 

  • İmralı’da verilen disiplin cezaları ve mahkeme kararları da bir süredir avukatlardan kaçırılıyor: Avukatlar, kararları ancak itiraz süresi dolduktan sonra öğrenebiliyor.

 

200 gün devam eden açlık grevi sonrası müvekkiliniz ile 5 görüşme gerçekleştirdiniz. Bu görüşmeler sonrası yaptığınız başvurulara yanıt verildi mi?

7 Ağustos 2019 tarihli son avukat görüşmesinden sonra uzun bir süre başvurularımıza cevap verilmeden görüş başvurularımız engellendi. CPT’nin 2019 ziyaret raporunu açıkladığı 5 Ağustos 2020 tarihinden sonra yeni bir durum ortaya çıktı. CPT raporuna karşılık Türkiye devleti, yeni yasaklama kararları aldı. CPT, raporunda özetle avukat ve aile görüşmelerinin engellenmesinin ve keyfi disiplin cezalarının kabul edilemez olduğunu belirtip derhal avukat ve aile görüşmelerinin sağlanması çağrısı yapmıştı. Bu rapordan sonra iyileştirmelere gitmek yerine 2020 Eylül ayında ardı ardına telefon hakkı, avukat ile görüşme hakkı ve aile ve vasi ile görüşme hakkı konusunda yeni engelleme kararları alındı. Bu kararlar CPT’ye verilen bir cevap niteliği de taşırken İmralı’daki tecridi daha da ağırlaştıran uygulamalara yol açtı.

15 Mart 2021 tarihine kadar bu yasaklama kararları çerçevesinde avukat görüş başvurularımız engellenirken 15 Mart tarihinden sonra ise başvurularımıza hiçbir şekilde cevap verilmemeye başlandı. Bildiğiniz üzere 14 Mart tarihinde Sayın Öcalan’ın sağlığı ile ilgili sosyal medyada bir takım iddialar çıkınca biz, günlük olarak ve ivedi bir şekilde görüşme başvuruları yapmaya başladık. 25 Mart’taki kesilen iletişimde de Sayın Öcalan, avukatları ile görüşmek istediğini net olarak söylemişti. Ancak buna rağmen görüş başvurularımıza hiçbir yanıt verilmemektedir. 2021 yılının ilk 6 ayında toplamda 80 avukat görüş başvurusuna ve 30 aile ve vasi ile görüş başvurusuna rağmen İmralı Cezaevi’nde aile ve avukat ile görüşmelerine izin verilmemektedir.

 

Verilen disiplin cezalarının kararları size tebliğ ediliyor mu? Ya da bu kararlara karşı hukuki yolları kullanma fırsatı size veriliyor mu?

İmralı Cezaevi’nde hukuksal anlamda da bir tecrit politikasının uygulandığını net olarak söyleyebiliriz. Geçmiş yıllarda “gemi arızası” veya “hava muhalefeti” gibi keyfi ve hukuksuz gerekçelerle engellenen görüşme başvuruları, 20 Temmuz 2016 yılında OHAL ilanı ile birlikte hukuksal kılıflarla engellenmeye başlandı. Bu kılıfların öne sürülmesi, aynı zamanda hukuksal tartışmaların yürütülebilmesi açısından yeni bir zemin ortaya çıkardı.

Yasaya veya mahkeme kararına dayanarak engellenen görüş başvuruları karşısında bu sefer biz avukatlar açısından da ciddi düzeyde bir hukuk mücadelesi yürütebilme imkanı ortaya çıkmış oldu. Bu çerçevede onlarca dosyanın itirazlar neticesinde önce Anayasa Mahkemesi’ne akabinde de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınmasının yolu açılmış oldu.

Disiplin cezaları ve mahkeme kararları, bir süredir avukatlardan kaçırılıyor. Dosyalardan ancak itiraz süresinin geçmesi ardından haberdar oluyoruz. Mesela 2021’in Ocak ayında alınan kararı biz ancak Nisan ayında öğrenebildik. Her hafta en az iki başvuru yapmamıza rağmen dosyalar bizden kaçırıldı. Bunlar yeni uygulamalar ama bizim de buna karşı mücadelemiz devam ediyor.

 

“İmralı’da başlayan tecrit tüm topluma yayıldı” belirlemesi sıklıkla yapılıyor. Bunu biraz açabilir misiniz? Çiftçisinden işçisine, emeklisinden ekolojistine tecrit bu alanlara nasıl sirayet ediyor?

İmralı tecrit sistemi ifadesini bu uygulamaların sadece bir kişiye yönelik olmadığını, tüm ülkeye dönük bir hukuk ve siyaset sistemi olduğunu anlatmak için kullanıyoruz. İmralı’daki tecrit sistemi, başta Kürt halkı olmak üzere tüm ülkeye dönük bir istemin ifadesidir.

Türkiye’de siyasetin sınırlarını belirleyen temel ceza, yargılama ve infaz yasalarının önce İmralı’da geliştirildiğini ve daha sonra tüm ülkede bir sistem olarak uygulandığını net olarak görmek gerekir. Örneğin Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi sisteminden tutalım, ağırlaştırılmış infaz rejimine kadar veya 2005 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu (TCK), Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve Ceza İnfaz Kanunu (CİK) gibi “Öcalan Yasaları” olarak tartışılıp yasalaştırılan düzenlemelerin tamamı da önce İmralı’da geliştirilmiş, sonrasında da tüm ülkede uygulamaya konulmuştur.

