Somaliland: Soykırımı beklerken

Dünya Haberleri —

Abiy Ahmed, Recep Tayyip Erdogan ve Hassan Scheich Mohamud /foto:AFP

Abiy Ahmed, Recep Tayyip Erdogan ve Hassan Scheich Mohamud /foto:AFP

  • Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak tanıyan ilk ülke olan İsrail, Türkiye’yle Kafkasya, Ortadoğu ve Akdeniz’de süren rekabetini Afrika Boynuzu’na taşıdı. Bu esasında Türk dış politikasına bir müdahale ve elini zayıflatma niteliğinde.

MİHEME PORGEBOL

Takip edenlerin bildiği üzere 2024 Kasım ayında Etiyopya ve Somali devlet başkanları Ankara’da, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın arabuluculuğunda bir araya geldi. Bu buluşma Etiyopya ve Somali arasında 2024 yılı başında kendini gösteren Somaliland Krizi’nin çözümüne odaklanıyordu ve taraflar Türkiye’nin arabuluculuğunda uzlaşarak Ankara Bildirisi’ne imza attı. Bildiri, iki ülke arasında iş birliği ve dayanışma esaslarına dayanıyor. Bu bildiri ve anlaşmanın ne demek olduğunu kavrayabilmek için öncelikle Somaliland krizinin ne olduğunu, Etiyopya’nın taleplerini ve Türkiye’nin arabuluculuktaki etkin pozisyonunun gerekçelerini kısaca gözden geçirmek gerek.

Somaliland Krizi

Somaliland, konumu itibariyle, insanın bir tür olarak tarihinde önemli bir bölge. Yerleşimin Neolitik Çağ’a kadar uzandığı bu bölge, aynı zamanda insanın ölü gömme ritüeline dair en eski buluntuların da keşfedildiği yer. Binlerce yılda sayısız yönetim ve iktidar biçimleri tecrübe eden Somaliland bölgesinin askeri, ekonomik ve idari himayesi 19. yüzyıldan itibaren İngiliz kontrolüne geçti. 1960 yılına kadar çeşitli savaş ve anlaşmalara sahne olan bölge, o yıl İngiltere ve Birleşmiş Milletler’in (BM) dahil olduğu karar süreçleri sonucu Somali Cumhuriyeti adıyla kağıt üzerinde bağımsız bir devlete dönüştü. Ancak dönüşümün üzerinden henüz bir yıl geçmeden ülke iç karışıklıklara teslim oldu. Kuzeydeki İngiliz etkisinin de tetiklediği karışıklıklar, yönetimin birkaç yıl içerisinde darbe yoluyla Barre rejimine geçmesine neden oldu. Kuruluşundan 20 yıl sonra rejimin politikaları, ülkeyi iç savaşa sürükledi ve 10 yıldan uzun sürecek olan Somaliland Bağımsızlık Savaşı’nı başlattı. Birçok soykırım pratiğinin uygulandığı savaş, 1991 yılında son bulduğunda geriye milyonlarla ifade edilen ölüm, kayıp ve göç mağduru bıraktı. 1991 yılında Barre rejiminin çökmesiyle birlikte bölgenin kuzeyinde yer alan Somaliland, bağımsızlığını ilan etti. Ancak bağımsızlık 26 Aralık 2025 tarihinde İsrail tanıyana dek hiçbir devlet tarafından tanınmadı.

Somaliland ile Somali arasında bugün ifade edilen sorunlar temel haklar, ticaret özgürlüğü ve limanlar sorunu gibi başlıklarda kendini gösteriyor. Modern devletin kangrenleştirdiği ülke sorunlarından biri olarak Somaliland sorunu, ilk günden bugüne küresel aktüel siyaset ve ticaret yolları bağlamında kullanışlı bir sorun olarak ele alındı. Örneğin, Tigray’da 2 milyondan fazla insanı yerinden eden, en az 600 bin insanın ölümü ve günümüzde de başka boyutlarıyla süren Tigray Soykırımı’nın baş aktörlerinden Nobel Barış Ödüllü Abiy Ahmed Ali yönetimindeki Etiyopya, 2024 yılının başlarında yakın bir zamanda Somaliland’i tanıyacağını duyurdu. Bu duyuru temel olarak Etiyopya’nın Hint Okyanusu ve Kızıldeniz’le bağlantısını sağlamaya dönük girişimlerin sonucuydu. Etiyopya’nın bu açıklaması Somali’de huzursuzluk yarattı ve taraflar karşılıklı tehditkâr açıklamalarla birbirlerine meydan okudu.

