Lavrio'nun hikayesi

Dosya Haberleri —

5 Ocak 2022 Çarşamba - 20:30

Lavrio Kampı

Lavrio Kampı

  • Savaşların, katliamların hiç bitmediği Lavrio halkların tekrardan bir araya geldiği bir mekan konumunda. Binlerce Kürdistanlı ve Türkiyeli devrimci, Lavrio Kampı’nda komün yaşam oluşturdu.

BARIŞ BALSEÇER

Bu hızlı bellek, sevgi yitimi çağında insanın gün geçtikçe birbirine kör, sağır olduğu bugünlerde her şey çok hızlı akıyor ve yaşamımızda olduğunu düşündüklerimizi daha solumadan kaybediyoruz artık. Kaydetmiyor, unutuyoruz; yazmıyor unutuyoruz.

Yunanistan’a doğru yol alırken “yol nedir?” diye sormuştum kendime. Bir trene binersin ve tren hızlandıkça dışarıdaki her şey aynılaşır. Yol benim için, trenin durduğu anda dışarıya bakıp gördüğüm o son fotoğraftı artık. Bu unutkanlık, hafıza yitiminde yine de insana dokunarak bir fotoğraf yakalamaya çalışıyordum, bu hıza son verip insanda durmak için. Yunanistan’dan çıkışımda aklımda kalan son fotoğraf Lavrio Kampı olmuştu. Binlerce Kürdistanlı ve Türkiyeli devrimcinin ayak bastığı Lavrio Kampı’nda oluşturdukları komün yaşamda tanıştığım her insan aklımda kalmış, en azından bir süreliğine de olsa durabilmiştim onlarda.

İçinde yoldaşlıkla kurulu komün yaşamı dışarıdaki halkla bütünleştirerek; dışarıdaki halkın kanatları altına alarak koruduğu, kentin bütününü tamamlayan Lavrio Kampı’nı, kentin tarihiyle yazarak yolculuğuma dair bir son fotoğrafı yazdım. 

Emek hareketlerinin ilk çıktığı yer

Lavrion kelimesi, Yunanca "lavra" kökünden geliyor. Cadde anlamına gelen kelimenin Homeros'un şiirlerinde koridor, geçit anlamında kullanıldığı biliniyor. Adı gibi bir geçit olan Lavrio, faşizmden, baskıdan, katliamdan dolayı toprağından koparılanların yeni bir yaşam kurma umuduyla Avrupa'ya geçişinde bir koridor niteliği taşıyor.

Yunanistan’ın Doğu Attika Bölgesi’ne bağlı Lavreotiki Belediyesi’nin merkezi olan köy, başkent Atina’nın güneydoğusunda yer alıyor. Köy aynı zamanda emek hareketlerinin ilk ortaya çıktığı yer.

Konstantin Kavafis, Helenistik çağın Urfa şehri hakkında şöyle yazar: “Biz burada bir alaşımız, Asuriler, Rumlar, Ermeniler, Medler.” Savaşların, katliamların hiç bitmediği bu coğrafyada Lavrio ise aynı halkların tekrardan bir araya geldiği bir mekan konumunda. 

Meydandaki Madenci Anıtı

Lavrio, yaklaşık olarak 19. yüzyılın ortasında Yunanistan’daki endüstriyel kapitalizmin, kapitalist modern dönüşümün geliştiği bir yer oldu. Bölgenin maden zenginlikleri Fransız ve İtalyan şirketler tarafından yıllarca sömürüldü. İtalyan-Fransız şirketleri yıllarca metal ocaklarında çeşitli halklardan işçileri çalıştırdı. Binlerce İtalyan, Sırp, Yunanlı ve Ermeni işçinin kölelik şartları ve insanlık dışı koşullarda çalıştırıldıkları maden ocakları günümüzde ise işlevsiz ve kapalı halde. 116 yıl emekçinin kan ve terinin sömürüldüğü dönemi ise Lavrio Kamariza Meydanı’nda bulunan Madenci Anıtı bizlere özetliyor.

