Kürt'ü ve Kürdistan'ı PKK savunuyor

Dosya Haberleri —

24 Kasım 2021 Çarşamba - 23:30

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık.

  • Medya Savunma Alanlarında yaşanan son direnişin Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’da askeri sonuçlardan daha çok siyasi sonuçlar yarattığını söyleyen KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, gerillanın üzerine düşeni yaptığını, şimdi görevin her alandaki direnişçilerin ve halkın olduğunu söyledi.

Türk işgalciliğinin Libya’da, Karabağ’da, Rojava’da bir çok alanı işgal ettiği ve isteklerini uluslararası kamuoyuna dayattığını ancak Medya Savunma Alanlarında durdurulmasının Ortadoğu siyasetinde bir dönüm noktası olduğunu dile getiren Eşbaşkan Bayık: “Kürt halkı bu direnişle büyük bir moral kazandı; soykırımcı faşizme karşı direnişi her yerde güçlendirdi. Rojava halkının işgale karşı mücadelesini güçlendirdi. Kürt halkında her yerde soykırımcı faşist Türk devletine karşı mücadelenin başarılabileceği inancı daha da pekişti” dedi. 

PKK’nin 44. kuruluş yıl dönümünde tarihsel ve güncel gelişmeleri ANF'ye değerlendiren KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın gün vesilesi ile verdiği röportajın devamını sizin için derledik. 

Neden paradigmal bir değişim-dönüşüm yapmak istediniz? Hangi ihtiyaçlardan kaynaklı böylesi bir yenilenmeye gittiniz?
Apocu grup çıkışından itibaren Sovyet, Çin ve Arnavutluk’un ortaya koyduğu reel sosyalist pratiğe hep mesafeli yaklaştı. Belli eleştirileri oldu. Öte yandan Rêber Apo PKK’nin öncülük ettiği mücadele içinde de süreklileşen bazı eksik ve yetersizliklerle karşılaşıyordu. Bunları önderlik gücü ve yaptığı çözümlemelerle giderme yoluna gidiyordu. Reel sosyalizmin çözülüşünden sonra Rêber Apo eleştirilerini daha da geliştirdi. PKK içindeki sorunların, mücadeledeki yetersizliklerin de o döneme kadarki paradigma ve tarzındaki yetersizliklerden kaynaklandığı anlaşıldı. Aslında o dönemdeki sosyalist ortamın katı ve dogmatik yaklaşımları Rêber Apo’nun sorgulayan ve eleştiren yanlarını belli düzeyde frenliyordu. Reel sosyalizmin çözülüşü bir yönüyle Rêber Apo’nun sorgulayıcı ve eleştirici yanını frenleyen etkenlerin de ortadan kalkması anlamına geliyordu. Rêber Apo, sosyalizm teori ve pratiğine yönelik yoğunlaşmasını ve eksiklikleri çözümleme çabalarını artırdı. 1990 yılındaki PKK 4. Kongresinde bu yönlü değerlendirmeleri vardır. Bir taraftan reel sosyalizmin eksik ve yetersizlikleri, bunun teoriden kaynaklanan yanlarını ortaya koyarken diğer taraftan sosyalizmde ısrar insanlıkta ısrardır, diyerek tüm çabalarının sosyalizm teorisi ve pratiğinin daha da güçlendirme yönünde olduğunu göstermiştir. 

