Yapay zeka için kritik mineraller merkeze konmalı

Dosya Haberleri —

Yapay zeka / foto:AFP

Yapay zeka / foto:AFP

  • Kritik mineral çıkarımı uzun zamandır jeopolitik gücün kullanıldığı bir alan; yapay zeka yarışı bu dinamiklere yeni bir aciliyet ekliyor. Rusya Afrika ve Latin Amerika genelinde kapsamlı madencilik ortaklıkları kurdu; bu ortaklıklar Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ni ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi orta ölçekli güçlerin mineral edinim çabalarını tamamlıyor.
  • Başlangıçta hiçbir Küresel Çoğunluk ülkesi “Pax Silica” koalisyonuna üye yapılmadı. Hindistan ise daha sonra koalisyona katıldı. Bu dışlama, ABD’nin bu ülkeleri kritik minerallerin küresel paylaşımında eşit ortaklar değil, kaynak tedarikçileri olarak gördüğüne dair açık bir mesaj veriyor.

Chinasa T. Okolo * -Çeviri: Yeni Özgür Politika

Son on yılda Afrika’dan Latin Amerika’ya uzanan “Küresel Çoğunluk” (Global Majority) ülkeleri, birbiri ardına ulusal yapay zeka stratejilerini açıkladı. Ancak bu çerçeveler, yapay zekanın maddi altyapısını oluşturan kritik minerallerin jeopolitik ve toplumsal bedelini çoğu kez görmezden geliyor. Bilgi-işlem altyapısı üzerindeki gerilim tırmanırken, bu ülkelerin mineral rezervleri küresel yapay zeka değer zincirindeki konumlarını dönüştürebilecek bir kaldıraç noktası. Bunun için yalnızca ‘hammadde tedarikçisi’ rolüne razı olmayan, egemenliği ve eşit ortaklığı hedefleyen bir yönetişim hattı gerekiyor.

Nadir toprak elementleri omurgayı oluşturuyor

Geçtiğimiz on yılda Afrika, Karayipler, Asya, Latin Amerika, Ortadoğu ve Okyanusya’daki ekonomik olarak gelişmekte olan ülkelerle tanımlanan ‘Küresel Çoğunluk’ ülkelerinin giderek daha fazlası ulusal yapay zeka stratejileri geliştirdi. Ancak bu çerçevelerin önemli bir bölümü, yapay zeka yönetişiminin kritik bir boyutunu gözden kaçırıyor: kritik minerallerin stratejik önemi. Bilgi-işlem altyapısına erişim etrafındaki jeopolitik gerilimler yoğunlaşırken, Küresel Çoğunluk ülkeleri mineral rezervlerinin küresel yapay zeka değer zincirindeki konumlarını dönüştürmek için birer kaldıraç noktası olduğunu kavramak zorunda.

Yapay zekanın hesaplama omurgasını oluşturan grafik işlem birimleri (GPU) ve yarı iletkenler, kobalt, nikel, bakır, lityum, tungsten ve nadir toprak elementleri gibi birçok kritik minerale dayanıyor. Nadir toprakların işlenmesinde baskın konumda bulunan Çin’in yanında, Küresel Çoğunluk ülkeleri de bu kaynakların çıkarıldığı sahalar olarak orantısız biçimde öne çıkıyor.

Mineral çıkarımı ağır çevresel yıkım ve yaygın insan hakları ihlalleri üretiyor. Madencilik faaliyetleri su kaynaklarını kirletiyor, toplulukları yerinden ediyor; çoğu zaman zorla çalıştırma, çocuk işçiliği ve tehlikeli çalışma koşullarını içeren düzenekler içinde yürütülüyor. Bu zararlar, ileri eğitim ve dijital altyapıdaki eşitsizlikler gibi yapısal adaletsizliklerle daha da derinleşiyor. Küresel Çoğunluk ülkelerini yüksek değerli yapay zeka modelleri ve uygulamalarının geliştiricileri olmaktan ziyade hammadde ve veri etiketleme emeği tedarikçileri konumuna itiyor. Sonuç, son derece eşitsiz bir değer zinciri.

Yarı iletkenler, GPU’lar ve ileri bilgi-işlem altyapısı yapay zeka ekonomisinin en kârlı dilimlerini oluştururken, Küresel Çoğunluk ülkeleri bu sektörlerin dışında tutuluyor. Bu ülkelerdeki emekçiler veri etiketleme ve içerik denetimi gibi düşük ücretli işlere sıkıştırılıyor; ekonomik sömürünün ve ruh sağlığına dönük zararların eşlik ettiği bu işler, başka yerlerde servet üreten yapay zeka sistemlerinin eğitimi için ise hayati önem taşıyor.

Kritik mineral çıkarımı uzun zamandır jeopolitik gücün kullanıldığı bir alan; yapay zeka yarışı bu dinamiklere yeni bir aciliyet ekliyor. Rusya Afrika ve Latin Amerika genelinde kapsamlı madencilik ortaklıkları kurdu; bu ortaklıklar Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ni ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi orta ölçekli güçlerin mineral edinim çabalarını tamamlıyor.

