Kısıtlı mecralarda dahi yokuz

Kültür/Sanat Haberleri —

7 Mart 2022 Pazartesi - 20:00

  • Kürtçenin kısıtlı olarak devam ettiği mecralarda dahi biz yokuz. Organizasyon yapanlar genelde hazır kitlesi olan müzisyenler üzerinden çalışmalar yapıyor. Bu da piyasanın yalnızca birkaç müzisyen üzerinden oluşmasına sebep oluyor.
  • İnsanlar çok fakirleşti. Giriş ücreti, yeme, içme derken iş müziğe gelene kadar... Mekan sahipleri müziği ve müzisyeni sahiplenmiyor. Müziğine bir değer biçmiyor. Bu büyük bir problem bence. Maalesef para müziğin büyük bir kısmı. Tabii bu gerçeklik sanatçının yaptığı müziği de etkiliyor. 

MİHEME PORGEBOL

Mirov, şu an Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Sanat Tarihi bölümünde okuyan bir müzisyen. Bismil'e bağlı bir Êzîdî köyünde doğup çocukluğunu burada geçiren Mirov'un müzikle tanışması sevimli bir aşk hikayesine dayanıyor. İlk ve ortaokulu okuduğu Tepe Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'nda aşık olduğu kıza şarkı yazarak müzikle tanışan Mirov, bu duyguyu sevmiş olacak ki lisede de şarkılar yazmaya devam ediyor. Belki de bu duyguyu başkalarıyla paylaşma isteğinden ötürü 2011 yılında İzmir'de sokak müziği yapmaya başladı. O günden bugüne sokakta müzik yapmayı da bırakmayan Mirov şu ana dek 1 albüm ve 17 single yayımlayarak ne kadar üretken bir sanatçı olduğunu da çoktan ispatlamış durumda. Biz de sanatı ve duygularına sıkı sıkıya bağlılığıyla birçok esere imza atan Mirov'la "Rock söyleşileri" kapsamında görüştük. 

Yaptığın müziği nasıl tarif ediyorsun?

Özetle, benimle ilgili olan şeydir müzik. Aklıma ve kalbime dokunan her şey benim müziğim olabilir. Bunun bir kıstası ya da bir süzgeci yok. Anılarım, aşklarım, umutlarım, korkularım, annem-babam, psiko-sosyal durumum, okuduğum kitaplar, okuduğum okul... Birçok etken var müziğimde. 

2018'de "Kêzika Sergêj" adlı bir albüm yaptın. Albümde hem Kürtçe hem Türkçe şarkılar var. Müzik ve dil arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsun?

"Kêzikê Sergêj" albümünü şarkılarını severek dinlediğim Siya Şevê'den Gökçe Selim ile yaptık. Güzel bir çalışma oldu. Hem Kürtçe hem Türkçe şarkılar söylüyorum. Reelde de öyle. Keşke dil üzerinden bir bağ kurmadan yaşayabilsek. Ama burası Türkiye ve fazla gerçek. Şimdilik üç dilde şarkı söylüyorum. On dil bilsem on dilde de şarkı söylerim. Sadece Kürtçe şarkılar söylemek istemem; bununla kısıtlı kalmak zor ve boğucu. Bazı dinleyiciler senden sadece Kürtçe okumanı istiyor. Aynı dinleyici grubu, sen Türkçe okuyunca seni silebiliyor. Zaten sınırlı bir alanda top koşturuyoruz. O yüzden ben istediğim şarkıyı istediğim dilde söyleme taraftarıyım.

Rock Söyleşileri kapsamında daha önce başka sanatçılarla da görüştüm. Her biri müziğini icra ederken karşılaştığı birçok sorun ve zorluktan bahsetti. Sen neler söyleyebilirsin bu konuda? 

Çok fazla sorun var. Kendim karşılaşıp deneyimlediğim sorunlardan bahsedeyim. Bir kere konser alanı yok. Var, ama bize yok. Kısıtlı imkanlar ve kısıtlı alanlarla var olmaya çalışıyoruz. Çok fazla bilinmiyorum. Politik ve "köşeli müzik" yapmıyorum. Şarkılarımı kendim yazıp besteliyor, konserlerde de seslendiriyorum. Sanırım insanlar sevmiyor bunu. Hep bir ağızdan ezberledikleri şarkıları söyleyip eğlenmek istiyor çoğu. Belki de haklılar, bilemiyorum. Ama çoğunda merak ve yeni bir şeyler öğrenme isteği yok maalesef. Herkes senden eski bir şarkıyı coverlayıp söylemeni bekliyor. O zaman iş dinleyen için daha kolay oluyor belki ama benim için değil.

Garip sorunlar da var. Sadece Kürtçe müzik yapıyor diye çok fazla kayırma ve öne çıkarma hadisesi var. Kürtçenin kısıtlı olarak devam ettiği mecralarda dahi biz yokuz. Organizasyon yapanlar genelde hazır kitlesi olan müzisyenler üzerinden çalışmalar yapıyor. Bu da piyasanın yalnızca birkaç müzisyen üzerinden oluşmasına sebep olmuş. Bu müzisyenlerin büyük bir kısmı arabesk ve türkü tarzlarında müzik yapıyor.  Diğer kısmı da eski şarkıları ısıtıp ısıtıp tekrar çıkarıyor. Büyük bir cover furyası da cabası. Bunun dışında kalan müzisyenler müzikten para kazanamadığı için ya müziği bırakıyor ya da bir şekilde şikayet ettiği bu piyasaya dahil oluyor. Canlı müziğe dönenler oluyor. Üretim bitiyor haliyle.