 İlk direniş 1896’da başladı

“Burada, Kamariza’da erkek, kadın, çoluk çocuk sert koşullarda çalıştık. Çoğumuz galerilerde öldü. Gençler haklarımız için savaştı.” Farklı kültürden halkların emeklerinin sömürüldüğü maden ocaklarında yerin metrelerce derinliğinde insanlar sadece “sömüren - sömürülen” olarak iki sınıfa ayrılırken, sömürülenler ise ortak mücadelede bir tek kimliğe kavuştu. 

Sermayenin acımasız sömürüsüne karşı ilk direnişler 1896 senesinde Lavrio’da başladı. Emek mücadelesinin bastırıldığı ilk grevde iki maden işçisi katledildi. Emek mücadelesini bastırmak için Lavrio madenlerine yerleştirilmek istenen askeri birlik ise emekçilerin büyük direnişi sonrasında bertaraf edildi. Emekçilerin sermayenin terörizmi altında çalıştığı bu dönemde, Balya madenlerinde işçiler mensup oldukları dine göre mahalleler oluştururdular ama onlar bu köyde ortak bir kültür geliştirdiler. 

Ermeni ve Rum madenciler katledildi

İnsanlık dışı şartlarda çalışan gayrı müslim işçilerin sömürülmesi ve katledilmesi, Yunan-Türk Savaşı’nın (Ağustos-Eylül 1922) sona ermesinden sonra da devam etti. Bölgedeki 700 Ermeni ve Rum madenci ve fabrika işçisi, Eylül 1922’de kemalist ordular tarafından aileleri ile birlikte katledilip şehir dışına gömüldüler. 

Kemalizmin Rumların ve Ermenilere dönük bu katliamı Rene Pio tarafından “Smyrna’nın Son Günleri” kitabında şu şekilde anlatılmıştır: “Ayın 20’sinde, Balya madenlerinin üst düzey kadroları da dahil olmak üzere Pontos Rumları ve Ermeniler toplatıldı ve sözde ülkenin doğusuna sevk edildi. Balya’dan 5 km uzaklıktaki Çakallar denilen yöreye geldiklerinde, sayıları yaklaşık 700 olan tüm Hristiyanlar, bir gün önceden hazırlanan mezarların yanında süngü darbeleriyle öldürüldü. Cesetler ateşe verildi ve askerler her şeyi yakana ve gömene kadar üç gün bölgede kaldılar.”

Dayanışmayı da beraberinde getirdi

Liman ve sanayisiyle iş olanaklarını barındırmasından dolayı, adalardan ve diğer bölgelerden çok göç almış bir yer aynı zamanda Lavrio. 1975-80 arasında köyde ip ve şeker fabrikası bulunuyormuş. Fabrikalarda çalışmak amacıyla adalardan, yakın bölgelerden insanlar buraya gelmiş ve zamanla Lavrio’ya yerleşmişler. Yaşadığı topraklardan göç etmeleri ekonomik temelli olsa da, topraklarından uzaklaşmanın o kırılgan hissini belleklerinde taşıyan insanlardan oluşuyor Lavrio. Taşınan bu bellek, topraklarından göç etmeye zorlanan Kürtleri anlamalarını ve onlarla dayanışma içerisinde olmayı da beraberinde getirmiş.

Avrupa’ya ilk adım

Önemli bir tarihi içinde barındıran köyün, Kürtleri ilgilendiren en önemli özelliği ise Lavrio Mülteci Kampı. İki bloktan oluşan kamp 1980’lerin başında Türkiye’de yaşanan askeri darbe sonrası Kürdistan ve Türkiye’den gelen politik mültecilerin mekan edindiği önemli bir yer. PKK’nin tarihsel direnişinin ortaya çıktığı ilk yıllardan sonra ise kamp; köyleri yakılan, kökleri topraklarından koparılan, mezarı bile olmayan, bir istatistiğe dönmek istemeyen Kürt halkının Avrupa’ya adım atarken yerleştiği önemli bir durağı temsil ediyor.