Pax Silica anlaşma/foto:AFP

ABD eşit ortaklar olarak görmek istemiyor

ABD de kritik minerallere erişim arayışını benzer biçimde hızlandırdı. ABD Dışişleri Bakanlığı Aralık 2025’te Pax Silica adlı dokuz üyeli stratejik bir koalisyon oluşturdu; koalisyonda Japonya, Güney Kore, Singapur, Hollanda, Birleşik Krallık, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Avustralya da yer aldı. Koalisyonun ilan edilen amacı, yapay zeka, yarı iletken ve kritik mineral tedarik zincirlerini güvenceye almak ve Çin’e bağımlılığı azaltmaktı. Başlangıçta hiçbir Küresel Çoğunluk ülkesi üye yapılmadı. Hindistan ise daha sonra koalisyona katıldı. Bu dışlama, ABD’nin bu ülkeleri kritik minerallerin küresel paylaşımında eşit ortaklar değil, kaynak tedarikçileri olarak gördüğüne dair açık bir mesaj veriyor.

ABD Şubat 2026’da Kritik Mineraller Bakanlar Toplantısı’na ev sahipliği yaptı ve Arjantin, Cook Adaları, Ekvador, Gine, Fas, Paraguay, Peru, Filipinler ve Özbekistan’la ortaklıklar imzaladı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC) ile daha önce yapılan bir anlaşma ise, kobalt rezervlerine öncelikli erişim karşılığında kayda değer yatırımlar ve güvenlik güvenceleri vaat ediyordu. Bu ortaklık, temelde eşitsiz bir güç ilişkisinin ifadesi. DKC dünyanın en büyük kobalt rezervlerine sahipken aynı anda aşırı yoksulluk, emek sömürüsü, gıda güvencesizliği, yerinden edilme ve şiddetli çatışmalarla boğuşuyor.

Kritik mineral çıkarımındaki güç dengesizliklerini gören bölgesel kurumlar, kritik mineral yönetişimi üzerinde daha fazla denetim kurmaya dönük çerçeveler geliştirmeye başladı. Afrika Birliği Şubat 2025’te Afrika’nın Yeşil Mineraller Stratejisi’ni kabul etti. Kıtayı hammadde ihracatçısı olmaktan çıkarıp küresel temiz teknoloji değer zincirlerinde bütünleşik bir ortak hâline getirmeyi hedefleyen kıtasal bir çerçeve. Strateji, yerel işleme, çevresel sürdürülebilirlik ve ihracattan önce katma değer yaratımını öne çıkarıyor.

Benzer biçimde Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Güneydoğu Asya’yı mineral üretimi ve işlemede rekabetçi, sürdürülebilir ve şeffaf bir merkez olarak konumlandırmayı amaçlayan beş yıllık ASEAN Mineraller İşbirliği Eylem Planı’nı oluşturdu. Latin Amerika ve Karayipler Ekonomik Komisyonu (ECLAC) resmi bir kritik mineraller stratejisine sahip olmasa da, bölgenin geniş lityum, bakır ve nikel rezervlerinin ekonomik kalkınmayı sürüklemesi, yerel işleme ve sanayileşmeyi teşvik etmesi, daha temiz enerji sistemlerine geçişi desteklemesi gerektiğini ifade etti.

Yapay zeka zirve /foto:AFP

Hindistan faktörü

Bu bölgesel girişimler ortak pazarlık gücü açısından önemli adımlar. Ne var ki başarıları, hedef beyanlarının ötesine geçip kalıcı ve uygulanabilir taahhütlere dayanmasına bağlı. Küresel Çoğunluk ülkeleri bu çerçeveleri yerel kapasite inşasını, teknoloji transferini ve adil ortaklıkları önceleyen somut politikalara çevirmek zorunda.

Hindistan, kritik mineral rezervlerini ve nitelikli emek gücünü kullanarak yapay zeka değer zincirinde yukarı çıkmanın olası bir modelini sunuyor. Ülke; boksit, kromit ve manganezde büyük rezervlere sahip, aynı zamanda dünyanın en büyük teknik yetenek havuzlarından birine. Hindistan’ın küresel bir teknoloji merkezi oluşu ve gelişmekte olan pazarlarda dijital teknolojiler için bir giriş noktası sayılmasıyla birleşen bu tablo, daha geniş bir sanayileşme hamlesi için zemin oluşturuyor. Apple gibi şirketler telefon üretimini Hindistan ve Vietnam’a genişletirken, çip üretimi mantıklı bir sonraki adım olarak öne çıkıyor; bu adım hem yerli yapay zeka gelişimini tetikleyebilir hem de Hindistan’ı Küresel Çoğunluk ülkeleri arasında bir yapay zeka lideri konumuna taşıyabilir.

