Naklen Kürt soykırımını izlemek

Ava Neşe KALP yazdı —

5 Ağustos 2020 Çarşamba - 12:34

  • Halkın desteği olmaksızın devletlerin ırkçı ve faşist politikalarını sürdürmeleri imkansızdır.

Dolayısıyla soykırım suçlarında sivil destekçilerin de suç kapsamında yargılanmaları esastır. Bu nedenle, ileride yapılacak herhangi bir yargılamada şimdiden bu suçlara karışan sivillerin takibinin önemsenmesi ve bir arşivin oluşturması gerekir.

Aynı biçimde parlamentoda bu suçların işlenmesinde parmak kaldıran milletvekillerinin adları da “ülkeyi suç sarmalına sokan sorumlular” olarak kayıt altına alınmalıdır. Bunların büyük bir bölümü suçu, sadece Erdoğan, Perinçek, Devlet Bahçeli vb. kişilere yükleyerek sıyrılacaklarını bilerek hareket ediyorlar. Öyle olmayacağının mutlaka sağlanması gerekir.

Hatırlanırsa Deniz Gezmişlerin idamına bir kısmının destek verdiği, başta Sabahattin Ali, Nazım Hikmet olmak üzere aydınların öldürülmesi veya hapsedilmesi, Dersim soykırımının faili olmalarına rağmen, en çok yine CHP/Kemalistler mağdurları savunarak kendi rollerini örtbas ediyor. Kürt soykırımında rolleri olanlara bu olanak tanınmamalıdır.

Son Kürt gencinin askerde öldürülmesi örneğinde olduğu gibi, süregiden ve herkesin işbirliği ile örtbas ettiği ciddi bir Kürt kırımı sürdürülmektedir. Babasını arayıp “Beni vatan haini ilan edip [ölümle] tehdit ediyorlar!” diyor. Akşam babaya gönderilen bu yardım çığlığı, sabaha cenazeye dönüşmüştür bile. Aynı ırkçı devlet, askerde şiddet bağımlısı dindar ve kindar nesillerce, vatan dedikleri ırkçılıklarına kurban ettikleri bu gencin bedenini, “haini olduğu” ilan edilen “vatanın bayrağı”na sararak, gömdürebiliyor.

Bu konuda da acilen bir online arşiv oluşturması gerekiyor. Askerde öldürülen her gencin buraya kimlikleri, öldürülme biçimleri, nereli oldukları, yapılan soruşturma sonuçları, olay döneminde görevli olan komuta kademesi de dahil kayıt altına alınması gerekir. Bir veri tabanı yani. Orada burada utanmazca, yayıla yayıla “Türkiye’de ırkçılık yoktur” dediklerinde uluslararasında sadece askerde öldürdükleri koca bir listeyi ağızlarına tıkmak için…

Şimdi çobanlara sistemli olarak işkence etmeye başladılar. Kürtleri ayakta tutacak ekonomik olarak ne varsa ona saldırıyorlar. Bu yolla Kürtleri aç bırakarak, topraklarından sürme ve ucuz işgücü bile denmeyecek şekilde, karın tokluğuna, Türkleri zengin etmeye zorlamaktadırlar. Yozgat’ın aç kurtlarının Kürt işçilerinden haraç istemelerindeki cesaret buradan gelmektedir.

Türk devletinin Saddam Hüseyin’in zulmünden kaçıp Kuzey Kürdistan’a sığınan binlerce Kürt'e, iki yıl boyunca kar-kış soğukta battaniye dahi vermeyerek tutmasının anlamı mümkün olduğunca ölmelerini sağlamaktır. Dört yıl boyunca Muş, Mardin ve Diyarbakır’daki kamplarda tutulan bu insanlara kışlık giysi bile verilmedi. Daha sonra bu kamplarda Avrupa, Kanada ve Amerika’ya çıkanlar, yıllarca ekmek yerken içine bakma alışkanlıklarını devam ettirdiler. Çünkü Türkiye’de iken yeşil ve pembe lekelerden anladıkları zehirli ekmeğin travması öyle kolayca atılmıyordu. Belli ki Saddam’ın yarım bıraktığı kimyasal saldırı, tamamlanmaya çalışılmıştı.

Kendileri tarafından -büyük bir ihtimalle kasıtlı olarak çatışma alanına götürdükleri- Eren’i, Ekim olaylarında şüpheli bir şekilde linç ettirilen Yasin Börü, öldürülen ülkücü Fırat Çakıroğlu şehit ilan edilirken, öldürülen binlerce Kürt çocuk ve gençlerinin adı bile anılmıyor. Böylece Kürtlerin öldürülmesi sıradanlaştırılmaktadır. Bu ise soykırım sürecinde adına "dehumanization process" denen insanlıktan çıkarma süreci ve şu anda Kürtler için etkili olarak kullanılmaktadır.

Dolayısıyla bu ölümler, insan olmadığı düşündürülen Kürtler olunca önemsenmiyor. Bunun anlamı, Türk devletinin naklen bir soykırımı yürüttüğüdür. Bunu sadece Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de yapmıyor. Güney Kürdistan’da üstelik Kürtleri koruması gerekenlerin kontrolünde yapıyor. Rojava’da hem sivilleri öldürüyor hem de Kürt örgütü diye devşirdiği birkaç işbirlikçi ile Kürtlerin yaşam alanlarının korunmaya alınmasının önüne geçmeye çalışıyor. Kürt halkının zeytinini, buğdayını çalarak onları açlığa mahkûm ediyor. Bu da başka bir biçimde öldürme.

Daha da önemlisi en çok hedefe koyduğu yer olan Cizre başta olmak üzere bölgede koronavirüsünü adeta bir biyolojik silah olarak kullanıyor. Üstüne dağları, ormanları, mezarlıkları yakmaya devam ediyor. Buralarda sürekli operasyonun asıl amacı, bölgedeki doğayı zehirlemek. Kullandıkları mühimmatın kanserojen olduğundan şüphe yok. Mümkün olduğunca o bölgeleri zehirlemeye çalışıyorlar.

Hatta Güneyde iktidarda olanların da pek iyi bildiği gibi, gönderilen Türk malları içinde özellikle çocukların tükettiği çikolata vb. gıdalarda zehirleyici maddelere rastlanmasının üzerinden çok geçmedi. Bu iğrenç ırkçılık, çocuklara saldırıyor özellikle. Yani Kürtlerin geleceğine. Güney’de pikniğe giden Kürt halkını bombalayan Türk devletini savunanların Güney Hükümeti olması, sanırım Türk bombalarından daha ağır bir tahribat yaratmıştır.

Soykırımın öteki cephesi de Kürt kadın ve çocuklarına yönelik cinsel saldırılardır. Bunu ordusuna yaptırmasının anlamı bir savaş metodu olarak devreye koyduğunu ilan ediyor. Dersim’den Hakkari’ye devam eden cinsel şiddet, en son Muğla’da Pınar Gültekin, Dersim’de Gülistan Doku’nun ortadan kaldırılması ile devam etti.

Sonuç olarak: Türkiye Cumhuriyeti Kürtlere naklen SOYKIRIM uyguluyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.