Etiyopya’nın talepleri

Etiyopya, Afrika Boynuzu’ndaki en güçlü siyasi aktörlerden. Bünyesinde onlarca yerli halk ve ulusla federal bir devlet olan Etiyopya, girdiği devletleşme sürecini Abiy Ahmed Ali’nin yönetimi devralmasıyla hızlandırdı. Bu politikalar bağlamında başta Tigray ve Oromia’da olmak üzere 2019 yılından itibaren (Bu tarih aynı zamanda Abiy Ahmed Ali’nin Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldüğü tarihtir) milenyum çağının en büyük soykırımlarından biri gerçekleştirildi. Eritre’nin de suç ortaklığıyla 2019-2024 yılları arasında yalnızca Tigray bölgesinde en az 2 milyon 600 bin insan öldürüldü, kaybedildi ve yerinden edildi. Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) ile yapılan ateşkes ve Pretoria Anlaşması’ndan sonra Oromia’ya yönelen Abiy Ahmed Ali yönetimindeki Etiyopya ordusuna FANO adı verilen paramiliter güçler de eşlik etti. Geçtiğimiz yıllarda akademisyen Teklehaymanot Weldemichel[1] ve eski adalet bakanı Milkessa Gemechu’yla[2] yaptığımız röportajlar FANO ve Etiyopya ordusunun tarihin en vahşi toplu öldürme yöntemlerini kullandıklarını ortaya koyuyordu. Diğer yandan Etiyopya’daki bu soykırım uluslararası güçlerin silahlarını, deneme alanı olarak kullanılıyordu. Hem Tigray hem de Oromia’da soykırım mağdurları aralarında Türkiye’nin de bulunduğu devletlere karşı yıllardır boykot çağrıları yapmakta. Nitekim Etiyopyalı muhalifler, TB Bayraktar tipi İHA ve SİHA’ların soykırımda en yaygın kullanılan silahlar olduğunu rapor ediyorlardı. Öyle ki boykot çağrıları için dolaşıma sokulan görsellerde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Suriye’nin kuzeyinde QSD’ye dönük askeri operasyonlar öncesi Bayraktar tipi SİHA’ya imza atarken çekilen propaganda fotoğrafı karşı propaganda amacıyla kullanılıyordu.

İşte ulus-devletleşme sürecinde Etiyopya’nın tüm bu suçları sürerken ülkesini ucuz iş gücü olarak dünyaya pazarlaması ve ülke genelinde kontrolü tekelleşen kaynakların dünyaya satılması amacıyla deniz ve okyanuslara açılması gerekiyordu. Somaliland’in neredeyse statüsüz pozisyonunun kendisi için olabilecek en ucuz ve hızlı çözüm yolu olduğunu düşünen Abiy Ahmed Ali, Somaliland’le bir dizi pazarlığa girişti.

Türkiye’nin beklentileri

Türkiye, özellikle 15 Temmuz’da daha önce cemaatin ağırlığında yürütülen Afrika politikalarına ayrıca önem verdi. Yüzyıllardır Afrika’yı sömüren Fransa’nın yavaş yavaş bölgedeki etkinliğini kaybetmesiyle de Afrika Boynuzu’nu ayrıca önemseyen Türkiye, özellikle Etiyopya, Somali ve Eritre’de ciddi yatırım ve ortaklıklar geliştirdi. Somali’nin IMF’ye olan borcunun 3 milyon 487 bin dolarlık kısmını üstlenen Türkiye, bu borçları kapatma karşılığında Mogadişu Limanı’nın işletmesini aldı. Limanı bugün Albayrak Grubu işletiyor.[3] Yine yukarıda belirttiğim gibi Etiyopya ve Eritre’yle ulus-devletleşme sürecinde ihtiyaç duydukları silah anlaşmalarını yaptı. Dolayısıyla hem bir pazar, hem hammadde kaynağı hem de alternatif ticaret yolları bağlamında Afrika Boynuzu ve Orta Afrika’yı son 10 yılda ayrıca önemseyen Türkiye için buralara açılan limanlar son derece kıymetli. Etiyopya ve Somali gibi bölgedeki iki büyük müttefikinin arasında kesin bir savaş sebebi olan Somaliland krizinin çözülmesi Türkiye için olmazsa olmazdı.