Buna karşın Şubat 2026’da Yeni Delhi’de düzenlenen ve Küresel Yapay zeka Zirvesi serisi içinde Batı dışı bir ülkenin ev sahipliği yaptığı ilk etkinlik olarak not edilen Yapay zeka Etki Zirvesi kritik bir boşluğu açığa vuruyor. Toplantının önemine rağmen zirvede kritik minerallere ya da bu kaynakları yarı iletken üretimi ve yapay zeka geliştirme kapasitesi kurmak için nasıl seferber edileceğine dair az sayıda oturum vardı. Önceki zirveler yapay zeka işbirliğine dönük çok sayıda geniş deklarasyon ve kısa ömürlü taahhüt üretmiş olsa da, kritik mineraller konusunda somut tartışmanın sürekli yokluğu; Küresel Çoğunluk ülkelerinin sembolik katılımın ötesine geçip yapay zeka yönetişimi üzerinde gerçek bir etki kurma ihtiyacını gösteriyor.

Bu, tepkisel çıkarım anlaşmalarının ötesine geçen, önleyici sanayi politikalarını gerektiriyor. Bu doğrultuda birkaç temel ilke öne çıkıyor. Birincisi, yerel işleme ve rafinaj kapasitesi genişletilmeli. Bu hedefi ilerletmek için Endonezya, Namibya ve Zimbabve gibi ülkeler yakın zamanda ham madde ihracatını yasakladı. Ham madde ihracatı bağımlılığı pekiştirirken, işlemeyle içeride katma değer yaratmak istihdam üretir, teknik uzmanlığı güçlendirir ve ekonomik getiriden daha büyük bir payın elde edilmesini sağlar. İkincisi, yabancı güçlerle yapılacak her türlü ortaklık, yalnızca kaynağa erişim karşılığında sermaye yatırımı değil; gerçek teknoloji transferi ve kapasite inşası içermeli. Üçüncüsü, Küresel Çoğunluk hükümetleri ileri üretime ve yapay zeka geliştirmeye katılmak için gerekli temel altyapıya yatırım yapmalı: dijital bağlantısallık; fen, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) eğitimi; araştırma kurumları.

Bu çabalar, madencilik faaliyetlerinde çevre ve emek koşullarının sıkı biçimde düzenlenmesiyle birlikte yürümeli. Birçok ülkede işçi korumalarını ve çevre koruma yasalarına uyumu zorunlu kılan mevzuat zaten mevcut; ancak düzenleyici boşluklar kaçak madenciliğe alan açıyor ve bu da sık yasal reformları zorunlu kılıyor. Gana ve Şili gibi ülkelerde bu yönde reformlar sürüyor. Kritik mineral çıkarımının insani ve ekolojik maliyeti, ekonomik kalkınma ve yapay zeka ilerlemesi uğruna artık ‘dışsallık’ muamelesi göremez. Sürdürülebilir sanayileşme, çıkarımdan en çok etkilenen toplulukları ve ekosistemleri korumayı gerektirir.

Kendi aralarında işbirliği kritik önemde

Küresel Çoğunluk ülkeleri açısından bir diğer kritik başlık Güney-Güney işbirliğine öncelik verilmesidir. Küresel Güney’de Kritik Minerallerin Geliştirilmesi Konseyi gibi girişimler ve Güney Afrika ile DKC arasında proje ortak geliştirmeyi, teknoloji transferini ve politika savunuculuğunu artırmayı hedefleyen yeni ortaklık, bu yönde zaten atılmış adımlar. Kaynakları, uzmanlığı ve yönetişim çerçevelerini paylaşarak Küresel Çoğunluk ülkeleri Batılı ve diğer güçlerle kurulan çıkarımcı ortaklıklara bağımlılığını azaltabilir. Küresel koalisyonlar bu ülkeleri dışladığında, bölgesel ittifaklar bağımlılıktan değil güçten müzakere edebilmek için kurumsal bir altyapı sağlar.

Eşitlikçi biçimde yapılandırıldığında stratejik kritik mineral ortaklıkları, sürdürülebilir sanayileşmenin, teknolojik kapasite inşasının ve yapay zeka değer zincirine gerçek katılımın itici gücü olabilir. Ancak bu dönüşüm kendiliğinden gerçekleşmeyecek. Kritik mineral kaynakları üzerinde egemenlik iddiası kurulmadıkça, Küresel Çoğunluk ülkeleri yapay zeka gelişimiyle kurulan sömürü ilişkisine kilitlenmiş kalacak, teknolojiyi besleyen malzeme ve emeği sağlayacak, buna karşılık ‘ön cephe’ yapay zeka güçleri ekonomik getirileri ve yönetişim otoritesini elinde tutmayı sürdürecek.

 

* Chinasa T. Okolo, Yapay zeka (YZ) yönetişimi, güvenliği üzerine uzmanlaşmış Nijeryalı-Amerikalı bir bilgisayar bilimcisi. ABD'nin Washington DC kentinde bulunan Technecultura'nın kurucusu ve bilimsel direktörü.


Science’dan kısaltılarak alındı.

Kaynak: https://www.science.org/doi/10.1126/science.aef6678

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.