Putin savaşa mı hazırlanıyor?

Dosya Haberleri —

6 Aralık 2021 Pazartesi - 19:15

Rusya Devlet Başkanı Putin / foto: AFP

Rusya Devlet Başkanı Putin / foto: AFP

  • Sovyetler Birliği'nin çöküşünü aklından hiç çıkaramayan Rusya Devlet Başkanı, pandemiyi, iklim krizini, göçü ve kızışan uluslararası çatışma ortamını kullanarak kaosu güce dönüştürüyor.

 

Bruno Maçães / Çeviri: Serap Güneş

Vladimir Putin ne istiyor? Bu soruyu cevaplamak zor, çünkü Putin’in hamlelerinde çok az mantık var. Rusya Devlet Başkanı bir zamanlar ülke ekonomisini enerji sektörüne daha az bağımlı hale getirmek için çeşitlendirmeye çalışıyordu, ama sonra bu projeyi fazla ütopik bularak bıraktı. Liderliği altında Rusya, 2014'te Ukrayna'yı işgal etti, 2015'te Suriye'ye müdahale etti ve Rus birlikleri her iki ülkede de bir çıkış stratejileri olmaksızın kalakaldı. 1999'da başlayan ve 2008 ile 2012 yılları arasında başbakanlık görevini de içeren uzun iktidar saltanatının Rus siyasetine düzen ve süreklilik getirmesi gerekiyordu, ancak şimdi kendisinden sonra işlerin nasıl yürüyeceği, ölümcül bir rulet oyunu gibi duruyor.

Sovyetlerin çöküşü

Putin sürekli kaostan bahsediyor ve kendisini Sovyetler Birliği'nin 30 yıl önceki çöküşünden sonra Rusya'yı saran kaosun bir yarattığı bir aktör olarak görüyor gibi görünüyor. Bugün hem Rusya'nın hem de Putin'in dünyada işlerin nasıl ilerlediğine dair en ufak yanılsaması yok. Bu yıl Kafkas dağlarında düzenlenen ve benim de bulunduğum Rus ve uluslararası aydınların ve yetkililerin özel bir toplantısı olan Valdai zirvesinde Putin, Rus toplumunun “aşırılıkçılığa karşı sürü bağışıklığı” geliştirdiğini ve bunun da onu geleceğin “kargaşalarına ve sosyo-ekonomik felaketlerine” karşı güçlü kıldığını söyledi.

Sıra onlardaydı

Putin açısından istikrar bir yanılsamadır, aslında hiç olmaz. Valdai zirvesinde Alman şair Johann Wolfgang von Goethe'den alıntı yaparak söylediği gibi, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra kendilerini muzaffer hisseden ve Olimpos Dağı'na tırmandıklarını zannedenler, çok geçmeden altlarındaki zeminin kaymaya başladığını keşfettiler... sıra onlardaydı.” Bir zamanlar egemen olan Batı, şimdi dünya sistemindeki derin değişikliklere hazır olmalı.

Küresel çekişme

Putin'in konuşmasını dinlerken, bu satırların onun kim olduğunun ve neden kötü şeytan, Kaosun Oğlu, büyük tiran Yaltabaoth rolünü oynar göründüğünün özüne işaret ettiğini düşündüm. Soğuk Savaş sonrası barış ve demokraside birleşmiş küresel bir topluluk umudu ortadan kalktı ve Batı'daki birçokları için küresel çekişme, kargaşa ve düzensizliğe geri dönüşün suçlusu Putin'di.

Rus lider 2007'de alaycı bir şekilde “Mahatma Gandhi'nin ölümünden sonra konuşacak kimse kalmadı” demişti. Bu referansın birçok yorumu olmuştur. Bazıları için bu, acımasız bir nüktedanlıktan başka bir şey değildi. Diğerleri, bunun reelpolitik egemenliğin ve uluslararası diyaloğun yararsızlığının iması olduğunu düşünüyor. Washington'da uzun süredir Rus siyaseti gözlemcisi olan birinin yakın zamanda bana söylediği gibi, bu Putin'in ruh ikizi olarak gördüğü iki adama üstü kapalı bir gönderme olabilir: Her ikisi de Gandhi ile aynı zamanda ölen Stalin ve Hitler. Başka bir deyişle, ancak bilenin anlayacağı özel bir şakaydı. Kaynak, “Putin gibi sözünü söylemekten çekinmeyen biri bile bu lafın gideceği yeri bilerek muhakkak hesaplı söylemiştir” diyor.

