Soykırım riski sürüyor

Dosya Haberleri —

Alişan Akpınar

Alişan Akpınar

Tarihçi Alişan Akpınar ile Kürtlerin karşı karşıya kaldığı risklerin tarihsel arka planını ve bölgedeki ulus devletlerin politikalarını konuştuk

  • Kürtler, Ortadoğu'nun en büyük halklarından bir tanesidir. Bu kadar büyük bir nüfusu yok etmek mümkün değildir. Dünyanın dört bir yanında bütün Kürtler, “Biz biriz” dedi. Bir ulus devleti olmasa da ulus bilincine sahipler.
  • Sahanın hala çok riskler barındırdığını hem Suriye'de hem Irak'ta hem İran'da Kürt halkının ciddi bir katliam, soykırım ve benzeri risklerle karşı karşıya olduğunu gördük. Özellikle saha dışındaki insanlar çok sorumsuzca konuşabiliyorlar. Orada şu anda milyonlarca Kürt büyük bir risk altında. Kitlesel düşünerek hareket edilmeli.
  • Kürtler hazırlıklı, dikkatli olmalı, elindeki imkanları iyi kullanmalı. Büyük bir katliam ve soykırım riskiyle karşı karşıya olduğunu hiç unutmamalı. Yarın İran'da rejim çöktüğünde İran’daki Kürtlerin durumunu bilmemiz çok zor. Devletsiz halklar Kürtler, Aleviler, Dürziler, Süryaniler, Êzîdîler için risklerin çok büyük olduğu bir dönemdeyiz.
  • Kürtlerin şu anda ne Amerika'ya ne İsrail'e ne Türkiye'ye güvenmesi için hiçbir neden yok. O yüzden hazırlıklı olmalı, dikkatli olmalı, elindeki imkanları iyi kullanmalı. Büyük bir katliam ve soykırım riskiyle karşı karşıya olduğunu hiç unutmamalı.

ROJHAT ABİ

Lozan'da 1923'te yapılan anlaşmayla dört parçaya bölünen Kürtlerin, yüz yıllık inkar ve imha siyasetlerine karşı yürüttükleri mücadele ve statü arayışları bir kez daha uluslararası güçlerin hedefinde. Kürt halkının, tüm dünyayı tehdit eden DAİŞ çetelerine karşı büyük bedeller vererek Rojava'da elde ettiği kazanımlar, uluslararası güçlerin jeopolitik çıkarları için pazarlık konusu yapılıyor. Kürtlere dayatılan bu statüsüzlük halinin arka planındaki güçleri, Kürtlerin tarihsel olarak neden statüsüz bırakıldığını, bunun uluslararası konjonktür ve Ortadoğu siyasetiyle bağlantısını, bölgedeki ulus devletlerin politikalarını tarihçi Alişan Akpınar ile konuştuk.

Kürtlerin tarih boyunca uluslararası siyasette çoğu zaman yalnız bırakılmasının arkasında nasıl bir güç dengesi var?

Aslında bu tarihsel durumlarla ilgili bir şey. Örneğin; 1880 yılında Şeyh Ubeydullah gerçekten de bir Kürt devleti kurmak için ayaklanıyor. Amacı bir Kürt devleti kurmak o olamıyorsa da Osmanlı Halifeliğine bağlı otonom bir bölge kurmaktı. Ayaklanıyor Şeyh Ubeydullah fakat dönemin konjonktürü buna hiç uygun değil. Rusya böyle bir devleti kesinlikle istemiyor. Bölgede bir Nakşibendi Şeyh'in önderliğinde kurulacak yeni bir Müslüman devletin olmasını istemiyor. İran istemiyor, Osmanlı istemiyor çünkü kendi topraklarında kurulacak bu devlet. Fransa ile İngiltere istemiyor. Çünkü Fransa ile İngiltere zaten iki sene önce Berlin Anlaşması'nı imzalamış. Hakikaten yedi düvel bir araya geliyor ve Şeyh Ubeydullah İsyanı bastırılıyor. Şimdi dönemin konjonktürü de bu gerçekten. Kürtler tabii ki bu dersi buradan görüyorlar. İngiltere'nin, Fransa'nın, Rusya'nın bölgede asla bir Kürt devleti kurmak istemeyeceklerini görüyorlar. Bundan sonra II. Abdülhamid'in politikaları doğrultusunda da Osmanlı ile bir kader birliği yapıyorlar.

Nasıl bir kader birliğinden söz ediyoruz?