Değişimi başaramayan sağa kaydı
Rêber Apo 5. Kongreyi PKK’nin ideolojik, teorik, örgütsel, siyasi ve eylemsel alanda değişim ve yenilenme kongresi olarak ele almıştır. PKK’nin 5. Kongresine sunulan politik rapor bunun belgesidir. Bu rapor kamuoyuna açık kitap olarak basılmıştır. Burada çok önemli değişim konuları bulunmaktadır. Rêber Apo değişim yaptırmazsa PKK’nin de diğer sosyalist partiler gibi tıkanacağını görmüştür. Yine kendisini sosyalist özde değiştirmeyenlerin nasıl sağa kayıp sistem içileştiğini de görmüştür. Bu nedenle 5. Kongrede köklü değişimler öngörmüştür. Kadronun değişimi, örgüt yapısının değişimi; halkın mücadeleye katılımının yeni bir anlayışla geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. 1990’lı yılların başında kadrodaki erken iktidar hastalıkları ve çeteleşmelerin klasik sosyalist zihniyet ve örgüt anlayışından ileri geldiğini görerek örgüt ortamını daha demokratik karaktere kavuşturmayı hedeflemiştir. Yine kadın ordulaşması ve kadının özgürleşmesinin örgütün ve toplumun demokratik değişimi ve dönüşümünde önemli rol oynayacağını vurgulamıştır. 1990’lı yıllarda başlayan kadın ordulaşması 1995 yılında ayrı bir kadın karargahı ve örgütlendirilmesi biçiminde geliştirilmiştir. 5. Kongredeki değişim kararı önemli bir adım olmuştur. 

Dönüşüm etkili mücadele içindi
Rêber Apo PKK’ye karşı bir uluslararası komplonun kurulduğunu; PKK’nin üzerine gelineceğini hesaplamıştır. Mevcut zihniyet ve örgüt yapısıyla, mücadele anlayışıyla bu tür bir saldırının karşılanamayacağını görmüştür. PKK’deki değişimle aynı zamanda örgütü önceden yenileyip yeniden yapılandırarak bu komployu karşılamayı ve boşa çıkarmayı amaçlamıştır. Ancak iki temel etken bu değişimin zamanında yapılmasını engellemiştir. Birincisi; parti yönetim ve kadrosunun bu değişimin özünü ve diyalektiğini derinliğine kavrayamamasının pratikteki değişim ve dönüşümü zayıf bırakmış olmasıdır. Bu yetersizlik Rêber Apo’nun çabası ve yönetimin yoğunlaştırılmasıyla aşılabilirdi. Ancak ikinci etken parti içinde ortaya çıkan tasfiyecilik olmuştur. Şemdin Sakık tasfiyeciliği örgütün bu tasfiyeciliği tasfiye etme üzerinde yoğunlaşması durumunu yaratmıştır. Tasfiyeciliğin var olduğu ortamlarda köklü değişiklikler yaratmak her zaman risklidir. Çünkü değişimi muğlaklaştırabilirler; tasfiyeciliğe zemin yapabilirlerdi. Nitekim 2003 tasfiyeciliği Rêber Apo’nun değişim ve dönüşüm çabalarını kendi tasfiyecilikleri için bir zemin ve fırsat olarak değerlendirmek istemiştir.
Rêber Apo uluslararası komplo gerçekleşince bu değişimi daha da zorunlu görmüştür. Hem İmralı’daki yoğunlaşmaları bunu gerektirmiştir hem de uluslararası komploya karşı mücadelenin sonuç alması için de değişim gerçekleştirmiştir. Bu bazılarının sandığı gibi kapitalist modernitenin hakim olduğu dünyaya ayak uydurma değil, aksine daha etkili mücadele edebilmek için yapılmıştır. Eğer bu yapılmazsa parti öncülüğü etkili kılınamaz; mücadele etkili verilemez, bu da partiyi büyük tehlikelerle karşı karşıya getirirdi. Değişimi gerektiren etkenleri böyle ifade edebiliriz. Zaten Rêber Apo yeni paradigmayı gerektiren etkenleri İmralı’da yaptığı çözümlemelerde kapsamlı biçimde ortaya koymuştur.