Putin'in hayali!

Kulağa tuhaf ya da şok edici gelse de, Putin muhtemelen kendisini Gandhi ile aynı kategoride görüyor. Hem o hem de Gandhi imparatorlukların katili olmuştur. Her ikisi de statükoları bozmuştur. Gandhi'nin İngiliz imparatorluğunun sona ermesinde belirleyici rol oynaması gibi, Putin de bir gün geriye dönüp savaş sonrası ABD imparatorluğunun çöküşünü hızlandıran ve tarihin kapılarını yeniden açan rolünü memnuniyetle hatırlayabilir.

Tutku teorisi...

Pratik anlamda, bundan esas faydayı Çin görecektir. Rus Devlet Başkanı’nın Valdai'de belirttiği gibi: “Çözülmemiş birçok sorunu olmasına rağmen bazı ülkelerin yükselişte olduğunu gözlemliyoruz. İspanyol adasındaki lavlarını boşaltan volkanlar gibi, patlayan volkanlara benziyorlar. Ancak yangınların çoktan söndüğü ve yalnızca kuşların şarkı söylediğini duyabileceğiniz sönmüş yanardağlar da var.” İlk satır Çin'e, ikincisi Batı Avrupa'ya atıfta bulunuyor. Rusya'ya gelince, bir portal, bir dünya ile diğeri arasında bir geçit olarak görülebilir.

Bu pasajda Putin, Sovyet tarihçisi Lev Gumilyov tarafından geliştirilen “tutku” teorisine atıfta bulunuyordu.

Ilyin'e göre modalleliyor

Gumilyov'un felsefesinin temel ilkesi, her ulusun yaşamının, hayati enerjisi genişledikçe veya daraldıkça farklı büyüme ve bozulma aşamalarından geçtiğidir. Gumilyov'un fikirlerinin Putin'in dünya görüşü üzerinde önemli bir etkisi oldu. Ancak Valdai'de başlıca entelektüel etkilerinin neler olduğu sorulduğunda, Putin'in bahsettiği ilk isim 20. Yüzyıl Rus filozofu Ivan İlyin'di. "Kitabı rafımda duruyor ve arada sırada alıp okuyorum" dedi. Bazıları Putin'in kendisini Ilyin'in arketipik Rus lideri tanımına göre modellediğini iddia ediyor - Rus ruhunun kurallarla kısıtlanamayacak kadar hayati ve geniş aşırılıklarını içerebilen güçlü bir kişilik.

Kaos düzen yaratmak!

Kaosun Oğlu Putin, 1989 ve 1990'da Sovyetler Birliği'nin ölüm döşeğinde olduğu anlarda, SSCB'nin jeopolitik gücünün bir iskambil kağıdı gibi çöktüğü zamanlarda yetişti. “O dönem ülkenin artık var olmadığı hissine kapılmıştım. Adeta berhava olmuştu,” diyordu Putin, 2000 yılında verdiği bir röportajda. 1990'da yazan Rus şair Joseph Brodsky, önümüzdeki 10 yılın nasıl kaos ve çelişkilerle dolu olacağını daha o zamandan görebiliyordu, ancak aynı zamanda -en azından Rusya'da- kaos ve siyasi güç arasındaki yakın bağlantıyı da anlıyordu. "Bu kaos ve bu çelişkiler", diye yazıyordu, "aslında, kaostan düzen yaratmaya çalışan bir gücün istikrarının garantisidir."

Cevap yoktu

Brodsky, Sovyetler Birliği'nin son günlerinin, varoluşsal bir gerçeğin kanıtları olduğu için evrensel bir hayranlık nesnesi haline geleceğini de sözlerine ekledi. Vahyedilmiş dinden yoksun bir dünyada, hiç kimsenin hayatın anlamını bilmediğini kabul etmeliyiz. Bazıları günlük rutinlerine kapılıp gidecek ve yıllarını dünyada nasıl geçirmeleri gerektiğini asla sormayacak. Demokrasi de dahil olmak üzere, içinde yaşadıkları siyasi rejim, insanları belirli yönlere itecek veya eğip bükecek ve hangi yaşamı sürerlerse sürsünler, ideale mümkün olduğunca yakın olduklarını sanacaklar. Brodsky, anlam sorunundan kaçınmaya ya da onu gizlemeye çalışmamasının, ölmekte olan Sovyet hükümetinin yararına olduğunu düşünüyordu. Ortada bir cevap yoktu, hayatın anlamı yoktu - ve insanlar bu gerçekle yaşamak zorundaydı.