Örneğin, II. Abdülhamid, Hamidiye Alayları projesiyle Kürt aşiretlerinin çok önemli bir bölümünü Osmanlı'ya bağlıyor. Diğer taraftan, Panislamizm politikasıyla Nakşibendi tarikatlarını Osmanlı'ya bağlıyor. 1880 Şeyh Ubeydullah İsyanı’nın bastırılmasından sonra Osmanlı devleti de Kürt meselesinin bölgeyi kontrol etmesi için kritik olduğunu görüyor ve Kürtlere yeni bir ittifak teklif ediyor. Aslında Kürtler bu andan sonra uluslararası güçlerin kendilerine bir devlet kurdurmayacağını gördüğü için Osmanlı ile kader birliği yapıyor. 1918, Birinci Dünya Savaşı bitene kadar Kürtlerin, Osmanlı ile kader birliği sürüyor. Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra da yine konjonktür gereği milli mücadeleye katılıyorlar. Fakat 1923'den sonra ulus devlet modeli Ortadoğu'ya geliyor ve Kürtlere hiçbir hak verilmiyor. 1923'den sonra da yine bütün dünya sistemi bu ulus devletler üzerinden yürüyor ve Kürtler görülmez oluyor, konjonktür böyle oluşuyor.

Bu tarihsel konjonktürün bugün de devam ettiğini söyleyebilir miyiz?

Evet, bugüne geldiğimizde de aynı şeyi görüyoruz. Amerika strateji belgesini açıkladığında kendileri de söyledi. “Biz şu anda yeni bir Ortadoğu'yu inşa ediyoruz ve bu yeni Ortadoğu'yu inşa ederken de bölgedeki ulus devletler üzerinden yapacağız bunu”. Kimi kastettiğini biliyoruz; Suudi Arabistan, körfez ülkeleri, Mısır ve İsrail üzerinden Ortadoğu'yu yeniden şekillendirecekler. Bu noktadan bugün de baktığımızda Kürtlerin, Ortadoğu'da bir devlet kurması hep tartışılıyor. İlkesel olarak Türklerin, Farsların, Arapların devlet kurma hakkı varsa Kürtlerin de var tabii ki. Ama sahaya dönecek olursak, mevcut konjonktürde Kürtler sahada bir devlet kurmaya kalksalar bile büyük engellerle karşılaşacaklardır. Mesela 2017'de Mesut Barzani bir deneme yaptı. Bağımsızlık referandumu yaptı ama bütün dünya; Amerika, İsrail gibi en büyük müttefikleri sırtını çevirdi. Dolayısıyla, 1880'den bugüne baktığımızda Kürtlerin Ortadoğu'da kendi devletlerini kurma arzusuna uygun bir konjonktür göremiyoruz.

Foto: Köln/ Arat ARARAT

Sizce Kürtlerin Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta statüsüz kalmaları, bu ülkelerin iç ve dış politikasına ve genel olarak Ortadoğu’ya nasıl yansıyor?

Ortadoğu’nun bugün geldiği durumun sebeplerinden biri, 100 yıldır Kürtlerin varlığını tanımayan ve Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin Kürtlere karşı asimilasyon, katliam ve soykırım uygulamalarıdır. Bu devletler ne demokratikleşebildiler ne de Kürtleri asimile edebildiler; aksine, her baskı ve saldırı girişimi Kürtlerin daha güçlü bir şekilde ayağa kalkmasına yol açtı. Bu ülkelerin Kürt meselesini ulus-devlet paradigması çerçevesinde asimilasyon, katliam ve tekçi toplum mantığıyla çözme ısrarı, Ortadoğu’nun bugün geldiği noktadaki temel etkenlerden biridir. Kürt meselesi çözülmeden, bölgede kalıcı bir huzurun sağlanması zor görünmektedir.

Örneğin, Suriye’de Suriyeli kimliği tam olarak oluşmadı; Irak’ta ise Iraklı kimliği güçlü bir şekilde inşa edilemedi. Çünkü Kürtler ve Şiiler sürekli dışlandı. Bu dışlama politikaları, söz konusu ülkelerin demokratikleşmesine ve ekonomik kalkınmasına ciddi engeller getirdi.

Türkiye özelinde bakıldığında, son 50 yılda Kürtlere karşı yürütülen savaşın maliyetinin yaklaşık iki trilyon dolar olduğu söyleniyor. Ulus-devlet paradigması çerçevesinde Kürtleri asimile etmeye ve katletmeye çalışmak, bu devletlere ağır bedeller ödetti. Sonuç olarak, Ortadoğu’nun günümüzdeki karmaşık ve istikrarsız yapısının nedenlerinden biri, bu devletlerin Kürt siyaseti ve uygulamalarıdır.

Uluslararası ve bölgesel güçler Kürtlerin statüsüz kalmasına ve Kürt karşıtlığı üzerine mutabık olmuşken; Kürtlerin ulus devlet olmadan ulusal bilinç geliştirmelerini nasıl okumak gerekir?

