KDP’nin ‘resmi tarihi’ ve ötesi

Dosya Haberleri —

15 Eylül 2021 Çarşamba - 23:00

barzani

barzani

  • Şeyh Abdüsselam’ın çizgisi, Kürdistan’ı işgal edenlere karşı direniş çizgisiydi; şimdi torunlarının izlediği KDP/Barzani çizgisi ise tamamen teslimiyetçi ve işbirlikçi. Barzanilerin “öteki tarihine” küçük bir bakış.

SEYİT EVRAN

 

Birçok ulus-devlet, mesela Osmanlı’nın mirası üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, tarihini yazarken, o tarihin birçok hakikatini yok etmeye ya da dönüştürmeye çabaladı. Bu tarih yazımları, lise okuyan her Kürt’ün de bileceği, dikte edilen ve uydurulmuş tarihi anlatıları ortaya çıkardı.

Bu yazıda ise konumuz Osmanlı veya Türkiye değil; tıpkı onlar gibi kendisine bir tarih uyduran ve bu tarihte kendilerini Kürtlerin merkezine yerleştiren Barzanilerin tarihi. “KDP tarihi” yerine “Barzanilerin tarihi” tamlamasını da bilinçli kullanıyorum; çünkü ikisi birbirinden ayrı ele alınmak durumundadır.

Barzanilerin gerçek tarihinin önemli bir miladı, Şeyh Abdüsselam’ın hareketidir.

Şeyh Abdüsselam, Osmanlı’ya karşı Kürtlük mücadelesine 1907 yılında başladı. Barzan mıntıkasında başlattığı mücadelesinin ilk adımlarından biri, 1907 yılında aşiret reisleri ile yaptığı bir toplantıdan sonra Kürtlerin taleplerini içeren bir telgrafını Osmanlı idaresine göndermek oldu. Bu telgrafta Şeyh Abdüsselam, “Kürtlerin beş talebini” iletiyordu.

 

Kürtlerin beş talebi

Brifkan köyünde, 1907 yılında, Kürt aşiret reisleri ile yapılan toplantıda kararlaştırılarak Osmanlı’ya iletilen talepler şunlardı: Kürt bölgelerinde Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesi, eğitim dilinin Kürtçe olması, Kürt bölgesine Kürtçeyi iyi bilen memurların tayin edilmesi, mahkemelerde hükümlerin devletin dini olan İslam’ın şeriatına göre verilmesi ve Kürt bölgelerinden toplanan vergilerin buradaki yol ve okul yapımı için kullanılması.

Bu dönemde Osmanlı güçleri, Behdînan ve Barzan bölgesini işgal etmişti ve Şeyh Abdüsselam’ın öncülüğünde toplanan Kürtler, onları direnerek bölgeden çıkardı. Bu mücadele, 1913 yılına kadar sürecekti.

 

 Şeyh Abdüsselam (oturanların ortasında, sakallı ve silahsız)

 

Şeyh Abdüsselam ve bugün

Şeyh Abdüsselam, 1913 yılında, bir komplo ve ihanet sonucunda yakalandı ve Osmanlı güçlerine teslim edildi; bir yıl kadar zindanda kaldıktan sonra ise serbest bırakıldı. Ne var ki bu tutsaklık da onu davasından uzaklaştırmayacaktı: Şeyh, 1914 yılında, dönemin Musul Valisi Diyarbakırlı Süleyman Nazif tarafından yeniden tutuklandı. Çizgisinden ve direnişinden taviz vermediği için 14 Aralık 1914 tarihinde idam edilecekti.

Şeyh Abdüsselam’ın çizgisinin işgale karşı direniş çizgisi olduğu anlaşılıyor. Onun bugünkü torunlarının çizgisi ise teslimiyetçi ve işbirlikçi bir çizgiye dönüşmüş durumda. Keza bugünkü Barzaniler, kendi tarihlerini, işgalciliğe ve sömürgeciliğe karşı gelişmiş bu direniş çizgisi üzerine kurmuyorlar. Onlar, kendilerine başka bir tarih uydurdular.

 

Mahabad’da mı kuruldu?

Bugünkü Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), kuruluşunun Mesud Barzani’nin doğum günü de olan 16 Ağustos 1946’da, Mahabad’da gerçekleştiğini iddia ediyor. Tarihi bilgiler ise bu iddiayı yalanlıyor.