Kaos meşrulaştırılır

Brodsky'nin belirlediği şey, güç ve kaos arasındaki bağlantıydı. İktidar bir meşruiyet kaynağı olarak kaosun varlığına ihtiyaç duyduğundan, kaosun kendisi meşrulaştırılır ve hatta kutlanabilir. Rusya, 2014 yılında topraklarını işgal ettiği ve düzenli askeri harekatlarla tehdit etmeye devam ettiği Ukrayna gibi ülkelerin istikrarsızlaştırılmasını aktif olarak sürdürdüğünde, bu kısmen, düzen yaratabilen devletler ile bu en temel siyasi ödevi yerine getiremeyen devletler arasındaki son derece künt güç hiyerarşisinden faydalanmak içindir.

Bir kalabalığa seslenişi...

Brodsky, güç ve kaosun birbirini beslediğini ve birlikte büyüdüğünü fark etmişti. Çünkü güç, kaosa düzen getirme eyleminden doğuyordu. Eğer kaos yoksa, onu yaratmak için gücün kendisi kullanılmalıydı. Putin'in düşüncesinin merkezinde bu var işte. 2015 yılında Moskova'daki Vasilyevsky Spusk Meydanı'ndaki bir kalabalığa seslenerek şunları söylemişti: “Biz kendimiz ilerlemeye devam edeceğiz. Devletimizi ve ülkemizi güçlendireceğiz. Bu son zamanlarda kendimiz için boş yere yarattığımız zorlukların üstesinden geleceğiz.”

Siyasi hayattan kovma

Kaos asla tamamen yatıştırılmayacak. Uygarlığın cilası altında var olmaya devam edecek ve egemenin rolü de, onun patlak vererek yüzeye çıkmaması için yönetilmesine dayanıyor. Putin'in istediğinin sırrı bu. Dilediğiniz kadar bir büyük tasarım, bir dünya vizyonu arayıp durun. Bulamazsınız, Putin'in tercihi çok daha akışkan ve değişken bir şey. Onun siyasi düzen anlayışı, güç ve kaos arasında hassas bir şekilde dengelenmiş bir kavramdır. Öyle sanıyorum ki bunu “doğal” olarak adlandıracaktır. O, Batı'nın kaos düşüncesini siyasi hayattan kovma girişimini bir uydurma iş, siyasetin çelişkilerinin kapsamlı bir şekilde çözülebileceğine dair saf bir inanç olarak görüyor.

Putin'in silahı Esad!

2019'da Verona'daki Palazzo della Gran Guardia'da etkili Rus stratejist Sergey Karaganov'a Rusya'nın Suriye'deki niyetlerinin ne olduğunu sordum. Rusya, IŞİD ile savaşmak ve Esad rejiminin devrilmesini durdurmak için 2015 yılında Suriye İç Savaşı'na müdahale etti. Askeri müdahalenin ilk aşaması başarılı olmuştu - Beşar Esad, Rus koruyucusunun zamanında müdahalesiyle kurtarılmıştı. Peki şimdi ne olacak? Ortada bir plan olmalı, öyle değil mi? Kremlin'de önemli bir etkiye sahip olan Dış ve Savunma Politikası Konseyi Başkanı Karaganov, hafif bir kınamayla başını salladı bu soruya. “Bu, dünyada cenneti yaratmakla ilgili bir durum değil. Biz Amerikalı değiliz. İşler zaten istediğimiz gibi. Suriye, ekonomik aracılarımız için sonsuz iş fırsatları sunuyor ve bize Suudi Arabistan veya İran gibi ülkeler karşısında koz sağlıyor.” Rusya, kalıcı bir siyasi düzen yaratmak için acele etmiyor - pahalı bir proje, nitelikleri revaçta olmayan ve çok az katkıda bulunabileceği bir proje.

