Sömürgeciliğin suçları ve Şengal

Forum Haberleri —

31 Ağustos 2021 Salı - 23:00

.

.

  • Êzîdî toplumu, Gulê Ana gibi Sinunê çarşısının ortasında ailesini katledilmekten kurtardıktan sonra bir başına kalarak elindeki bir tabancayla DAİŞ’e karşı savaşan yüreklerin mekanıdır.

 

ZINARİN ZINAR

Halkın değer yargılarını, inançlarını göz önünde bulundurmadan onu dönüştüremezsiniz. Sadece kendinizi yalnızlaştırırsınız.

Türkiye devleti tarihi ve günümüze kadar; kimse Kürtlerin özellikle Êzîdîlerin etnik, dinsel ve kültürel farklılıklarından ötürü aşağılanmadığını, ezilmediğini, işkenceden geçmediğini, sürgünlere gönderilmediğini, Êzîdîlerin yerini yurdunu fermanlardan ötürü terk etmek zorunda kalmadığını söyleyemez.

Hiç kimse Kürdün, Alevinin, kadınların, aydınların ve barıştan yana Türkün bile diri diri yakıldığını inkâr edemez.
Hiç kimse insanlar ekonomik güçlerine göre farklı muameleye tabi tutulmadı, bölüşümde adil davranıldı, emek sömürülmedi iddiasında bulunamaz.

Türkiye ve özellikle Bakurê Kurdistan'da on binlerce faili meçhul, bir o kadar kayıp olmadı, denemez.
Türkiye'de sağcı, solcu, milliyetçi diye binlerce genç önce birbirlerine kırdırılıp sonra 'anarşi' yarattılar, düzeni değiştirmeye kalktılar diye suçlanmadı mı?

En faşist yasalarda bile on yıldan fazla ceza verilemeyecek 'suçlardan' örneğin Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam cezası verilerek asılmadılar mı?
Beraberinde Türkiye diktasında kayıp bir nesil yaratılmadı mı? Vurun, yakın, yıkın hatta Lice gibi bir ilçe ‘Ermeni toplumudur’ diye emirlerindeki askerleri kandırarak halkın katledilmesinde yer alanlar TC ordusunda en önemli isimler değil miydi?

Bu gibi katliamların emirlerini verenlerin çoğu makam, mevki ve servet sahibi olmadılar mı? Bir jenerasyonu iktidarları uğruna birbirine kırdırarak darbe yapanlar, yaptıklarının hukuka aykırılığının bile öne sürülemeyeceği konusunda anayasaya keyfi maddeler koymadılar mı?

Türk karakollarında ve zindanlarında insanım diyenlere yıllarca işkenceler yapılmadı mı? “Terörist” diye Amed zindanında işkencelerde iradeler kırılsın diye, bin bir çeşit işkencelerin içinde gaita yedirilmedi mi?

Ülkenin dağlarında, şehirlerinde sivil, asker, polis, siyasetçi ve on binlerce genç JİTEM’in denetiminde katledilmedi mi? Binlerce anne ve babanın yüreğine ateş düşmedi mi? Güvenliği sağlamak adına karanlık güçler, hâkim ve savcılar toplumu tehdit ederek mahkeme salonlarından insanları alıp köprü altlarında katletmediler mi?
Himaye edilen bazı kontra örgütlerin örgüt evi bahçelerinin altından, hunharca öldürülmüş onlarca insanın cesedi çıkarılmadı mı?

9 Ekim anlaşması: Ferman’da ısrar

Irak ordusunun 9 Ekim anlaşması, Erdoğan diktasının Şengal’in kutsal ve tarihi diyarlarda var olanları da bitirmesi demek. Erdoğan diktasının Efrîn Serêkaniyê ve Gire Spî alanlarına insanlık dışı hükümünün sonucunu çok açık görüyoruz.

Efrîn'de insanların kaçırılmadığı, katledilmediği, tarihi diyarların talan edilmediği, insanlık emeklerinin talan edilip kaçırılmadığı bir gün bile yok. Efrîn'de kahraman diye adlandırdığı DAİŞ ordusunun tahribatlarını ve barbarlıklarını çok net görebiliyoruz.

Bir de Irak hükümetinin Şengal üzerine 9 Ekim dayatmalarına bakılınca fermanda yapılması gerekenlerin yarım bırakıldığını, her fırsatta Şengal halkının üzerine bombalar yağdırdığını görebiliriz.

Şengal halkı, fermandan zor bela kendini kurtarmış ve halen toplum içerisinde fermanın etkisiyle yaşayan bir halk. Binlerce genç kızın kaçırılması ve Musul’un pazarlarında bir mal gibi satılmasına şahit olan bir halk.

Şimdi de öz iradeleriyle meclis ve askeri güçlerini yaratıp kendilerini savunacak bir hale gelmişken Erdoğan, Barzani ve Kazımi diktaları bu gücün varlığından korkarak her gün saldırılarına devam ediyor.

Şimdi halkın iradesine bu kadar saldırı varken ve Irak ordusu bölgeyi koruyorken, bu denli saldırılar yaşanırken, 9 Ekim anlaşması pratikleşirse Êzidî halkının hali nasıl olacak, diye bir düşünelim.

Êzîdî toplumu, Gulê Ana gibi Sinunê çarşısının ortasında ailesini katledilmekten kurtardıktan sonra bir başına kalarak elindeki bir tabancayla DAİŞ’e karşı savaşan yüreklerin mekanıdır. Gulê Ana, elindeki tabanca ile savaşıp bir DAİŞ elemanını öldüren bir kadın ve daha sonra ele geçiyor ve DAİŞ’lilerin karşısında onurlu duruş sergilerken çarşı meydanında katlediliyor.

Şimdi Şengal Gulê’nin, Nazê’nin, Mam Zeki’nin ve Seid Hesen’in ruhuyla ihanetlere karşı duruyor…
Bunca yaşanan bizim gerçeğimizdir. Halkın değer yargılarını, inançlarını göz önünde bulundurmadan onu değiştiremezsiniz, dönüştüremezsiniz. Sadece kendinizi yalnızlaştırırsınız. Kendiniz çalar kendiniz oynarsınız.    

Çocuklarımızın özgürce, refah içinde, kavga ve gürültünün olmadığı, insanların birbirini etnik, kültürel ve inanç farklılıklarından ötürü aşağılamadığı, doğa ve çevrenin kirli olmadığı bir dünyada yaşamasını istiyoruz. Kim istemez ki?

Ancak bunu sağlamaya çalışırken yaşamımızdan, lüksümüzden, rahatımızdan bazı fedakârlıklar yapmamız gerektiğini de kabul etmeliyiz Böyle bir dünya geçmişi görmezden gelerek yaratılamaz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.