Mahabad’da, 1946 yılında bir parti kuruldu ama bu KDP değil, İKDP (İran Kürdistanı Demokrat Partisi) idi. Bu KDP, Qazî Muhammed’in partisiydi ve Mele Mustafa Barzani bu KDP’ye sırt çevirerek önce Kafkaslar’a, oradan da Orta Asya’ya ve nihayet Moskoya’ya geçmişti. Mele Barzani, ancak 11 yıl sonra, Abdülkerim Qasim’ın isteği üzerine Irak’a ve Güney Kürdistan’a dönebildi.

 

Mesut Barzani, Erdoğan’ın sarayında. Şubat 2017.

Bugün övüyorlar ama…

Barzaniler, şimdilerde İKDP’den övünç ile bahsediyor ama onu tasfiye eden de kendileri olmuştu. Şimdi İKDP, dört parçaya bölünmüş durumda ve Barzanilerin denetiminde; saldırıya açık hâlde bırakılan kampları, her gün İran’ın saldırılarına maruz kalıyor ve etkili kadroları Hewlêr’in orta yerinde kaçırılıyor ya da öldürülüyor.

Barzaniler, tarihlerini dayandırdıkları ve etrafına kahramanlık öyküleri ördükleri KDP’yi de kendileri kurmadı; o KDP, Mahabad ya da Rojhilat’ın bir bölgesinde değil, Güney Kürdistan’da kuruldu. Kurucusu da Barzaniler değil, bugüne kadar hakkı yenilen Kürt aydını ve kavga insanı Miksli (Bahçesaray/Van) Hamza Abdullah idi.

 

Hamza Abdullah

Hamza Abdullah, büyük bir aydındı. M. Barak, onun için, “hakkı yenilmiş bir Kürt davası mücadelecisi” diyor. Bazı kaynaklar Hamza Abdullah’ın Başkaleli olduğunu söylese de nâmı “Hamza Abdullahê Miksî’dir, öyle tanınır. İstanbul’da üniversite eğitimi görmüş ve bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra Güney Kürdistan’ın Zaxo kentine geçmiştir. Burada Hamza Abdullah, henüz nasıl olduğu bilinmeyen bir biçimde, Kürdistan tarihinin önemli isimlerinden biri olan İbrahim Ahmed ile tanıştı. Torunu Hana, bu tanışmadan bahsederken, “Hâlâ nasıl tanıştıklarını anlamadık ama tanışıp birlikte Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ne katılmaya gitmişler” diyor.

Bugünkü KDP’nin kuruluşu da Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin yıkılması ardından gerçekleşti ve KDP’yi Barzaniler değil Hamza Abdullah ve İbrahim Ahmed kurdu.

 

Kuruluş hikâyesi

Bu kuruluş hikâyesini şöyle özetlemek mümkün: Doğu Kürdistan’da 1942 yılında “Komaley Jiyanewey Kurd” isimli bir siyasi örgüt oluştu. Bu örgüte kısaca “Komel” ya da “Jakef” deniliyordu. Önemli bir örgütlenme düzeyi yakalamışlardı ve Doğu Kürdistan’da oluşmalarına rağmen faaliyetlerini Kürdistan’ın bu parçası ile sınırlı tutmuyorlardı. Örgütün bir nevi “Güney sorumlusu” olarak görev alan İbrahim Amed, Güney Kürdistan’da bir birim oluşturup örgütü buradan tüm bölgelere taşıyacaktı.

Hamza Abdullah, Mahabad Kürt Cumhuriyeti yıkıldıktan sonra Güney Kürdistan’a döndü ve burada kurulan Hiva hareketinde yer aldı. Hiva, iç çelişkilerden dolayı ayrışarak “Rizgarî” ve “Şoreş” isimli iki ayrı siyasi harekete dönüştü. Hamza Abdullah, iki grubu birleştirdi ve “Partiya Demokrata Kurd” isimli yeni bir parti kurdu: Bu, günümüzdeki KDP’nin kurulduğu andı. İlk kongre, 16 Ağustos 1946’da, Irak’ın başkenti Bağdat’ta yapıldı.

