Kanımızda kimyasal maddeler var

Dosya Haberleri —

28 Eylül 2021 Salı - 21:00

.

.

  • ABD'deki çoğu insan, yasaları düzenleyen kurumların bağımsız olduğunu ve çıkarlarımızı gözettiklerini varsayıyor. Çoğu zaman işin içine para giriyor ve olması gerektiği gibi bağımsız ve tarafsız işlemiyor. 
  • Havaya, suya ve toprağa karışıyor. Yağmur suyunda bazı PFAS kimyasallarının olduğunu belgeleyen raporlarımız var. Kuzey Kutbu'nda, hatta kutup ayılarında bile bulundu. Bu artık bir küresel kirlilik sorunudur.

SERDA DEMİR

Batı Virginia’da yaşayan çiftçi Wilbur Tennant, avukat Robert Bilott’ın yanına gider. Tennant, Teflon üretimiyle tanınan DuPont’a ait fabrikanın kimyasal atıklarından dolayı, çiftliğindeki hayvanların hastalandığını iddia eder. DuPont’a dava açmak istediğini söyleyen Tennant, Bilott’ın onu savunmasını ister. O buluşma, sadece Robert Bilott’ın değil, yeryüzündeki herkesin hayatını etkiler. Gerçek olan hikayenin devamı ‘Dark Waters’ (Karanlık Sular) filminde işleniyor.
Teflon tavalarının sağlığa zararlı olduğu iddiaları neredeyse her mutfağa ulaşmıştır. Bu tartışmaların çıkışı, Bilott’ın DuPont şirketine karşı 1999 yılında açtığı davaya dayanıyor. Bilott’ın incelediği belgelerde, kanser hastalığına yol açan toksik maddeler üretildiği ortaya çıkıyor. Bu kimyasala maruz kalan birçok insan ve hayvan hastalanıyor ve ölümler yaşanıyor. Wilbur Tennant kansere yakalananlardan birisiydi. Bilott, tüm süreci ve kimyasalların dünyaya olan etkisini ‘Exposure’ (Teşhir) kitabında yazıyor. Konuyla ilgili aynı zamanda ‘The devil we know’ (Bildiğimiz şeytan) isimli bir belgesel de çekildi.

Çevre avukatı Robert Bilott büyük şirketlere karşı mücadelesini ve bazı insan yapımı kimyasalların insana ve doğaya olan etkilerini gazetemize anlattı.

Davayı üstlendikten sonra gizli dosyaları araştırmaya başladığınızda on yıllarca gizlenmiş sırlarla karşılaştınız. Bu dosyaları nasıl elde ettiniz ve ne keşfettiniz? 
Davanın ilerlemesi için gizli dosyaların incelenmesi gerekiyordu, ancak DuPont, şirket belgelerini vermeyi reddediyordu. Şirket dışında ilk kez başka biri tarafından okunacak olan gizli belgeleri mahkeme yoluyla aldım ve yoğun bir araştırma sürecine girdim. Dosyalarda, DuPont ve 3M şirketlerinin kullanılan kimyasalların insan hayatı için tehlikeli olduğuna dair araştırma sonuçlarına sahip olduklarını gördüm. Hayvanlar üzerinde yaptıkları deneylerle, PFOA kimyasalının, diğer adıyla C8, hastalıklara yol açtığını tespit etmişlerdi. 

Peki tehlikeli kimyasal madde üreten şirketler o güne kadar devlete bağlı kurumlar tarafından denetlenmediler mi hiç?
Bu sorunun cevabı için kimyasalların ve şirketin tarihine bakmalıyız. DuPont davasında odaklandığımız kimyasallar PFOA ve PFOS oldu. Bu kimyasallar binlerce PFAS (per- ve polifloroalkil maddeler) çeşitlerinden sadece iki tanesidir. Bunların buluşu 1940'lara dayanıyor. Kimyasalların piyasaya çıkmadan önce güvenliğinin nasıl test edileceğini düzenleyen ilk federal yasalar ise 1976'da çıkarıldı. O yasalar yeni üretilen kimyasallara odaklandı, öncesinde var olanların sorumluluğu da şirketlere bırakıldı. Kimyasalların insan sağlığına veya çevreye risk taşıdığını fark ettiklerinde federal hükümete bildirmek şirketlerin göreviydi. Maalesef 1970’lerde dahi kimyasalların önemli bir tehdit olduğunu bilmelerine rağmen kurumlardan kasıtlı olarak gizlediler. Biz durumu ifşa edene kadar, kimse olanların farkında değildi. 