PKK, bir ulusal kurtuluş hareketinden bütün insanlık ve Dünya halkları için çözüm projeleri üreten, kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite ve demokratik ulus modelini geliştirip kadın özgürlük ideolojisini Kürdistan ve Ortadoğu özgünlüğünde hayata geçiren bir Özgürlük Hareketi olma vasfını nasıl kazandı?
Böyle bir paradigmaya ulaşması; bunun Kürdistan’ı aşarak bölge ve dünyayı etkileyen hale gelmesi Rêber Apo’nun devrimci kişiliği ile Kürdistan devriminin özellikleriyle ilgilidir. Rêber Apo bu paradigmaya ulaşmasını ‘Kişisel ve toplumsal temelimin teorik güce ulaşmamda rolü olmakla birlikte, esas etken tarihsel toplumu tüm sistematik yapısı içinde anlayabilmemdir. Anlayabilmenin altında ise yaşadığım mücadelenin özellikleri ve sorumluluk sahibi olmayı başarabilmemde yatmaktadır’ biçiminde ifade etmiştir. Kürdistan Ortadoğu’nun göbeğinde 4 parçaya bölünmüştür. Ortadoğu’da tarih boyu önemli devletler kurmuş Fars, Arap, Türk egemenlerinin egemenliğinde soykırıma uğratılmak istenen bir halk konumundadır. Öte yandan dünya siyasi dengeleri Ortadoğu’da kurulmaktadır. Böyle olunca Kürdistan özgürlük mücadelesi bölgesel ve uluslararası bir mücadele olmaktadır. Bu durum sadece Türkiye’yi ve Bakurê Kürdistan’ı değerlendirmeyi değil, Ortadoğu ve dünya siyasal gerçekliğini de çok kapsamlı ve doğru ele almayı gerektirmektedir. Bu da Rêber Apo’nun daha fazla yoğunlaşmasını beraberinde getirmiştir. Bunu yapmadan da Kürt halkının özgürlük mücadelesi başarılı biçimde yürütülemezdi. Bu açıdan Kürt halkının özgürlük mücadelesini veren bir parti olarak dar bir ulusal kurtuluş hareketi olamazdı. İnsanlık ve Ortadoğu açısından doğru çözüm projeleri ortaya koymadan Kürt halkının mücadelesi için doğru politika, program stratejisi ve taktikler geliştirilemezdi. İşte bu gerçeklik ve Rêber Apo ve Kürdistan devriminin özellikleri kadın özgürlükçü demokratik ekolojik toplum paradigmasının ortaya çıkmasını sağladı. Kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite ve bunun önemli bir boyutu olan demokratik ulus anlayışı geliştirilmiş oldu. Böylece tüm insanlık açısından kadın özgürlükçü ekolojik demokratik toplum anlayışına dayalı devlet dışı yönetim olan demokratik konfederalizm gerçeğine ulaşıldı. Bu çizgi doğal olarak ilk önce Kürdistan ve Ortadoğu’da uygulanmaya konuldu.

Bazı çevreler her gün bedeller ödemenize, Kürdistan ve Kürt halkı için verdiğiniz bunca mücadeleye rağmen Ulusal Kurtuluşçuluktan, dolayısıyla Kürdistan’ı kurmaktan vazgeçtiğinizi söylüyor. Böyle düşünenlere yönelik cevabınızı almak istiyoruz. Kürt halkının ezici çoğunluğunun PKK’yi her koşul altında destekliyor oluşu bu bağlamda ne anlama geliyor?
Böyle söyleyenler en hafif deyimle cahildirler. Bunlar Kürt ve Kürdistan gerçeği ile düşmanı tanımayanlar olduğu gibi, PKK’nin yarım asırlık kesintisiz süren mücadelesinin neler yarattığını göremeyenlerdir. Böyle yaklaşanlara olay ve olgulara at gözlüğüyle bakıyor derler. Özcesi Kürt ve Kürdistan’ın gerçek anlamda kurtuluşunun ve özgür ve demokratik yaşama kavuşmasının nasıl olacağını görmemeleridir. Kendilerine 2-3 şehirde iktidar bahşedilerek Kürdistan’ın %80’inin soykırımcı sömürgecilik sisteme teslim etmek isteyenlerdir. Bu zihniyet Kürt ve Kürdistan’dan vazgeçen zihniyettir. Kürdü ve Kürdistan’ı kurtarmayı değil, 2-3 şehirde iktidar olup Kürt halkı üzerinde baskı ve zulüm düzeni kurma ufkunu aşmayanlar böyle ucuz konuşurlar. Tarihten, Kürt halkının özgürlük mücadelesinden bihaber olanlar böyle konuşmaktadır. Bunlar biraz zorlandıklarında her türlü değeri bırakıp kaçanlardır; yada kaçacaklardır. Bunlar için çok şey belirtilebilir.