Mamoste Hamza Abdullah, bir komünistti; politik ve ideolojik olarak Irak Komünist Partisi’ne yakındı. İbrahim Ahmed ise KDP içinde daha çok “ulusal kanat” temsilciliğini yapıyordu.

Irak hükümeti, 1948 yılında, Irak Komünist Partisi’ne karşı geniş bir operasyona ve tutuklamalara girişti; KDP de bu tutuklamalardan payına düşeni aldı. Hamza Abdullah dışında, İbrahim Ahmed dahil KDP’nin merkezi yapısının esası tutuklanmıştı; bazıları, arandıkları için yurtdışına çıkmıştı.

 

Parti içi mücadele

İbrahim Ahmed, iki yıla yakın hapiste kaldı. Hamza Abdullah da 1950 yılında tutuklandı. Böylece KDP’nin merkezi yapılanması, tümden tasfiye edildi.

Hamza Abdullah bir süre sonra bırakıldı ama bu kez de Irak hükümeti tarafından Türkiye’ye teslim edildi. Bir yolunu bulup Türklerin elinden kaçan Abdullah, Güney Kürdistan’a döndü ve Musul’da kaçak yaşamaya başladı.

KDP’nin 16 Ağustos 1946’da Bağdat’ta düzenlediği ilk kongresinde Hamza Abdullah, partinin sekreteri seçilmişti; 1951 yılında yine Bağdat’ta yapılan kongrede de İbrahim Ahmed, partinin genel sekreterliği görevine seçildi. İbrahim Ahmed, o dönemde cezaevinden henüz çıkmıştı. Hamza Abdullah, bu kararı tanımadı ve parti içinde “İlerici Kanat”ı kurdu.

 

Mele Barzani başkan oluyor

Hamza Abdullah ve İbrahim Ahmed, artık parti içinde iki farklı çizgiyi temsil ediyordu ve aralarındaki bu çelişki Mele Barzani’ye yaradı; keza çelişkiyi çözmek için bir hakem arayışına girişilmişti ve bulunan isim Mele Mustafa Barzani’ydi. Abdullah ve Ahmed, parti başkanlığı ve sekreterliğini bıraktı; sorunu çözmek için işbaşı yapan Mele Mustafa Barzani’yi parti başkanı yaptılar.

Mele Mustafa Barzani’nin KDP’nin başına getirilmesinin nedeni, KDP’nin iki kurucu lideri arasındaki çelişkinin çözümüydü ama bir süre sonra iki lider de partiyi terk etmek zorunda kalacaktı.

İbrahim Ahmed, bir süre daha KDP içinde kaldıktan sonra, bütün bu süreç boyunca yaşananlar dolayısıyla “güvenilmez” görülmeye başlandı ve sonunda Ranya yakınlarındaki Boti Kampı’nda, beş arkadaşı ile birlikte tutuklandı. Ahmed, buradan Celal Talabani ile birlikte kaçmayı başaracaktı. Bu kaçıştan kısa bir süre sonra Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni (YNK) kurdular.

 

Yazdıklarına el konuldu

Hamza Abdullah, biraz daha güvende olacağını düşünerek kaçak yollarla Bağdat’a gitti ve bir süre orada kaldı. Ne var ki burada da can güvenliğinin olmadığını anlaması, uzun sürmeyecekti. Güney Kürdistan’a geri döndü. Burada da can güvenliği sorunu vardı ama ayrıca Kürtlük davasına katkıları dolayısıyla saygı görüyordu. Abdullah, Güney’de kendini koruyacak birilerinin mutlaka çıkacağını düşünüyordu.

Bu sırada Hamza Abdullah’ın kurduğu KDP, bir aşiret partisine dönüştü ve muhaliflere yönelik sürek avı da başladı. Mele Mustafa Barzani başkanlığındaki KDP’liler, her yerde Hamza Abdullah’ı arıyordu. Bir yandan canını kurtarmak ama diğer yandan da davasını sürdürebilmek isteyen Hamza Abdullah, Şeyh Abdürrahim Şedale olarak bilinen bir tasavvuf lideri tarafından kurulan Harake Hakkane’ye sığındı ve dört yıl boyunca onların korumasında yaşadı. Bir süre sonra koşullar değişti ve Abdullah da YNK’nin hakim olduğu Süleymaniye’ye yerleşti, burada “normal” bir hayat kurdu. Ne var ki onu tanıyanlar, yaşamını yitirdiği ana kadar KDP eliyle öldürülme korkusu ile yaşadığını anlatacaktı. Abdullah,  yaşamı boyunca sürekli yazmıştı ama yazdıklarına da el konuldu ve metinleri kendi adıyla okuruna ulaşamadı. Abdullah, Süleymaniye’de öldü; mezarı, kentin doğusundaki Sitek’te bulunuyor.

