MİT ve DAİŞ işbirliğinin perde arkası!

Dosya Haberleri —

3 Şubat 2022 Perşembe - 19:00

Kobane - foto: AFP

Kobane - foto: AFP

  • DAİŞ’in de Türk devletiyle birlikte planladığı bizzat MİT’in organizasyonu temelinde aynı gün benzer bir planı varmış. Hatta öyle ki o gün Önderlikle görüşme ayarlayıp, bunu gidecek olan heyete de bildiriyorlar. Diğer yandan da 28’i 29’a bağlayan gece Kobanê’yi düşürme planı da hazırlanmış. Yani hem halkın olası tepkilerini frenlemek hem de olası bir şekilde amaçlarına ulaşmaları halinde Önderliğin karşısına görüşmelerde daha güçlü çıkmayı tasarlamışlardı.

DENİZ KENDAL/ZAGROS

Bir taraftan Kürt Halk Önderi Abdullah ile ‘Çözüm Süreci'ne dair görüşmeler devam ederken, bir taraftan da Kürt halkını çökertme planları da yoğun bir şekilde işletildi. Türk devleti kirli savaşı kızıştırırken, Kürt halkının Önderi Öcalan ile de çözüm için görüşmesinin perde arkasındaki plan neydi? Miştenur Sınır Kapısı'nda neler yaşandı? Türk devletinin asıl planı neydi? PKK Yürütme Komitesi Üyesi ve Kürdistan Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan ile söyleşi serimizim beşinci bölümde bu ve bunun gibi birçok merak edilen soruların ayrıntılarına yer vereceğiz.

Murat Karayılan

Pêşmergenin gidişine değinmişken, bu gidişi nasıl karşılıyorsunuz? Yine YPG, HPG ve pêşmerge güçleri dışında, direniş sürecine kimlerin katkıları oldu?

Tabi pêşmergenin Kobanê’ye gidişinin özel bir anlamı vardı; bu durum bir ulusal motif oluşturuyordu. Giden güç az sayıda ve daha çok ağır silah kullanma biçiminde destek sunan, sıcak temasa girmeyen bir güçtü. Sembolik de olsa, onların da gitmesi iyi oldu. Her şeyden öte, aslında halkımız için siyasi, moral ve psikolojik açıdan katkıları oldu. Ancak direniş sürecinde pêşmergeden önce bildiğim kadarıyla çeşitli Arap kökenli YPG’ye dost gruplar da vardı. Yine bize verilen bilgiye göre, Kobanê Savaşı’nın başlangıcından sonuna kadar Kobanê’de kalan örgütler de vardı: Örneğin Şems El Şîmal örgütü vardı. Onun sorumlusu olan çok büyük bir yurtsever olan Ebu Leyla (Faysal Ebdî Bîlal Sadun) sonradan Minbic hamlesinde şehit düştü. Onun sürekli arkadaşlarla birlikte her türlü saldırıya katılma durumu vardı. Yine Sûwar El Reqa vardı. Bu örgütte zaman zaman kimi istikrarsızlıklar olsa da onların içinde de bazı gençler çoğu zaman YPG savaşçılarıyla birlikte hareket ediyorlardı. Diğerlerinin biraz geride kalma durumları oluyordu ama Kobanê’yi terk etmeyen bu örgütlerin ciddi anlamda desteği oldu, şehadetleri oldu. Yine Türkiye devrimci-sosyalist hareketinden oraya gidip direnişe katılanlar olmuştu. İlk başta olmasa da sonradan MLKP’den mesela önemli bir kişilik ve değerli bir komutan olan Sarya yoldaş şehit düştü. Paramaz Kızılbaş (Suphi Nejat Ağırnaslı) arkadaş da Kobanê direnişinin kızgın olduğu dönemde şehit düştü. Paramaz yoldaş geçmişte MLKP ile birlikte yürüyen bir insandı ama sonradan Amed’e gidip gerillaya katılmıştı. Yani o Kobanê’ye HPG’li olarak geldi ve öyle şehadete ulaştı. O bizim bir kahraman enternasyonal yoldaşımızdır. Bizim için büyük değer ifade eden tutarlı enternasyonal bir devrimciydi.