Hewlêr’de, Kerkük’de, Şengalde ve Kobanê’de savaştık
Bugün Kürtler içinde en etkili parti ve hareket PKK’dir. En etkili önderlik de Rêber Apo’dur. Herhalde Kürt halkı akılsız değildir. Dünyanın mücadele içinde pişen ve en politik özelliğe sahip halkı Kürtlerdir. Bu açıdan Kürt halkı kimin Kürtlere ve Kürdistan’a sahip çıktığını çok iyi bilmektedir. Bölge ülkelerinin ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesini istemek Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamının güvenceye alma stratejisidir. Kürt halkının ve Kürdistan’ın özgürlüğü ile bu strateji iç içedir. Her biri diğerini koşullandıran ve gerçekleştiren karakterlerdedir. Halkların kardeşliği, demokratik ulus, bölge halklarıyla bir arada yaşama hedefinin neresi Kürt ve Kürdistan’dan vazgeçmedir. Aksine Kürtlerin ve Kürdistan’ın tümüne sahiplenmedir. Birkaç şehirde iktidar olmak için Kürdistan’ın büyük bölümü ve Kürtlerin çoğunluğunu soykırımcı sömürgecilere bırakan ve peşkeş çeken PKK değildir. PKK nerede Kürdü ve Kürdistan’ı bırakmış? PKK düşüncesi, politikası ve eylemliyle Kürdü ve Kürdistan’ı bırakmak isteyenlerin önünü almakta; Kürdü ve Kürdistan’ı her yerde savunmaktadır.
DAİŞ saldırdığında Hewlêr kapısını tutan ve Kerkük’e gidip peşmergelerle göğüs göğse DAİŞ’lilerle çarpışan, Şengal’de Ezidi Kürtler tümden soykırıma uğratılmak istenirken fedaice savaşarak DAİŞ’i durdurup soykırımı engelleyen PKK değil miydi? DAİŞ Kobanê’yi düşürüp tüm Rojava Kürdistan’ı ele geçirmek isterken Kobanê’nin düşmesini engelleyip Rojava ve Kuzey ve Doğu Suriye’nin DAİŞ’ten temizlenmesi için binlerce fedaisini şehit veren kimdi? Ortadoğu’da Kürt ve Kürdistan gerçekliğini tüm çıplaklığıyla ortaya çıkaran, Kürdü Ortadoğu’da ve dünyada saygın bir yere getiren hareket hangisidir?

PKK’ye saldırmak Kürt halkına saldırmaktır
PKK şimdiye kadar hiçbir sömürgeci Kürt düşmanı ve soykırımcı güçle Kürtlerin aleyhine yada başka Kürt örgütleri aleyhine bir ilişki ve pratik içine girmemiştir. Kürtleri ve Kürdistan’ı her yerde koruyan, savunan ve Kürtlerin güçlenmesi ve örgütlenmesi için çalışan bir mücadele içinde olmuştur. PKK gerçekliğini hiç kimse çarpıtamaz. PKK’nin ne olduğuna en başta da Kürt halkı, dostları ve demokrasi güçleri karar verir. PKK gerçekliğini çarpıtmak, PKK’ye saldırmak Kürt  düşmanlarına hizmet etmekten başka bir anlam taşımaz. PKK hakkında bu yönlü propaganda yapanların arkasında MİT vardır yada MİT’le, TC’yle ilişkili güçlerin yönlendirmesi vardır. Kürt ve Kürdistan gerçekliğini ve PKK’nin mücadele tarihini bilmeyen bazılarının da bu tür söylemlere alet olmaları söz konusudur. Belirtilen söylemler aslında cevap verilecek şeyler değildir. Pratik yaşam tüm gerçeklikleri çıplak biçimde gözler önüne sermektedir.

