Öcalan’ı susturuyorlar mı? O halde siz “konuşun”!..

Veysi SARISÖZEN yazdı —

4 Mayıs 2020 Pazartesi - 12:00

Önce Mustafa Karasu’nun 1 Mayıs için yazdığı yazıdan bir paragraf okuyalım:

Kuşkusuz Rêber Apo İmralı’nın çok sınırlı koşullarında ve üzerinde yürütülen özel savaş ortamında bu çözümlemeleri yapmaktadır. O koşullarda kapsamı ve derinliği çok büyük olan çözümlemeler ve teorik tespitler yapmıştır. Çarpıcı ve heyecan verici değerlendirmelerde bulunmaktadır. Ayrıntıların da özünü çok iyi ortaya koymaktadır. Bunlar daha da açımlanacak ve ayrıntılandırılacak çözümlemeler ve tespitlerdir. Ancak esası ortaya koyduğuna kuşku yoktur. Tabi ki tüm değerlendirme ve tespitleri kadir-i mutlak değildir. Mutlaka eksik ve yetersiz kalmış yanları vardır. Ancak bugünkü koşullarda, bugünkü veriler ve objektif koşullarda en iyisini ortaya koyduğunu söylemek bir gerçeği ifade etmek olur. Bu gerçeği, sizlere süzülmüş bal kıvamında sundum, artık bu temelde gereğini yerine getirmek, mücadeleyi geliştirip sonuca götürmek size düşmektedir”, biçiminde ifade etmiştir.”

Karasu yazısının sonunda şöyle diyor:

“Bu 1 Mayıs’ta kapitalizmi sorgulamak kadar onun alternatifini tüm kapsamı ve derinliğiyle ortaya koyan Rêber Apo’nun çözümlemelerini, kadın özgürlükçü ekolojik toplum paradigmasını ve ortaya koyduğu örgütlü demokratik topluma dayalı demokratik konfederalizmi ve bu temelde oluşturulacak demokratik sosyalizmi çok iyi anlamak, özümsemek ve tartışmak gerekmektedir. Tüm sosyalistlerin de bu çabaya ve emeğe değer vererek bu tezleri öğrenmesi ve tartışması önemlidir. Bu tartışmalar herkesin sosyalist bilincine, ufkuna birçok şey kazandıracaktır. Eleştirilebilir, eksiklikleri ortaya konulabilir. Ama ortaya konulan bu alternatif görmezlikten gelinemez.”

Ben bu satırları okur okumaz, yanılmıyorsam SBKP MK Politbüro üyesi Suslov’a ait olduğunu sandığım şu sözü hatırladım: “Marksizm-Leninizm kapalı bir sistemdir, ondan bir taş bile sökülemez…”

Dogmatizmin alfabesi gibidir bu söz. Revizyonizmle mücadele ederken içine düşülen büyük bir yanlıştır. Bu yanlışın sonuçları ağır olmuştur. Brejnev dönemine “durgunluk” dönemi dendiğinde, kastedilen “ekonomik, sosyal durgunluktu.” Oysa bunun temelinde “ideolojik durgunluk” yatıyordu. Dogmatizm reel sosyalizmin çöküşünde belirleyici oldu.

Devlet dediğimiz aygıt hegemonya aygıtıdır. Hegemonyanın sübjektif silahı “dogmalardır.” İslamiyetin özünden sapması Emevi devletinin Kur’an’ı dogma haline getirmesidir. Milliyetçilik, hazır “bilincin” dogma halinde ideolojik silaha dönüşmesidir.

PKK deneyinde şaşırtıcı olan “milliyetçilik” gibi etkili bir “alt bilincin” kolayca istismar edilmesinden vazgeçmiş olmasıdır. Bir tür “ideolojik silahsızlanma” gerçekleştirilmiştir. Öcalan’ın “demokratik ulus” paradigması “varolan” bir bilince dayanmak yerine “olmayan bir bilinci” inşa etmek gibi son derecede riskli bir yoldur. Hiç kuşkusuz bu “olmayan bilinç” Kürtlüğün milli ve geleneksel tarihi temeleri üzerine inşa edilmektedir. Daha önemlisi bütün milletlerin olumlu mirasını sahiplenerek, “dar milliyetçiliğin” aşılması insanlık tarihinde varolan bütün değerlerin sahiplenilmesiyle çok daha etkili, kapsayıcı bir ruhsal sosyolojik varoluş perspektifi ortaya konulmuştur. Hemen ifade edelim ki, insanlık bu perspektifin henüz ilk adımlarını atıyor; Rojava devriminin en büyük kazanımı da bu adımı ilk defa hayata geçirmiş olmasıdır.

Kimi aydın çevreler PKK hareketini “kişiyi putlaştırma”yla suçladı. Karasu’nun yazısı bu gibi temelsiz suçlamalara esaslı bir yanıttır. Öcalan’ı “organik önderlik” olarak tanıyan PKK, onun teorilerini “tekrarlamak” yerine “zenginleştirmek,eleştirel temelde geliştirmek” yöntemiyle hareket ediyor. Elbette bu “zenginleştirme ve geliştirme” pratiğinin büyük mesafeler aldığını söylemek abartı olur. Öcalan’ın “susturulmasından” beri, Kürt entelektüel hayatında bir durgunluğun varlığı inkar edilemez. Ama “yöntemin” benimsenmesi, Öcalan’ı devam ettirmenin, gelecekte bu teorilerin “dogma” haline gelerek etkisizleşmesini önlemenin en ilkesel adımını oluşturuyor.

Öcalan’ın düşünsel hayatı incelendiğinde onun kendi kendisiyle tartışan, kendini sürekli aşan, eleştiri ve özeleştiriyi bir yaşam biçimi haline getiren pratiği kolayca anlaşılır. Böyle bir önderliği dar kalıplara sıkıştırmak, dondurmak, dogmalaştırmak, özünde Öcalan’ı inkar anlamına gelir. Öcalan durgun bir göl değil, nehirdir.

Öcalan’ı susturdular. Konuşması için elden gelen yapılmalı. Ama bu yapılana kadar da, kendine “Apocu” diyen herkes “konuşmalı.”

Karasu özellikle sosyalist aydınlara bu yazısıyla “konuşun” demektedir. Sizi “konuşur hale getirenin” Öcalan olduğunu unutmadan…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.