‘Bildiğimiz şeytan’ belgeselinde, DuPont’un hükümet kararları üzerinde etkisi olduğu ifade ediliyor. DuPont bu güce nasıl sahip oldu?
DuPont, 1920'lerde şirket için çalışan oldukça tecrübeli bilim insanlarına ve bir laboratuvara sahipti. Şirketin bazı bilim insanları, kimyasalların güvenirliğini test etmek için yöntemler geliştirdiler. Aslında tüm toksikoloji alanının gelişmesine yardımcı oldular. Bu, Çevre Koruma Ajansı (EPA) kurulmadan onlarca yıl önceydi. EPA 1970'de kuruldu ve kimyasalları test etmeye başlamak için 1976'da ilk ABD yasaları yürürlüğe girmeye başladı. DuPont gibi deneyime sahip şirketler, yasaların düzenlenme sürecine dahil oldular. Düzenlemelerin çoğu, şirketlerin tecrübe ve uzmanlıklarına bağlı, onların sundukları şekilde geliştirildi. 

90’ların sonunda davayı açtığınızda bu ilişkiler sürüyordu. Kitabınızda da şirketler ile devlet kurumları arasındaki bağı anlatmaya çalıştınız. Bu hususu okuyucular için özetleyebilir misiniz?
Bu durum biraz karışık. EPA on binlerce kimyasalla uğraşmak zorunda, ama elindeki kapasite sınırlı. Bu nedenle şirketlerin bilgilerine dayanarak çalıştılar. Sonra şirketlerde çalışan üst düzey yetkililer, devlet kurumlarında çalışmaya başladılar. Tersi de oldu tabii. Üst düzey özel sektör ile üst düzey kamu sektörü arasında gerçekleşen geçişleri ‘revolving door’ (döner kapı) olarak adlandırıyoruz. EPA yetkililerin bazıları DuPont’a geçip kimyasallarla ilgili yardım ettiler. Hatta bazı eyaletlerde DuPont'u savunan avukatlar, bu eyaletlerdeki EPA'lerin başına geçtiler.

Bariz yolsuzluk yani..
Halk, işlerin böyle yürümesini istemiyordur eminim. Bence, özellikle ABD'deki çoğu insan, yasaları düzenleyen kurumların bağımsız olduğunu ve çıkarlarımızı gözettiklerini varsayıyor. Maalesef, çoğu zaman işin içine para giriyor ve olması gerektiği gibi bağımsız ve tarafsız işlemiyor. İnsanlar bunun ne kadar sık olduğunu bilseler çok şaşırırlar.

DuPont, açtığınız toplu davada tazminat ödedi, ama siz dosyayı kapatmadınız. Neden?
Dava süreci üç aşamalıydı. İlk aşamada Tennant ailesi adına dava açtım. Bu dava ile sınırlı kalsaydık, her şey sona erebilirdi, ama büyük bir halk sağlığı sorunumuzun olduğunu fark ettik. Kimyasallar on binlerce insanın içme suyuna karışmıştı. Mağdurlardan biri olan Joe Kiger başta olmak üzere, bir topluluğun isteği üzerine 2001'de toplu dava açtık. DuPont 70 milyon dolar tazminat ödedi. O parayı mağdurlar arasında bölüşmek yerine, insanlara kanlarını test ettirmeleri ve bağımsız bilim heyetinin yeterli veri sağlaması için kullandık. PFOA'nın hastalıklarla hangi ölçüde bağlantılı olduğunu bağımsız olarak ortaya çıkarmalıydık. Böylesi büyük bir araştırma hiçbir zaman yapılmamıştı. Yaklaşık 69.000 kişi katıldı ve toplanan veriler bağımsız heyete verildi. Heyet yeni sağlık araştırmaları tasarladı, tüm verileri ve bilgileri 7 yıl boyunca analiz etti. Bu da üçüncü aşamaya geçişimizi sağladı. İçme suyunda Dupont'a bağlı PFOA bulunan ve heyetin belirlediği altı hastalıktan birine sahip olan herkes, DuPont'a tazminat davası açabilirdi artık. 3500 kişi bu iddia ile dava açtı ve tazminat aldı.

Araştırmaların sonucunda ne çıktı peki? 
PFOA’nın 6 farklı hastalıkla bağlantılı olduğu bilimsel olarak ispatlandı. Bunlar testis kanseri, böbrek kanseri, ülseratif kolit isimli bağırsak hastalığı, tiroid hastalığı, gebeliğe bağlı hipertansiyon ve yüksek kolesterol hastalıklarıdır.

Kimyasalların zararlarını irdelemeden önce davayla ilgili farklı bir sorum olacak. DuPont, insanları kasten zehirlemekten değil, ‘tehlikeli maddelere maruz kalmanın risklerini’ bildirmemekten dolayı ceza alıyor. Neden?
Yasalara göre DuPont insan ve çevre sağlığını riske atan kimyasal kullanımıyla ilgili bilgi vermek zorunda. Mesela 1980’lerde kullandıkları kimyasalların anneden çocuğa geçebildiğini ve on binlerce insanın içme suyuna karıştığını bildiklerini gösteren veriler var. Bu bilgiyi gizli tuttukları için EPA 2004 yılında DuPont’a dava açtı. Şirket sadece 16 milyon dolar tazminat ödedi.