1 Haziran 2010’dan itibaren başlayan süreci 4. Stratejik Dönem (hamle) olarak adlandırıyorsunuz. Bu tarih itibariyle “Devrimci Halk Savaşı Stratejisi”ne geçtiniz. Bu temelde Kürdistan’da öz yönetim direnişi (öz savunma dahil olmak üzere her boyutuyla inşa çalışmaları) devam ediyor. Bu stratejinin özellikle Güney Kürdistan ve Medya Savunma Alanları’na (Xakurkê, Heftenin, Garê, Zap, Metina, Avaşin) dönük gelişen işgal saldırılarına karşı gerilla direnişi bağlamında açığa çıkardığı sonuçlar nelerdir?
Rêber Apo yıllarca AKP iktidarına Kürt sorununun çözümü için şans verdi. Kürt sorununu makul bir biçimde çözmesi için her türlü kolaylığı sağladı. Kürt sorununun çözümü için kapsamlı yol haritasını devlete sundu. Ancak AKP iktidarı bu yaklaşımlara karşı oyalama, demokratik siyaseti baskı altına alma, tutuklamaları artırma ile cevap verdi. Bu durum karşısında halkın aktif biçimde yer alacağı devrimci halk savaşı Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamı açısından kaçınılmaz hale gelmişti. Böyle bir mücadele sürecine giren Kürt halkının mücadelesi karşısında AKP yine Rêber Apo’ya başvurarak çatışmasızlığın sürdürülmesini istemiştir. Rêber Apo’nun olumlu yaklaşımına karşın 12 Haziran 2011 seçimlerinden sonra demokratik çözüm için adım atma yerine Temmuz ayından itibaren Sri Lanka modeli adını verdikleri gerillayı ve Özgürlük Hareketini ezme saldırısı başlattı. Buna karşı yürütülen devrimci halk savaşı AKP iktidarını çökme noktasına getirince yine İmralı’ya koştular. Rêber Apo buna karşı da çatışmasızlık ilan etme yanında Newroz’da Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözüm manifestosunu kamuoyuna sundu; gerillanın Türkiye sınırları dışına çıkması çağrısı yaptı. Ancak AKP iktidarı bu çok önemli çabaları ve adımları da karşılıksız bıraktığı gibi 2014 yılında her yerde saldırıya geçen DAİŞ’in destekçisi oldu. Bir taraftan DAİŞ’i saldırtırken diğer yandan Çöktürme Planı hazırlayarak Kürt halkının özgürlük mücadelesini ezmeyi hedefledi. 