İmralı tecrit sistemi, 20. yüzyılda Kürt halkına yönelik uygulanan imha, inkâr ve asimilasyonun, başka bir ifadeyle Şark Islahat Planı siyasetinin 21. yüzyıla uyarlanmış halidir. Bu, Türkiye’nin en temel meselesi olarak Kürt meselesinde, Kürt halkının şiddet ile bastırılıp tecrit altına alınması ve siyaset üretemez hale getirilerek iradesinin kırılması siyasetidir.

Kürt meselesinde şiddetle bastırma politikası, sadece Kürt halkına yönelik bir bastırma siyaseti değildir; şiddetin toplumun tüm katmanlarında fütursuzca bastırma aracı olarak kullanılması ve topluma ait tüm kaynakların şiddet siyasetine peşkeş çekilmesidir. Bugün ekonomik krizin, yolsuzluğun, kadın kırımının, hak gasplarının bu düzeyde uygulanabilmesinin temel kaynağının şiddet siyaseti olduğunu görmek gerekir. İmralı tecridinin derinleştirilmesi demek, şiddet politikasının da derinleştirilmesi demektir.

Bugün topluma karşı işlenen suçların ve ekonomik krizin şiddet ve savaş siyaseti ile gölgelenmeye çalışıldığını hepimiz net olarak görüyoruz. “Terörle mücadele” kavramı, her türlü suçu ve yolsuzluğu örter hale getirilmek isteniyor. Bu siyasetin ne düzeyde etkilediğini birlikte yaşayıp görüyoruz. 2013-2015 arasındaki dönemi de birlikte yaşayıp gözlemledik.

 

2018’de başlayıp 2019’a kadar devam eden açlık grevlerinin ardından bugün de tecridin kaldırılması talebi ile cezaevlerinde devam eden açlık grevi var. Tutukluların temel taleplerinin “tecrit” olmasının nedeni sizce nedir?

İmralı’da bir yandan İmralı tecrit ve işkence sistemi varken buna karşı 23 yıldır direnişle ince ince örülen bir “İmralı duruşu” da var. İmralı duruşu, Kürt meselesinde savaş ve şiddetle bastırma siyasetine karşı “demokratik çözüm ve onurlu barış” siyasetidir.

İmralı tecridinin kaldırılması, bir yandan tüm topluma yayılmış bu işkence sisteminin kırılmasını ifade ederken diğer yandan Sayın Öcalan’ın demokratik çözüm ve onurlu barış çabalarına da güç ve katkı sunmaktır.

Kürt meselesinin demokratik zeminde çözümü sadece Kürtler için değil bölgede yaşayan tüm halklar için demokratik yaşamın kapılarını aralayacaktır. Bu nedenle siyasi mahpuslar da bir yandan Sayın Öcalan ile kurdukları manevi bağ boyutu ile, diğer yandan da politik muhakeme ve öngörüleri ile açlık grevlerinin temel talebi olarak tecridin kaldırılmasını belirlemektedir.

 

Açlık grevlerinin sona ermesi için toplumsal muhalefetin üstüne düşen temel görev ve misyon sizce nedir?

Açlık grevlerinin zaten oldukça ağır cezaevi ve mahrumiyet koşullarında bulunan mahpuslar tarafından gerekli görülüyor olması, hepimiz açısından üzücü bir durumdur. Ama bir diğer yandan da bir gerçekliktir. Son derece hukuksuz ve keyfi olarak yürütülen İmralı tecridine karşı iradi bir duruştur.

İmralı’da çok ağır bir tecrit uygulanıyor. Bu tecrit ile Sayın Öcalan’ın dış dünya ile tüm bağları kesilmiş durumdadır. Ailesi ve avukatları ile görüşmesi engellenirken sürekli olarak keyfi disiplin cezaları ile cezaevi içerisinde birbirleriyle görüşmeleri de engellenmek istenmektedir. Bu uygulamalar kabul edilemez uygulamalardır.

Türkiye’deki toplumsal muhalefetin her şeyden önce bir kişiye dönük boyutu ile de bu uygulamaları kabul etmemesi gerekir. Bununla birlikte Kürt meselesi, İmralı tecrit sistemi ve Türkiye’nin demokratikleşmesi ilişkisini doğru kavrayıp Kürt meselesinin çözümü ve İmralı tecridinin kırılması için daha fazla çaba göstermesi gerekir. Bu meseleyi sadece açlık grevleri gündemi ile sınırlı ele almak büyük bir yanılgıdır. Açlık grevleri ile ortaya konulan irade ve fedakarlığın anlaşılması, çok anlamlıdır ancak esas meselenin köklü ve tarihsel olduğu unutulmadan kalıcı ve sürekli bir sorumluluk bilinci ile yaklaşmak gerekir.

Av. Serbay Köklü

 

“İmralı’da bir yandan İmralı tecrit ve  işkence sistemi varken buna karşı 22 yıldır  direnişle ince ince örülen bir “İmralı duruşu” da var. İmralı duruşu, Kürt meselesinde savaş ve şiddetle bastırma siyasetine karşı “demokratik çözüm ve onurlu barış” siyasetidir.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.