Sahne kadınların

Kültür/Sanat Haberleri —

16 Temmuz 2021 Cuma - 20:30

KADINLAR TİYATRO

KADINLAR TİYATRO

  • Tiyatro sanatçısı kadınlar, sahnede yaşadıkları cinsiyetçi ayrımcılığa dikkati çekerek, “Zaten yaşadığımız coğrafya ataerkil bir coğrafya, bir kadın olarak bizim vermemiz gereken savaş çok daha fazla” dedi.

BERNA KİŞİN

MA / ANKARA

 

Türkiye’de kadınların “Cinsiyetçi” kalıplarla uğradıkları ayrımcılığın yanı sıra meslek seçiminde de toplumsal kalıpları kırmak için mücadele etmek zorunda kalıyor. Kadının toplumdaki yeri hala “Kadına uygun meslekler”, “Kadına yakışan şekilde bir hayat” gibi yaklaşımlara göre şekillenebiliyor. Tiyatro mesleği de kadınların en fazla “Cinsiyetçi” kodlara maruz kaldığı ve bunları yıkmak için mücadele ettiği alanlar arasında yer alıyor.

Ankara Devinim Tiyatrosu oyuncusu Deniz İnci Çakır, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Konservatuar mezunu ve 12 yıldır tiyatro oyunları sergiliyor. Tiyatroya üniversite yıllarında çocuk oyunlarıyla başlayan Çakır, daha sonra erişkin oyunlarda yer alarak çalışmalarını sürdürdü. Çakır, “Cins kırımlarının” ve “Eşitsizliklerin” yaşandığı coğrafyada tiyatro sanatçısı olarak yaşamanın ayrı zorlukları olduğuna dikkat çekti. İçinde yer aldığı ekip ve çalışma arkadaşları konusunda şanslı olduğunu söyleyen Çakır, her kadının bu kadar şanslı olmadığını ifade etti. 

 

Ağustos böcekleri 

Çakır, tiyatro sanatçısı birçok kadının hem mesleklerinin “İş olarak görülmediği” konusunda hem de “Sahnede geri planda kalma”, “Skeçlerin konusunun daha egemen zihniyete hitap etmesi”, “Oyunlardaki karakterlerin cinsiyet ayrımına göre planlanması” gibi temel sorunlarla karşı karşıya kaldıklarına dikkati çekti. “Biz bu coğrafyanın ağustos böcekleri olarak görünüyoruz” diyen Çakır, şunları söyledi: “Sadece eğlence sektöründeki mevcudiyetimiz maalesef insanlara yeterli bir meslek tanımı gibi gelmiyor. Sosyal haklarımız da sıkıntıda. Zaten yaşadığımız coğrafya ataerkil bir coğrafya, bir kadın olarak bizim vermemiz gereken savaş çok daha fazla. Bunları yerine getiremediğimiz için birey olarak çok büyük sancılar çektik.” 

 

Görünmez kılındık 

Kadınların “kendi ayaklarının üzerinde kalmak” ve “Bağımsızlığını aileden koruyabilmek” gibi faktörlerle savaş verdiğini kaydeden Çakır, pandemiyle beraber bu durumun ikiye katlandığını belirtti. Çakır, sahnede sürdürdükleri mesleklerine ara vermeleriyle beraber diğer kollarda iş bulmanın da ayrı bir zorluk olarak karşılarına çıktığını ekledi. “Eğlence sektörü Türkiye’de düşünülecek en son şey oldu” diye belirten Çakır, kendilerinin de meslekleriyle beraber iyice görünmez kılındıklarını dile getirdi.

 