 

Kuruluş kodlarına karşı

Barzaniler bugün Güney Kürdistan’ı Türk devletinin işgaline açıyor ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı işgalcilerle işbirliği içine giriyor. Bu tutum, Şeyh Abdüsselam ile birlikte başlayan tarih içinde, başlangıç kodlarından kopmak da değil, o kodların karşısına dikilmek anlamına geliyor.

Barzanilerin kendi tarihleri olarak anlattığı ve kahramanlık öyküleriyle pekiştirdiği tarihleri ise aslında Hamza Abdullah ile İbrahim Ahmed’in bir aşiret üzerine değil, bir politik tutum üzerine inşa ettikleri bu tarihi içermiyor, daha doğrusu deforme ediyor. Bu gerçeklik, Barzanilerin tarihinin objektif bir gözle yeniden yazılması ve Kürtlük mücadelesi veren Şeyh Abdüsselam’ın ve diğerlerinin bu tarihten ayrı bir tarih olduğunun anlatılması gerektiğini ortaya koyuyor.

 

 

İBRAHİM EHMED ANLATIYOR:

 

Başlangıçta Barzaniler yoktu

 

Yazar İbrahim Ehmed, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile yaptığı ve 1997 yılında Serxwebûn gazetesinde yayımlanmış sohbetlerinde, KDP tarihine ilişkin şunları söylüyordu:

“Qazî Muhammed, Barzanilerin İngiltere ile çalıştığını düşünüyordu. Keza Barzani hareketi, 1944-45’te, yani başlangıcında, yurtsever değil aşiretsel bir hareketti. Hiva içinde bazı ‘iyi’ isimler de vardı: Mesela Emin Revanduzi, İzzet Abdülaziz ve Xeyrullah. Onlar, hareketi aşiretsel olmaktan çıkarıp yurtsever, ulusalcı bir harekete dönüştürmeye çalışıyordu. Ne var ki bu hamle, başarılı olamadı ve hareket dağıldı; aşiretçilik, galip gelmeye başladı.

Barzaniler, köy ve bölgelerine geri dönebilmek için Şeyh Mahmut’un oğlunun dönemin Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz el-Suud (Kral Faysal) ile aracılık yapmasını istiyordu. Barzanilerden 111 kişi hakkında idam kararı verilmişti ve bu cezaların da hafifletilerek müebbete dönüştürülmesi isteniyordu. Bunun yapılması karşılığında Barzani, Irak’a dönmeye hazır olduğunu belirtiyordu.

Barzani, gönderdiği bir mektupta, Hamza Abdullah’a destek vermemi, çünkü İran’da oluşturulmuş KDP gibi bir partiyi Irak’ta da oluşturmak istediklerini belirtti. I-KDP isimli bu partiyi reddettim; keza Barzani KDP’si Kürdistani değildi.

Mele Mustafa Barzani, parti önderi olmak istiyordu ama bu partinin hiçbir programı, amaçları ve uğruna mücadele edecek ilkeleri yoktu. Yalnızca güzel bazı laflar edilip, ‘Bu parti Kürt milletinin çıkarları için oluşturuluyor’ deniliyordu. Parti, bu şekilde, 11 Ağustos 1946’da, Irak’ta kuruldu.

Başlangıçta, 1953’te partinin eski ismi ‘Partiya Demokratî Kurd’ idi; bunu değiştirip, ‘Partiya Demokratî Kurdistan’ yaptık. Barzaniler Rusya’da olduğundan onlarla ne ilişkimiz vardı ne de haber alıyorduk. Kimse yerlerini bile bilmiyordu. Hiç kimseyle, ülkesiyle, aşiretiyle, ailesiyle bile ilişkisi yoktu; Orta Asya’daydı.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.