Direnmeden ezilmek, düşmana zafer bağışlamaktır
Rêber Apo bu savaş politikasını engellemek, Türkiye’de demokrasi güçlerini güçlendirmek ve Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünü açmak için 2015 28 Şubat’ında Dolmabahçe Mutabakatını hükümet ve HDP üyeleri aracılığıyla kamuoyuna sundu. Bu, Türkiye ve Kürdistan’da iyimserlik ve büyük bir umut yaratmışken Tayyip Erdoğan bu mutabakatı reddedip demokratik çözüm çabalarına tekme vurdu. Arkasından Kürt halkına ve demokrasi güçlerine savaş anlamına gelen ağır tecrit sistemini İmralı’da devreye koydu. 7 Haziran sonrası yaygınlaştırılan kapsamlı savaş aslında 5 Nisan’da başlatılmıştı. Bu savaş DAİŞ’le birlikte yürütüldü. 5 Haziran’da Amed’te, , 25 Haziran’da Kobanê’de, 20 Temmuz’da Suruç’ta 10 Ekim’de Ankara’da gerçekleşen DAİŞ saldırıları AKP’nin MHP ile ittifak kurup özyönetim örgütlenmesi içinde olan yerleşim alanlarına saldırısı aynı savaş kararının sonuçlarıydı. Bu savaş karşısında halkın direnişe geçmesi Kürt halkının soykırımcı sömürgeci faşizme karşı demokrasi direnişiydi. Halk özyönetimin kabulü temelinde demokratik Türkiye’yi hedefliyordu. Bu nedenle Kürt halkının özgürlük mücadelesini ezmek isteyen faşizme karşı tarihi bir direniş gösterildi. Çiyagerlerin, Axinlerin, Zeryanların direnişi halkımızın özgürlük mücadelesinde fedai çizgisini yeni bir aşamaya taşıdılar. Nasıl ki 14 Temmuz zindan, 30 Haziran Zilan direnişi ve birçok fedai direniş özgürlük mücadelesinin yenilmezliğini yarattıysa özyönetim direnişleri de mücadelemizin yenilmezliğinde tarihi rolünü oynadı. Böylece Özgürlük Hareketini ezmek isteyen AKP-MHP faşizmine Özgürlük Hareketinin ezilemeyeceğini direnişleriyle bir daha gösterdiler. Direnerek mücadele etmek direnmeden ezilmekten her zaman bin kat daha iyidir. Direnmeden ezilmek, mücadeleleri bırakmak düşmana kolay zafer bağışlamaktır. ,
Eğer bugün Medya Savunma Alanları olan Garê, Metina, Zap, Avaşin, Haftanin ve Xakurke’de fedaice direniş sürdürülüyorsa bu Çiyager, Zeryan ve Axin fedailiğinin daha üst bir düzeye çıkarılmasıdır. Şu an Medya Savunma Alanlarındaki gerilla direnişi tüm Kürt halkına onur veren, gurur kazandıran bir direniştir.
Medya Savunma Alanlarındaki bu direniş tarihi sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Şubat ayında Garê’ye işgal saldırısı yapıp bozguna uğratılması AKP-MHP faşizmine vurulmuş ağır darbeydi. AKP-MHP faşist ittifakı Garê’ye işgal harekatı yapıp başarılı bir sonuç alarak seçime gidip 5 yıl daha Türkiye’yi yöneterek devleti tamamen on yıllar sürecek bir faşist kurumlaştırmaya kavuşturmayı hedefliyorlardı. Garê’de yaşatılan bozgun AKP-MHP iktidarının hesaplarını bozduğu gibi Türkiye demokrasi güçlerine ve soykırımcı saldırılara karşı direnen Kürt halkına moral ve güç verdi. AKP-MHP bu bozgunun yarattığı travmadan kurtulmak, Garê’de elde edemediği zaferi Zap ve çevresinde elde etmek için 23 Nisan’da kapsamlı bir saldırı başlattı. Amaç Medya Savunma Alanlarının stratejik yerlerini ele geçirip bir zafer ilan ederek seçime gitmekti. 15 gün içinde ele geçireceğini sandığı alanlarda 7 aydır darbe üstüne darbe almaktadır. Herhalde KDP destek olmasaydı 2008 Zap’ta kaçtıkları gibi arkasına bakmadan ricat edeceklerdi. Ancak yüzlerce gerilla karşısında on binlerle ifade edilen askeri gücü ve kullandığı savaş teknikleri sonuç vermedi. Saldırılar sonuçsuz kalınca insanlık suçu görülen kimyasal silahlara sarıldı. Ancak gerilla her türlü silah tekniğine ve kimyasal silaha karşı da tarihi bir direniş ortaya koymuştur. 

Bu zafer herkese moral verdi
Türk ordusu yıllardır önünde durulamaz bir güç gibi gösteriliyordu. Rojava’da işgaller gerçekleştirmiş, Libya’da yaptığı askeri müdahaleyle askeri ve siyasi dengeleri değiştirmiş; Azerbaycan’ın DağlıkKarabağ’ı almasını sağlamış bir askeri güçtü. Bu nedenle Türkiye giderek Ortadoğu’da herkese istediğini yaptırır duruma gelmişti. İşte böyle bir ordunun Medya Savunma Alanlarında durdurulması Ortadoğu siyasetinde önemli sonuçlar doğurdu. Her siyasi güç bu devlete karşı durulabileceğini gördü. Türkiye’de demokrasi güçleri ve Kürt halkı bu direnişle büyük bir moral kazandı; soykırımcı faşizme karşı direnişi her yerde güçlendirdi. Rojava halkının işgale karşı mücadelesini güçlendirdi. Kürt halkında her yerde soykırımcı faşist Türk devletine karşı mücadelenin başarılabileceği inancı daha da pekişti. Kürt halkının özgürlük mücadelesi açısından tarihi görevler yerine getirdi. Özgürlük mücadelemizin en zorlu döneminde önemli bir nefes oldu. Saldırılar karşısında durmada büyük direnç kazandırdı. Askeri sonuçlarından çok Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’da önemli siyasi sonuçlar yaratan bir direniş olarak tarihteki yerini aldı.

