Lozan'ın 100. yılında yeni bir antlaşma

Elif KAYA yazdı —

  • Lozan antlaşmasının imzalandığı bu salonda tarihe yön veren yanlış kararlar alınmıştı. Yaşam bu kararların yanlış olduğunu doğruladı. Ve aynı zamanda Kürt halkı geliştirdiği mücadele deneyimiyle nasıl olması gerektiğini de ortaya koydu.

24 Temmuz 1923’ de, o güne kadar ismi pek kimsenin duymadığı İsviçre'nin Lozan kentinde imzalanan bir anlaşma Ortadoğu’nun yüzyıllık kaderini belirledi. Antlaşma sadece coğrafyaya sınır çekmedi, aynı zamanda kimlerin var olup olmadığına da karar verdi. Bazı halklar hak sahibi iken bazıları azınlık, bazıları ise yok hükmünde sayıldı. Ermeniler zaten 1915' de soykırıma uğratılmış, Rumlar göçertilmişti. Bu nedenle anlaşma yapılırken, soykırımın-göçertmenin sonuçlarıyla yüzleşmeden, azınlık statüsünde ele alınmasında sakınca görülmedi. Kürtler ise büyük nüfusuna rağmen Müslümanlık kotasından yok hükmünde sayıldı! İşin daha acı tarafı anlaşma yapılırken bölgede yaşayan halkların gerçek temsilcilerine bu masada yer verilmemiş olmasıdır. Ortadoğu haritası 1. Dünya Savaşı’nın yıkımından galip çıkan emperyalist devletler ve Osmanlı’nın mirasçısı yeni Türk devletinin dahiliyle son halini aldı.

Kırmızı kadife kaplı masada aylarca süren uzun tartışmaların ardından imzalanan bu antlaşma bir yüzyıllın katliam, sürgün, göçlerle geçmesine kapıyı araladı. Reber Apo’nun ifade ettiği gibi “yanlış tarihle doğru yaşanmazdı”. Bu nedenle Lozan Antlaşması’nın kabulünün hemen akabinde Kurdistan'da özgürlük eğilimiyle hareketler gelişti, isyanlar alevlendi. Şex Sait ayaklanmasından Kurdistan Özgürlük Hareket’ine kadar gelişen tüm isyanlar Kürt halkının varlığının tanınması ve özgür bir yaşama imkan sağlanmasını amaçladı. Serhildanlar varlığı görünür kılmaya, daha demokratik ve özgür bir yaşama alan açma talebiyle başlıyordu. Bu serhildanları, tarih adına yapılan yanlışları düzeltme girişimi olarak ele almak yerindedir. Bu serhildanlar bir anlamda Lozan'da kurulan masada alınan kararların yanlış olduğunu, yaşamın doğasıyla bağdaşmadığını ortaya koyup, masanın yeniden kurulmasını talep ediyorlardı.

Reber Apo, bu masanın yeniden kurulması için çok büyük çaba harcadı. 1993 yılında yapılan ateşkes süreciyle başlayıp, 2013 müzakere sürecine kadar pek çok kez başlatılan barış girişimleri özünde Lozan ile başlayan yanlış tarihi düzeltip, doğru temelde yeni başlangıçlar yapma çabasını ifade ediyor. Ulus-devlet politikalarıyla farklılıkları düşmanlaştıran ve ortadan kaldırmaya odaklanan Lozan Antlaşması sadece Kürt halkına değil, Türkiye'de yaşayan tüm halklara, kadınlara, farklı inançlara, toplumsal gruplara kaybettirdi. Tarih adına yapılan bu yanlışların düzeltilmesi halkların özgür, demokratik, refah koşullarda yaşamasını sağlayacaktı.

Kürt halkı bir yüz yılı daha Lozan Antlaşması’nın koşullarında geçirmek istemiyor. Bu istemini bir dönemdir hazırlıkları yapılan ve bu yıla yaydırılan konferans, sergi, performanslarla ifade ediyor. Bu performanslardan en çarpıcı olanlardan biri Kürt sanatçı Mirkan Deniz’in Lozan Antlaşması’nın üzerinde imzalandığı masayı konu alan performansıydı.

Mirkan, 2008 yılında dönemin İsviçre Konfederasyon Başkanı tarafından Türkiye'ye hediye edilen masanın aynısını yapar ve yerine tekrar konulması için mücadele eder. Performans hiçbir yetkilinin yapılan bu masayı almak istemediğinin öyküsünü konu alır. Dönemin konfederasyon başkanının hangi amaçla bu masayı hediye ettiğini bilemezsek de bu masanın yeniden yerine konulması gerektiğine inanır. Mirkan performansıyla bunu ifade ediyor.  

Kuşkusuz bu kez bölgede yaşayan halkların, kadınların, inançların buluşmasıyla toplumsal bir sözleşme temelinde bu masaya oturulabilir.

Lozan antlaşmasının yapıldığı tarihi salonda, kırmızı kaplı masanın yanı başında biriken topluluğun içinde açılan “geçmişi düzeltmek için buradayız!” pankartı da bu etkinliğin amacını özetliyordu. Bu salonda 1923’te tarihe yön veren yanlış kararlar alınmıştı. Yaşam bu kararların yanlış olduğunu doğruladı. Ve aynı zamanda Kürt halkı geliştirdiği mücadele deneyimiyle nasıl olması gerektiğini de ortaya koydu.

Evet, ulus-devletin tekçiliği, sınırların keskinliği yaşamın neşesini kaçırıp, ölüm saçtı. Farklılıkların farklılıklarıyla bir arada eşit temelde yaşadığı bir ortamda ise yaşam daha zengin ve mutlu oluyordu. Kürt halkı karşı karşıya kaldığı soykırım, sürgün politikalarıyla mücadele ederken kendi deneyimlerinden kendi çözüm modelini yarattı: Demokratik Konfederalizm.

Bu kez masaya Demokratik Konfederalizm ruhu ve modeliyle oturulmalı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.