Peki Somaliland’i ne bekliyor?

İşte bu sorunun cevabı Ankara Bildirisi’nde uzlaşılan ticaret ve ortak güvenlik politikaları hususunda gizli. Somaliland’i hala Somali’nin bir parçası olarak gören Somali hükümeti buradaki yönetimi de ayrılıkçı bir yapı olarak değerlendiriyor. Zaten sık sık yaptığı askeri operasyonlar için Abiy Ahmed Ali yönetimindeki Etiyopya’nın da desteğini alan Somali’nin Somaliland’e yakın zamanda yapabileceklerini kestirmek zor değildi. Sonuç olarak, Etiyopya ve Somali arasında 2024 yılının başında keskinleşen Somaliland krizine ilişkin Türkiye arabuluculuğunda imzalanan Ankara Bildirisi ile tüm taraflar istediğini almış oldu, Somaliland hariç. Soykırımcı Etiyopya, ülkesinin işgücü ve kaynaklarını bir başka müttefiki olan Türkiye’nin gözetiminde dünyaya açmanın bir yolunu bulmuş oluyordu. Somali, yarım asırdan fazladır çözemediği Somaliland sorunu için hem bir müttefik hem de operasyon ortağı bulmuş oluyordu. Türkiye ise gerek Etiyopya gerekse de diğer Orta Afrika ülkelerinin pazar geçişlerini kendi kontrolündeki Mogadişu Limanı’na bağlamak niyetindeydi. Somaliland’i ise bölgeyi takip eden kaynakların neredeyse fikir birliğinde olduğu şekilde, yakın zamanda Etiyopya ve Somali’nin askeri ortaklığında bir soykırım harekâtı bekliyordu.

İsrail ne yapmış oldu?

Gelinen aşamada, 26 Aralık 2025 tarihinde Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak tanıyan ilk ülke olan İsrail, böylece Türkiye’yle Kafkasya, Ortadoğu ve Akdeniz’de süren rekabetini Afrika Boynuzu’na, dolayısıyla da Aden Körfezine taşımış oldu. Denebilir ki, İsrail’in uluslararası denklemdeki ağırlığını kullanarak Somaliland’i bir devlet olarak tanıması esasında hegemonik Türk dış politikasına bir müdahale niteliğindeydi. Suriye ve Akdeniz’de çatışma sınırına gelen İsrail ve Türkiye arasındaki rekabette Türkiye’nin elini zayıflatma amacı taşıyordu. Öte yandan İsrail’in, Yemen’e karşı sürdürdüğü saldırılar için yeni bir askeri konuşlanma zemini bulduğu da göz ardı edilemeyecek kadar açık. Dolayısıyla asırlardır soykırım ve katliamlarla kaynayan Afrika Boynuzu’ndaki yaşamların hegemonik tasarım projeleri kapsamında rehin edilmeye devam ettiğini söylemek yerinde olacaktır. Ancak iyi tarafından bakmak istersek, Etiyopya ve Somali’nin askeri ve politik hazırlığını yaptığı Somaliland’e karşı soykırım harekatının en azından ertelenmiş olduğunu görebiliriz. Yeni bir soykırımın gerçekleşmemesi ve mevcut soykırımların pervasızca sürmesini engelleyebilmek için ise insanlığın geldiği yere, Afrika’ya gözünü daha büyük açması gerekir. Zira insanlık bir hazinedir ve hazineler kaybedildiği yerde aranır.

NOT: Bu yazı kaleme alındığı sırada ajanslar bilgi notu olarak, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Muhammed’in 30 Aralık’ta Türkiye’yi ziyaret edip Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşeceğini teyit etti.

 

[1] https://www.ozgurpolitika.com/haberi-afrikada-bir-soykirim-183797

[2] https://www.ozgurpolitika.com/haberi-tcnin-soykirim-tacirligi-171475

[3]https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/somalinin-ticaret-kapisi-mogadisu-limani-turk-sirketi-tarafindan-isletiliyor/3699652

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2025 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.