Kısaca enternasyonal bir dayanışma temelinde Arap, Türk, Kürt, savaşçıların yer aldığı şu veya bu düzeyde katıldığı bir direniş süreciydi. Ama öyle bir an oldu ki artık en fedailer ancak önde savaşır hale geldiler. Dolayısıyla bütün bu örgütler öyle hepsi en önde olamazlardı. Bu konuda özellikle bizim Özel Kuvvet üyesi arkadaşlarımızın önemli bir rol üstlendiğini belirtmek gerekiyor. Bu arkadaşların bir kısmı şehit düştü. Mesela en çarpıcı savaşan arkadaşlardan birisi Cemil arkadaş (Veli Yaşar) mücadelemize 80’li yıllarda Garzan’da komutanlık yapmış Delil Halfeti arkadaşın yeğeniydi. Yine Şehit Medeni Ronahî gibi fedaice eylemleriyle önemli katkılar sunan arkadaşlar vardı. Zaten Gelhat arkadaşın saldırı hamlelerini başlattığı dönemde bu türden arkadaşlar ekip içerisinde aktif rol oynadılar. Bu arkadaşlar gibi daha yüzlerce fedaice çarpışan arkadaş vardı. Bu direniş onların fedakarlık ve kahramanlığı sayesinde gelişti ve başarıya ulaştı.

Yani herkes canla başla savaştı...

Tabi, bu konuda tekrardan Gelhat yoldaşa değinmemiz gerekir: Çünkü Gelhat arkadaş Kobanê’ye ulaşır ulaşmaz kendisi Kobanê Komutanlığı’nda görevlendirilmesine rağmen direkt saldırı kollarının başına geçti. Bu durum beraberinde, komutası altındaki diğer komutan ve savaşçı yoldaşların da daha aktif olmasını, daha özgüvenli ve kararlı bir şekilde savaşmalarını getirdi. Şimdi belki genel bir komutanın hemen ve sürekli saldırıda tutulması bir açıdan hata da sayılabilir ama o günün o koşullarında en üst komutanın kendisi işin başında olmazsa belki bu kadar yüksek bir ruh da oluşamazdı veya eksik olurdu. O açıdan Gelhat arkadaşın sürekli saldırı kollarının başında ve içinde olması, yine diğer kimi komutan arkadaşların da saldırılarda aktif yer alması, aslında böyle genelde Kobanê’de Apocu fedai-yenilmez-saldırgan bir ruh düzeyini güçlendirdi, pekiştirdi. Şüphesiz bütün bunlar kaynağını Önder Apo’dan alıyor. Aslında Önderliğimizin ideolojik-felsefi gerçeğine dayanan o direngen militan duruşu DAİŞ’i durdurdu ve aynı ruh o azgın çete sürüsünü durdurduktan sonra da ev ev onları temizlemeye yöneldi. Bu, daha çok YPG ve HPG güçleri ile yine Ebu Leyla gibi bazı kahraman insanların büyük katkılarıyla gelişti -ki hepsinin de ilham kaynağı yine Önder Apo’nun ideolojisiydi-.

Gelhat arkadaş 29 Ekim 2014 günü şehit düştü. Onun bu erken şehadeti bizim için büyük bir kayıptı. Özellikle Kobanê için önemliydi. Fakat saldırı tarzını oturtmuştu ve onun şehadetinden sonra da arkadaşların saldırıları devam etti ve artık ev ev DAİŞ’i temizleme süreci başladı. 

Bu temizleme sürecine dair bizimle paylaşmak istediğiniz bir olay veya anı var mı?