Kriz vurdu

Putin'in kaos siyasetini bir sanat biçimine yükselttiği yer ise Belarus. Belarus istikrarlıyken, 1994'ten bu yana cumhurbaşkanı olan Alexander Lukashenko, Moskova'yı memnun etme ihtiyacı hissetmiyordu ve hatta Kırım'ın yasal statüsü hakkında ikircikli konuşmaya devam ettiğinde olduğu gibi, Moskova'nın canını sıkmaya bile cüret edebiliyordu. Bu ise diktatörlükle siyasi ve ekonomik ilişkilerini geliştiren Avrupa Birliği'nin işine geliyordu. Sonra kriz vurdu. 2019 yılında Moskova, Belarus'a ekonomik desteğini azaltmaya başladı. Ardından Covid-19 ülke ekonomisine ciddi zarar verdi ve 2020'deki son cumhurbaşkanlığı seçiminin sonuçlarını protesto eden kalabalıklarla birlikte halkın hoşnutsuzluğu arttı.

Sınır anlaşmazlıkları...

İktidardan düşeceğinden korkan Lukashenko, kendisini koruyacağı beklentisiyle yüzünü Rusya'ya döndü. Kremlin, Avrupalıların istikrarsızlık ve çatışmalarla uğraşmaya hiç istekli olmadıklarını o kadar iyi biliyor ki, Avrupa'nın Rusya'nın yakın çevresine nüfuz etmesini püskürtmenin kesin bir yolu, çözülmemiş çatışmalar, siyasi düzensizlikler ve sınır anlaşmazlıkları yaratmak oluyor. AB’nin doğu komşuları Ermenistan, Azerbaycan, Belarus, Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ile ilişkilerini yöneten AB girişimi “Doğu Ortaklığı”nı oluşturan altı ülke arasında Rusya'nın askeri ve siyasi dahlini içeren çözülmemiş bir askeri ihtilafla kuşatılmamış tek ülke Belarus. Rus birlikleri Polonya sınırını korumak için konuşlandırıldığı için bu istisna bile artık geçerli olmayabilir. Umutsuzluk içinde, Lukashenko önünde sonunda bir gün Belarus devletini Putin'e sunmaya mahkum.

Belarus ruleti

AB, kaos dünyasında bir istikrar adası olmayı ne kadar arzuluyorsa, konumu o kadar tehlikeli ve ölümcül hale geliyor. Polonya sınırındaki kriz buna iyi bir örnek. Lukashenko, çok sayıda Iraklı ve Suriyeliyi menşe ülkelerinden doğrudan Polonya sınırına taşıyarak, önceki AB yaptırımlarının intikamı olarak gördüğü bir göçmen krizi ve ayrıca kaçakçılık ücretleri şeklinde bir gelir kaynağı yarattı. Kaos büyüyor ve sadece Putin onu durdurabilecek gibi göründüğü için Avrupalı liderler şimdi ondan Belarus'a müdahale etmesini istiyor.

Enerji krizleri

Biri sakin bir medeniyet inşa etmek isteyen, diğeri bize her şeyin ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatmak isteyen iki yaklaşım, Avrupa ve Rusya'nın enerji güvenliği hakkındaki düşüncelerinde olduğundan daha açık ifade bulamazdı. Brüksel'deki ve başlıca ulusal başkentlerdeki yetkililer için Rusya ile yakın enerji bağlantıları, karşılıklı bağımlılığın bir biçimi olarak görülüyor. Rus enerjisine bağımlı olmakla ilgili herhangi bir endişenin yersiz olduğunu düşünüyorlar çünkü Rusya, devlet gelirinin büyük bir kaynağı olan güvenilir bir doğal gaz tedarikçisi olmak istiyor. Bu riskli bir bahis çünkü Putin, enerji krizlerinin Rusya'nın jeostratejik gücünün faydalı hatırlatıcıları olduğuna inandığını zaten göstermiş durumda.