Gerillanın bu direniş sürecinde ulaştığı ruh ve maneviyat dünyası ile moral, ideolojik düzeyi biraz anlatır mısınız?
 Avaşin, Zap ve Metina’da genç kadın ve erkek gerillaların gösterdiği direniş anlatılamayacak düzeyde değerlidir. Bu genç yoldaşlarımız bizlere de büyük bir moral ve güç verdiler. Bizler bu duyguyu yaşadığımıza göre bu direnişlerin büyüklüğünü düşünmek gerekir. Böyle söylemeseydik bu direnişe gereken anlam ve değeri vermemiş olurduk. Parti tarihimizin fedailiğinin zirvesini ifade eden 14 Temmuz fedailiğinin, Zilan fedailiğinin örnek temsilini yaptılar. 14 Temmuz şehitleri de Şehit Zilan da bu direnişçilerle büyük onur duyardı; bu direnişin şehitlerine en büyük saygıyı gösterirlerdi. Bu genç arkadaşlar ve şehitlerimiz için ne söylersek azdır. 14 Temmuz direnişinde arkadaşların en moralli anlarının şehadete yaklaştıkları an olduğu bilinir. Bu genç gerillalar da bu direnişi halay çeker gibi büyük bir coşkuyla moralle yürütmüşlerdir. Bu duruşlarıyla düşmanın yüreğine büyük korku salmışlardır. Bu moralle, bu ruhla 14 Temmuz ve 30 Haziran fedailiğini en üst düzeyde temsili yapıldığı gibi yarım asırlık mücadelenin tüm değerlerinin yarattığı coşkuyla, moralle yürütülen bir direniş olmuştur. Rêber Apo çizgisinin, şehitler çizgisinin, bu çizgiyi yaratan ideolojinin militanların hücrelerine kadar yedirildiği bir gerçeklikle karşılaştık. Şehitlerimiz ve direnişçilerimiz bir ideoloji nasıl somutlaşır bunu bize en çarpıcı biçimde gösterdiler. 

Ölçü gerçekleşen fedailiktir
Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bundan sonra gerillamız da halkımız da bu genç yoldaşlarının yurtseverliğini, halka bağlılığını, ülkeye bağlılığını, yoldaşlarına bağlılığını, Partiye bağlılığını ve Önderliğe bağlılığını ve bu bağlılık temelinde ortaya konulan fedailiği kendilerine ölçü alacaklardır. Artık 14 Temmuz’u, 30 Haziran’ı en yüksek düzeyde temsil eden bu direnişçiliğin gerisine düşülemez. Zaten soykırımcı sömürgeci Türk devletine karşı bunun gerisinde bir direnişçilikle de mücadele edilemez.
Bu direnişçiler bu fedailiği gösterirken 14 Temmuz direnişçileri gibi bu direnişlerinin ne anlama geldiğinin derin bilincinde olmuşlardır. Düşmanın uğursuz ve kötü emellerini iliklerine kadar hissettikleri gibi direnişlerinin özgürlük mücadelesine, Kürt halkının varlığına ve özgürlüğüne nasıl bir güç kazandıracağını da derinden hissetmişlerdir. İşte böyle bir tarihi sorumlulukla direnmiş ve zaferi kazanmışlardır. Bu direnişin şehitleri zafer kazanmışlardır. Artık görev bundan sonra her yerde direnen direnişçilere aittir. Halkımıza aittir. Kürt gençlerine ve kadınlarına aittir. Onların da bu direnişin yarattığı ruh ve moralle direneceklerine ve AKP-MHP faşizmini yenilgiye uğratarak bu direnişçilerin, bu direniş şehitlerinin özlemlerini gerçekleştireceklerine inanıyoruz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.