Kişilik bölünmesi 

Çakır, sahne aldığı bir oyunda yaşadığı “Kimlik bunalımını” ise şu sözlerle anlattı: “Lena, Leyla ve Diğerleri isimli bir oyunda yer aldım kısa bir zaman önce. Çok güzel bir oyundu. Onu oynarken, toplumdaki kadının varlığıyla ilgili çok sorgulamalar içerisine girdim. İki tane farklı hayat yaşayan bir kadının yaşadığı kişilik bölünmesini anlatan bir oyundu. Önceki hayatında Ukrayna’da daha çağdaş düşünen bir aile içerisinde yetişen kadın aşık oluyor ve Türkiye’ye yerleşiyor. Tamamen ataerkil bir aileye gelin olarak gelen kadın, eşinin ailesinden psikolojik şiddet görüyor. Kadın önceki yaşadığı hayat ve şu an yaşadığı hayat arasında bir kavgaya tutuşarak kişilik bölünmesi yaşıyor… Bu oyunu oynarken kendimi çok sorguladım. Ve bir şey fark ettim, ben kadın oyuncu olarak çoğu zaman, çoğunluğu erkeklerin oluşturduğu Türkiye’deki sahnelerde, onların diline uyumlanmak zorunda kaldım. Onların jargonuna, onların erkek bir oyuncu olarak kendilerini mevcut ettikleri koşullara uyumlanmak ve bunları hoş görmek zorunda kaldığımı fark ettim.” 

  

Sahnede daha azız 

Çakır, kadınların karakter olarak da oyuncu olarak da sahnede daha az olmasını tarihsel geçmişe dayandığı düşüncesini dile getirdi. Rönesans dönemini yaşayamamış bir coğrafya olan Türkiye’de kadın karakter algısının yeni yeni gelişmeye başladığını ifade eden Çakır, “Geçmiş dönemlere baktığımızda da Orta Oyunu’nda da Karagöz ve Hacivat oyununda da hep tiplemeler vardır ve o tiplemeler komiktir. Resim sanatına baktığımızda da bu böyledir tek tiple tasvir edilir. Rönesans dönemini yaşayan toplumlarla tasvirlerimiz de farklıdır. Onların tuvallerine baktığımız da daha hat ve detaylar mevcutken bizde tasvirler daha uzaktan yapılır. Bu da bence hikaye anlatıcılığına yansıyor. Karakter oluşturma nedense Türkiye’de kadınları, komik tip ya da yardımcı karakter olarak sahnede var etti. Bunun coğrafyayla da ilgisi olduğunu düşünüyorum” diye belirtti. 

 

Erkekler de anlamalı 

Çakır, yaşadıkları zorlukların üstesinden gelme noktasında ve bir kadın olarak düşüncelerinin önemsenmesi, değer görmesi konusunda birçok meslektaşına göre daha şanslı olduğunu sözlerine ekleyerek, meslektaşlarına şöyle seslendi: “Ne yaşarsanız yaşayın, kendi içgüdünüzü, kendi düşüncelerinizi izledikten sonra kendinizi ifade edemeyeceğiniz hiçbir neden yok. Bir şey adına yakınmaktan ziyade, bir şeyleri değiştirmeye çalışın. Bizim yapmamız gereken de bu. Dünyada kadınları, naif, kırılgan ve ‘Hormonel sıkıntılar yaşadıkları için’ gibi ucuz komedi etmenlerinden eleştiriyorlar ve gerçekten komik tiyatrolar ortaya çıkmıyor. Ben özellikle kadın hikayeleri, kadının başrolde olduğu hikayeler yazılmasını bekliyorum. Bunu da özellikle erkek yazar arkadaşlarımızdan bekliyorum. Bizler zaten birbirimizi anlayabiliyoruz, neler yaşadıklarımızı biliyoruz. Fakat erkeklerin de artık bunu anlaması ve ataerkil zihniyetten çıkıp ‘gerçekten komik’ diyebileceğimiz cinsiyetçi ayrımlardan çıkmış kadın karakterler yaratması gerekiyor.”

 

Kadın rolleri 

7 yıldır tiyatro sahneleyen bir diğer kadın oyuncu Melodi Özkazanç ise kadın rolleri olmadığı için kendini geri planda hissettiği belirterek, “Lokomotor genelde hep erkek rolleri oluyor sahnede, onu taşıyan olarak da kadın rolleri yazıyorlar etrafına. Ben yan rolleri de seviyorum. Arkadan destekleyen olmak da hoşuma gidiyor çoğu zaman. Bu beni oyunculuktan uzaklaştırmıyor tam tersine hırslandırıyor” ifadelerini kullandı. Ataerkil toplumdan çıkan düşüncelerin ataerkil olarak karşılarına çıktığını söyleyen Özkazanç, kadına biçilen rollerde taciz, ötekileştirme ve şiddet gören karakterler verilmesinden de yakındı. 

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.