Soçi

Bu dersler, dış politika kadar iç politika için de geçerli. Kremlin, devlet gücünü uluslararası amaçları için kullanırken veya düşmanlarını cezalandırırken hiç çekinmiyor. Ancak Rusya salgınla uğraşırken, aşı ile ilgili olanlar gibi en zorlu kararlar bölge valilerine bırakıldı, yani merkezi devlet elini taşın altına sokmadı, tüm sorumluluğu almadı. Putin için, neden yerine getirilemeyecek olanı vaat etsin ki? Soçi'de, "koronavirüs pandemisinin, topluluğumuzun ne kadar kırılgan, ne kadar savunmasız olduğunun bir başka hatırlatıcısı haline geldiğini ve en önemli görevimizin insanlığa güvenli bir varoluş ve dayanıklılık sağlamak olduğunu" kaydetti. İnsanlara temel insani zayıflıklarını ve bireysel güçsüzlüklerini hatırlatın, bu onların devletle olan bağlarını güçlendirecektir. Ne de olsa burjuva konforu devrimci düşünceleri besler.

Fosil yakıt ihracatına bağımlı

Putin'in stratejisinde riskler var ve soru, kaos güçlerini kontrol edip edemeyeceği veya kendi yarattığı şeytanlar tarafından yutulma riskini alıp alamayacağı. Doğalgaz politikasıyla ilgili olarak, Putin, serbest bıraktığı güçlerin onu ya da belki halefinin peşini bırakmayacağından emin olabilir mi? Avrupa'nın kaygısı, büyük ölçüde AB'ye fosil yakıt ihracatına bağımlı bir ülke olan Rusya üzerinde büyük bir etkiyle, yeşil enerji kaynaklarına daha hızlı bir geçişi hızlandırabilir.

Son bir risk ise kendisinden sonra kimin göreve geleceğidir. Putin'in iktidardaki tutumu, onun yerini almak için ölümcül bir yarışın yaşanacağı korkusuyla güçlendi, ancak 69 yaşındaki Putin, istikrarlı bir devir teslime giden her yolu ne kadar tıkarsa, geçiş o an o kadar tehlikeli ve kaotik hale gelecektir. Rusya'da hiç kimsenin, Putin aniden siyaset sahnesini terk ederse ne olacağı hakkında hiçbir fikri yokmuş gibi görünüyor.

Koas ile güçlenme!

Rus siyasetine dair güç hiyerarşisinin doğrudan ve açık olduğu şeklinde bir görüş vardır. Kremlin'in içindekilerle uzun yıllar boyunca yaptığım konuşmaların hiçbiri bu görüşü desteklemiyor. İsimleriyle anılmayı bir yana bırakın, çok fazla ayrıntı paylaşmaya da doğal olarak isteksizdirler, ancak onlarla konuşulduğunda göze çarpan bir tablo ortaya çıkar: Putin, milletvekillerine muğlak mesajlar göndermeyi tercih eder. Herkesi sözlerinin anlamını tahmin etmeye mahkum eder. İşlerin ters gitmesi durumunda, bunun nedeni bu anlamın doğru bir şekilde yorumlanmaması olur. Bu koşullar altında, kaos büyümeye mahkumdur, ancak kaos, üretken ve devlet iktidarını güçlendirmeye yarayan şey olarak görülmektedir.

4 hayalet...

Pandemiden önceki yıl olan 2019'da Putin, dört ünlü konukla birlikte Valdai'ye geldi: Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev; Kazakistan cumhurbaşkanı Kassym-Jomart Tokayev; Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte ve Ürdün Kralı II. Abdullah. Çağdaş Rusya'daki en popüler jeopolitik teori olan entegre bir Avrasya'nın simgesiydi bu zirve. Bu yıl Putin 4 dünya lideri değil 4 hayalet getirdi: pandemi, iklim krizi, savaş tehdidi ve kontrolsüz göç. Yeni dört atlı, konuşması boyunca belirgin bir şekilde yer aldı. Yeni bir kaos çağına girerken, Putin kendini haklı çıkmış hissedebilir. Kaosu yaratan o mu yoksa sadece öngörüp haber mi veriyor?

Bazı liderler düzenin yanında yer alırken, diğerleri kaosu seçer. Putin, doğanın kaostan yana olduğuna inanıyor, bu nedenle kaos kazanmaya mahkum. Rusya hasta bir adam olabilir ama silahlı bir hasta adam yine de tehlikeli bir adamdır ve kargaşa içindeki bir dünyada biz hepimiz de sonunda hasta olabiliriz. Putin'in miras bırakmayı planladığı Rusya budur.

Kaynak: www.newstatesman.com

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.