Bir diğer acı gerçekte şu; insanlar çok fakirleşti. Mekan sahipleri de müziği ve müzisyeni sahiplenmiyor. Müziğine bir değer biçmiyor. Bu büyük bir problem. Maalesef para müziğin büyük bir kısmı. Tabii bu gerçeklik sanatçının yaptığı müziği de etkiliyor. Müzikle alakası olmayan insanlar canlı performans mekanları açıyor; çoğunda düzgün bir ses sistemi yok, soundchech yapacak tonmaister yok, mekan sahibi ve çalışanların dinleyici ile diyalogu çok fazla maddiyat temelli ve sen sahneye çıkıp müzik yapıyorsun. Ben uzun zaman sokakta da mekanlarda da müzik yaptım. Bu hep böyleydi, hâlâ böyle. 

.

Nasıl yani?

İşin asıl zor kısmı ise Kürtçe. Bir kere Kürtçe şarkılar yaptığın için her yere çıkamıyorsun. Festival yok, açık hava konserleri yok, kültür sanat merkezleri yok, televizyon programları yok, müzik organizasyonu yok. Kürtçenin endüstriyel bir piyasası yok. Bu zaten büyük bir sorun. Çözülmesi uzun zaman alacak sorunlar bunlar. Diğer bir sorun da müziğin çok pahalıya mal olup ucuza gitmesi. Bu cümle ilk okunduğunda kulağı tırmalıyor olsa da ne yazık ki doğru. Ben bir albüm çıkarmak için aralıksız bir sene çalışmak zorundayım. Kazandığımı başka hiçbir şeye harcamadan o albüm için toplamam lazım. Ama albüm çıktıktan sonra kendini amorti etmiyor. En azından bizim cephede durum bu.

Bu sorun ve zorlukların aşılabilmesi için ne gibi çözüm önerilerin olur?

Az önce bahsettiğim durum ve koşulların iyileştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Tabii ki çok zor ama imkansız değil. Yeterli olmayan alan ve sahneler düzeltilmeli ve çoğalmalı. Kendi adıma bulduğum nihai bir çözüm yok ama bir grup kurup 'dar alanda kısa paslaşmalar' yapıyorum. 2+1 The Band"i kurduk Vedat Tanış'la. 2+1 The Band olarak her ay bir konuk müzisyenle yolumuza devam ediyoruz. Bu hem bizim için hem de konuk müzisyen için az da olsa bir alan açmış oluyor. Tabii yine az önce saydığım sorunlarla boğuşarak geçiyor ama bir şekilde "biz de varız" diyebiliyoruz bu sayede.

Bildiğim kadarıyla konser imkanlarınız da oldukça az. Kitleyle buluşamamak sanatçı ve toplum açısından ne gibi dezavantajlar yaratıyor?

Doğru, İstanbul'da dahi doğru düzgün konser alanı yok. Kürdistan'daki müzisyenlerle az önce bahsettiğim 2+1 The Band projesi sayesinde buluşuyoruz. Onun dışında çok fazla konser teklifi de yok. Biz de haliyle yine aynı kısır döngü içerisine giriyoruz. İstanbul dışındaki müzisyenleri durum elverdikçe İstanbul'da ağırlıyoruz. Toplum ve sanatçı ilişkisine gelince: Bu soru felsefi bir soru/n. Toplumla sanat iç içe elbet. Sanatla topluma daha çok dahil olmaya çalışıyoruz. Belki de bize ihtiyaç yoktur, bilemiyorum. Bizim açımızdan dezavantajlar fazla. Talep edilmemek haliyle insanı başka sektörlere itiyor. Başka alanlardan maddi geçim sağlamak zorunda kalıyorsun. Bence müzisyen için en büyük dezavantaj bu. Ya müziğe daha az zaman ayırıyorsun ya da tümden bırakıyorsun. Topluma gelirsek, bilemeyeceğim. 

.

Bundan sonraki projelerin ve yapmak istediklerin neler? 

Planlar ve hayaller... Çok azı gerçek oldu maalesef. Bu soruya kısmen de olsa  cevap verdim aslında. 2+1 The Band proje grubunu daha geniş alanlara yayıp duyulur kılmak istiyorum. Albüm dosyalarımı ölmeden yayınlamak istiyorum. İçinde Bob Dylan ve Ciwan Haco'nun olduğu bir şarkım var. Monica Belluci hayranıyım. Kendisine bir şarkı yazmıştım yıllar önce. Keşke şarkının video klibinde oynasa. 50'ye yakın albüm dosyam var. Bunlardan bir tanesi şair Roseng Rojbîr'in "Ev Ne Tif e Pif e" adlı kitabından "En-el Welat" adlı şiir dizisinden oluşuyor. Proje 10 şarkılık. Yeterli imkanlar ve uygun bir zaman diliminde sırasıyla bu proje ve şarkıların tamamını çıkarmak istiyorum. Acı ve katliamlarla dolu bir coğrafyada yaşıyoruz. Daha özgür ve daha insani koşulların olduğu bir coğrafyada, sadece insan değil, hayvan ve bitkinin de değer gördüğü bir gelecek umudu ve hayaliyle yaşıyorum.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.