Aslında savaş sürecinde yaşanan ve duyduğumuz birçok olay vardır. Ancak bunlardan en önemlilerinden birisini paylaşabilirim: Savaş taktiği açısından cepheden ilerlemek çok zordu ve hem külfeti fazla hem de çok zaman alma durumu vardı. Bu yüzden biz daha çok arkadaşlara parça parça kuşatma ve düşürme taktiğini önerdik. Bunun için bir gücün Miştenur’a geçip oradan merkeze doğru saldırıya geçmesi, aynı anda merkezden de arkadaşların saldırıya geçerek aradaki mahalleyi kuşatmaya alarak düşürmesi planlandı. Amaç Miştenur ile şehir merkezini birleştirmekti. Bu öneriyi hep yaptık. Fakat oradaki komutanlık yanaşmıyordu. ‘Bunun için güç gerekli’ diyorlardı. Tekrar güç takviyeleri yapıldı. Fakat sürekli şehadetler yaşanıyordu; tekrar güç sorunu ortaya çıkıyordu. Savaşı yöneten komutanlık, mevziileri boşaltıp Miştenur Dağı’na güç çıkarılıp tutulması halinde, şehir içindeki mevziilerinin saldırılar karşısında dayanma sorunu olabileceğini belirtiyordu. Arkadaşların bu kaygısı yersiz değildi. 

Fakat o biçim ev ev ve sokak sokak ilerleme tarzıyla da ayları hatta yılları alacak bir savaş süreci yaşanabilirdi; çok kayba yol açardı. Kuşatma tarzıyla düşürme daha erkenden sonuç almayı beraberinde getirirdi. Onun için bizim görüşümüz öyleydi. Arkadaşların güç ihtiyacı da yeni takviyelerle karşılanmaya çalışıldı. Bir kısmını biz gönderdik, bir kısmını YPG Komutanlığı Cizîrê’den gönderdi. O zaman kırsal alanda o tür kuşatma taktiklerinde tecrübesi olan Masiro gibi arkadaşlar Miştenur’a geçtiler. 

Bu operasyon için 28 Kasım’ı 29 Kasım’a bağlayan gece belirlendi. O gece Miştenur’daki arkadaşlar alt mahallelere doğru harekete geçecek, şehrin ortasındaki arkadaşlar da Miştenur’a doğru harekete geçip sabaha karşı DAİŞ güçlerini araya alarak orayı temizleyecek veya kuşatmaya alacaklardı. 

Meğer çok ilginç bir biçimde DAİŞ’in de Türk devletiyle birlikte planladığı bizzat MİT’in organizasyonu temelinde aynı gün benzer bir planı varmış. Yani bunu MİT’in organize ettiği çok açık. Hatta öyle ki o gün Önderlikle görüşme ayarlayıp, bunu gidecek olan heyete de bildiriyorlar. Bu kamuoyuna da açıklandı; böylece kitlemizi görüşme sonucunu bekleyip herhangi bir tepki ortaya koymayacak pozisyona getirmiş oluyorlardı. Açık ki bu bir ayarlamadır. Ama diğer yandan 28’i 29’a bağlayan gece Kobanê’yi düşürme planı da hazırlanmış. Yani hem halkın olası tepkilerini frenlemek hem de olası bir şekilde amaçlarına ulaşmaları halinde Önderliğin karşısına görüşmelerde daha güçlü çıkmayı tasarlamışlardı.

Büyük bir plandan söz ediyorsunuz...

Evet. Bunun için onlar da kapsamlı bir plan yapmışlardı. Bu planda AKP hükümeti TC adına büyük bir risk göze almıştı. Planlarına göre; hazırlamış oldukları bomba yüklü büyük bir zırhlı aracı Mürşitpınar resmi sınır kapısından geçirip, Kobanê sınır kapısında patlatarak oradaki askeri güçlerin tasfiye edilmesine yol açılacak; peşi sıra saldırı kolunu harekete geçirip bu şekilde kapıyı düşürecek ve ele geçireceklerdi. Bununla birlikte sınırdaki demiryolu üzerinden bir kısım DAİŞ güçleri sınırı geçip, yani Mürşitpınar’ın içine girerek direkt Kuzey tarafından saldırıyı yapacak ve böylece o hattı düşürmüş olacaklardı. Yani saldırının bir kolu doğrudan Türkiye’nin sınırlarından gelip kapıyı ve hattı tutacaktı. Ancak esas ve daha kapsamlı bir güç ise Kobanê’nin tam güneyinden Halep yolunun her iki tarafından birkaç parça halinde avcı kolu biçiminde gelecek ve bu tarzda her iki taraftan ilerleyen DAİŞ çete güçleri aradaki YPG ve diğer direnen güçleri ezip birleşecek ve sürpriz bir harekatla şehir merkezini ele geçirmiş olacaklardı. Çünkü böyle bir plan başarılı olursa şehrin batısında çok büyük bir güç yok ve o güç varlık sürdüremez. Onu kolay ezerlerdi. Böylece şehir merkezinin doğusunda mevziilerde savaşan esas güç kuşatmaya alınmış olunacaktı; daha sonra bir planla bütün cephelerden bu güce de saldırarak böylece Kobanê’nin düşürülmesini planlamışlar. Kısacası arkadaşların planıyla, düşmanın planı arasında hem zamanlama açısından hem de yöntem bakımından bir çakışma durumu söz konusu oldu.

