Milli hükümet: Ülkücü mafya

Ava Neşe KALP yazdı —

24 Kasım 2020 Salı - 22:24

  • Avrupa’da yavaş yavaş yasaklanan Ülkücülük, hiçbir çağdaş hukuki yapılanmanın dokusuna uyumlu olmayan Türk devlet geleneğinin mafya örgütlenmesidir.

Daha önceki yazımda bu yapının yasa dışı işlerle olan bağlantısına değinmiştim. Mesela o yazıdan sonra da en azından bir cinayetin sanığı, bir fuhuş çetesinin üyesi/lideri, hakkında silah ticareti suçlamaları olan, internette bir kadını bayıltana kadar dövüp, canlı yayında bunu teşhir eden, esas mesleğinin “pezevenklik” olduğu bilinen bu kişi hala tutuklanmadı. Bu koruyucu zırhı sağlayan ise her zaman olduğu gibi MHP, Soylu ve bozkurtlu-bayraklı fotoğraflar…

O yazıda bahsettiğim ülkücü mafya ve şimdi AKP’li mafyanın alan kontrolü çatışmasının, son gelişmelerle birlikte bir üst aşamaya sıçramış olduğunu görüyoruz. Bu sıçramada AKP’nin Maliye Bakanının kariyerinin cenaze namazını, “Ülkücü çetenin Maliye Bakanı” olan Çakıcı’nın kılmasının elbette bir anlamı var.

MHP’nin yasal görünümünü sunduğu devasa yeraltı çetesi, bir ülke ekonomisi kadar, haraç, şantaj, çek-senet, uyuşturucu, insan ticareti, kadın ticareti, organ ticareti, ihalede fesatlık, şirketlere çökme ve daha da uzatılabilecek pek çok alanda, tek kuruş harcamadan milyar dolarlık bir para akışını yönetmektedir. Ülke gelirinin yarısı, direkt olarak bu çete tarafından hortumlanmaktadır. Bu akışı içeride ve dışarıda bu yasadışı çete karakterli devlet yapısını, dolayısıyla kendi varlığını sürdürmek için kullanmaktadır. Buna uygun olarak sürekli düşmanlar ilan etmek, bu düşmanlara saldırı adı altında kendi yasa dışı faaliyetlerini gizlemek oldukça hayatidir. Bu yolla Kürdistan’daki savaş üzerinden Doğu ve Batı arasında silah, uyuşturucu, organ, kadın, tarihi eser, insan kaçakçılığı, yağmalama gibi bir dizi faaliyet yürütmektedir. Varlığı bu yasadışı faaliyetlere bağlı olduğundan, en korktuğu şey ise demokratikleşmek, özellikle de korkutamayacağı Kürt-sol hareketin iktidar alanına yaklaşmasıdır.

Bodrum’da verilenin fotoğraf bu paralel devletin, Erdoğan’ın yeni manevra sinyalleri ile kendilerini Cemaatçilere çevirme ihtimaline karşı diş gösterme seansıdır. Burada Erdoğan’ın niyetinin Avrupa’da Ülkücü çete faaliyetlerinin art arda yasaklanması ile bağlantılı olup olmadığı da tartışılabilir. Dolayısıyla bu hareketlenmenin dış politik iklimden cesaretlenme ya da endişelenme ihtimali, “90 yıllık tecrübeli bir gelenek” olarak bu çetenin, Cemaatçilerin düştüğü tuzağa düşmemek için pozisyonlanma ihtimalini arttırmaktadır. Bodrum’daki fotoğrafın anlamı, bu ekip düşünülünce mesajının kim ve ne için “faili meçhul” anlamına geleceği tahmin edilebilir.

Buraya, uluslararasında yeni bir cepheleşmenin ayak sesleri de eklenmelidir. Biden’in başa geçmesi ile Avrupa’nın Türkiye ve Erdoğan’a ve özellikle de Ülkücü mafyaya yönelik adımların artması arasında bir ilişki olma ihtimali vardır. Bunu, Avrupa ve ABD için özellikle Avrasyacı ekibin ve Erdoğan’ın sultanlık zaafının eklemlendiği yayılmacılık politikalarının can sıktığı bir aralıktan da okumak gerekir. Trump ile aynı dilden konuşan Erdoğan’ın, Avrupa’nın özellikle de NATO’daki hareket kabiliyetinin arızaya uğratıldığı ilişkininin sona ermesi ile sanırım Avrupa bir hareketlenmeye doğru gidiyor. Özellikle Dağlık Karabağ’da Avrasyacılar eliyle (Türk askeri kumanda ekibine bakılabilir) Azerbaycan’a yüzde 30’luk bir toprak kazandırması karşılığında, Rusya’ya yüzde 70’lik bir kontrol alanın verilmesiyle sonuçlanması, Ermenistan’ın Avrupa’ya yanaşmasının ortadan kaldırılmış olması ve tamamen Rusya’ya mahkûm edilmesi bayağı can sıkıcı. Bu anlamıyla bir yaptırımlar dizisinin gelme ihtimali, bulunulan ekonomik durum, keza birikmiş suçları nedeniyle Erdoğan’ın yön değiştirmesini oldukça muhtemel hale getiriyor. Bu yön çevirmede de suçlarını üzerine yıkılacağı mükemmel bir ekip olarak bu mafyatik yapılanmayı kapana koyması da oldukça makul.,

Daha önceki yazılarımızda Ergenekoncu-Avrasyacıların Erdoğan’ı kullanıp, daha sonra bütün suçları ona yükleyip arınma ihtimalinden bahsetmiştik. Şimdi galiba tersinden bahsetmek de mümkün. Öyle görünüyor ki -ve de başına bir iş gelmezse- Erdoğan fazla dil ve ayak uzatmaya başlayan bu ekibe ilk fırsatta yönelecek. Ancak öncesinde bir dayanak bulması gerekiyor. Bunun Kürtler olma ihtimali HDP ile olmayacağı için, yedekleyeceği başka bir ekibe ihtiyaçları var. Bu çerçevede sanırım KDP’nin Kuzeydeki elinden faydalanmaya bakıyorlar. Diyarbakır’daki bildirinin bu çerçevede atılan bir adım olduğu ve bu adımların çeşitleneceği de söylenebilir.

Bu açıdan okunduğunda karşılıklı bir işbirliği çerçevesinde, sınırın bu yan ve o yandaki rakiplerinin bertarafına yönelik bir işbirliği olma ihtimali yüksek. Buradan -umutsuz olsa da- bir payanda sağlanırsa sanırım Avrasyacılara yönelik bir seans görülebilir. Bu sebeple önümüzdeki günlerde mevcut hareketlenmenin artacağını varsayabiliriz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.