Plandan haberiniz yok muydu?

Kimse durumu bilmiyordu ama bizim YPG planından haberimiz vardı. Durumu merak ettiğimiz için gece saat üç sularında savaş koordinesini yürüten komutanlığı aradık ve ilişki kurduk. Tam biz konuşurken büyük bir patlama sesi geldi. Meğer konuştuğum arkadaş kapıya çok uzak olmayan bir yerde kalıyormuş. ‘Ne oldu?’ diye sordum. Arkadaş, ‘herhalde yakında büyük bir patlama oldu’ dedi. Arkadaşın neler olup bittiğini öğrenmesi için görüşmemizi kestik ve 10 dakika sonra tekrar arayacağımızı bildirdik. Tekrar aradığımızda anlaşıldı ki Kuzey tarafından zırhlı aracı getiriyorlar; o araç Türkiye’nin resmi kapısını geçiyor, YPG nöbetçilerinin bulunduğu kapıya geliyor; onu zorladıktan sonra içeri giriyor ve patlatılıyor. Tabi o saatte YPG güçleri de hareket halinde, DAİŞ çeteleri de hareket halinde.

YPG güçleri, Halep yolunun batı tarafından Miştenur’a doğru ilerleme halindeyken, orada onların güçleriyle karşılaşıyorlar. Birçok yerde metre mesafesinde güçler birbirleriyle vuruşmaya başladılar. Böylece şehrin güneyinde çok yoğun bir çatışma başladı. Bununla beraber sınır kapısında da zaten çatışmalar başlamıştı. Sınır kapısında patlamadan dolayı şehitler vardı fakat fazla değildi; arkadaşlar erken harekete geçip kapıyı takviye ettikleri için gelen DAİŞ saldırılarını karşıladılar ve kapıyı bırakmadılar. Fakat Mürşitpınar’ın bazı binalarında, yine buğday silosu etrafında DAİŞ’liler de konumlandı. Bu çatışma durumu sabaha kadar sürdü. Patlama yerinde 3, şehrin güneyindeki karşılaşmada da 10’un üzerinde şehidimiz oldu. Ancak onlar, planladıkları gibi ilerleyemediler. Tabii bizimkilerin de planı yürümedi, sonraya kaldı. Çünkü düşman planıyla çakıştı. Gündüz de çatışmalar devam etti. YPG güçleri ilk kez saldırarak sınırı geçip Mürşitpınar’ın içine girdi ve binalarda çatışan DAİŞ çetelerini vurdular. Kuzey tarafından gelip de Mürşitpınar’da çatışan DAİŞ’lilerin görüntüsü o zaman basına da yansıdı.

Sınırı geçerek Mürşitpınar’ın içinde DAİŞ’lilerle çatışan güçler, binalarda çarpışan DAİŞ’lileri temizlediler. Burada da iç içe bir çatışma yaşanıyor. O çatışmada Ebu Leyla da vardı ve orada yaralandığı belirtildi. DAİŞ çeteleri şehrin binalarından çıkarak şehrin kenarındaki buğday silolarının etrafında mevzilenip bir süre çatışmayı sürdürdüler. O gün orada kaldılar; diğer gün geri çekildiler. Türkiye’nin oradaki yetkilileri de o zaman haber gönderiyor; “ne siz ne de onlar bizim topraklarımızın içinde çatışmayın” diyerek bir yaklaşım geliştirmişlerdi.