Kürtler, Ortadoğu'nun en büyük halklarından bir tanesidir. Bu kadar büyük bir nüfusu asimile etmek, yok etmek mümkün değildir. Bu ancak istikrarsızlığa yol açar. İkincisi, insanlar unutuyor ama Kürt ulusçuluğunun tarihi, en az Türk, Arap ve Fars ulusçuluğunun tarihi kadar eskidir. Hatta belki biraz daha eskidir. Biz Ehmedê Xanî’nin 17. yüzyılda Kürtlerin birliğiyle ilgili şiirler yazdığını biliyoruz. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren güçlü bir Kürt milliyetçiliği vardır. Bu hiç durmadı. 1880'de Şeyh Ubeydullah İsyanı bastırıldıktan sonra Kürtler gazetelerini çıkardılar, partiler kurdular ve kitaplar yayınladılar. Bunun yollarını buldular. Kürtler, tarihlerinde o kadar çok yenilgi aldı ki; 1925'te, 1930'da, 1938'de, 1946'da, 1975'te, 1983'te, 1988'de. O kadar ağır katliamlar, soykırımlar, o kadar ağır şeyler yaşadılar ki. Ama bunların ötesinde, çok güçlü, derinlerde olan, bölgeye kök salmış bir Kürt varlığı vardır. Bir ulus devleti olmasa da ulus bilincine sahipler. En son Rojava'ya karşı saldırılarla beraber başlayan gösteriler bize bunu gösterdi. Dünyanın dört bir yanında bütün Kürtler, “Biz biriz” dedi. İnsanların artık bunu görmesi gerekir. Kürt meselesi ancak demokratik toplum ve birlikte yaşam ilkeleri çerçevesinde çözülebilir. Bugün Kürtler yenildi diye sevinenler, Kürtlerin son yüz yıllık tarihine baksınlar. Kürtler ne yenilgiler gördü. Hepsinden sonra daha güçlü ayağa kalktılar.

Buna rağmen neden hala aynı konjonktürde ısrar ediliyor?

Çünkü Amerika ve İsrail, şu anda bölgede Türkiye ve Suudi Arabistan gibi müessesleşmiş güçlü ulus devletlerle iş görüyor. Bunda ısrarcılar çünkü Türkiye aksine kesinlikle izin vermez ve onları kaybetmek istemezler. Bundan dolayı bugün Amerika ve İsrail, Kürt devleti kurulması projesine karşı çıkıyor; çünkü en temel müttefikleri bunu istemiyor. Bugün Türkiye, “Küçük bir Kürt devletinin kurulması benim için hiç sorun değil” dese, Amerika bu projeye karşı çıkmaz. Dolayısıyla mesele, buradaki bölgesel güçlerin ısrarıdır. Türkiye, “Bölgede bir Kürt devleti kurulursa yarın elimdeki Kürtleri tutamam” diye düşünüyor. Öbür taraftan, şu anda iktidarda bulunan otoriter Türk-İslamcı rejimin ayakta kalabilmesinin ve kendi otoriter yapısını konsolide edebilmesinin en büyük nedenlerinden biri, Kürtlerle yürüttüğü savaştır. Çünkü biliyoruz ki, Kürtlerle savaş söz konusu olduğunda Kemalisti veya sağcısı fark etmeksizin herkes rejimin arkasında oluyor.

Foto: Stuttgart / Deniz BABİR

Kürt hareketi gelecekteki ulusal stratejilerinde, bölgesel güçlerin tavrını (Türkiye, İran, Suriye, Irak) ve uluslararası konjonktürü nasıl ele almalı?

Kürt hareketleri çok tecrübeli hareketler. Barzaniler 100 yıldır, Kürt Özgürlük Hareketi 50 yıldır çok güçlü toplumsal tabanları olan hareketler inşa etmeyi başarmış. Eminim onlar konjonktürü benden çok daha iyi okuyorlardır, görüyorlardır. Sadece bir tek şey söyleyebilirim. Bu son olaylar bize Kürt hareketlerinin kısıtlılıklarını, sınırlılıklarını ama aynı zamanda imkanlarını da gösterdi. Bence bunu görmek lazım. Sürekli anlatılan bir hikaye var; “Amerika ile İsrail yeni Ortadoğu projesinde Kürtlere devlet kuracak. Kürtler iki saatte Şam'ı alır” denildi. O gibi şeylerin aslında doğru olmadığını gördük. Sahanın hala çok riskler barındırdığını hem Suriye'de hem Irak'ta hem İran'da Kürt halkının ciddi bir katliam, soykırım ve benzeri çatışmalarla, risklerle karşı karşıya olduğunu gördük. Bunu hiç akıldan çıkarmamak lazım. Özellikle saha dışındaki insanlar çok sorumsuzca konuşabiliyorlar. Orada şu anda milyonlarca Kürt büyük bir risk altında. Bakın 7 Ekim'de Hamas'ın yaptığı sorumsuzca bir eylem, 70 binden fazla Gazzelinin hayatına mal oldu. Çok dikkat etmek lazım, kitlesel düşünerek hareket edilmeli çünkü böyle bir momentteyiz. Ortadoğu'da herhangi bir yerin Gazzeleşme ihtimali var.

Son olarak ufukta neler görüyorsunuz, öngörünüz nedir?

Şu anda hepimiz biliyoruz ki en büyük taş henüz yerinden çıkmadı. Yani İran'a müdahale edilmedi. İran'a müdahale edilecek mi? İran'a bir askeri saldırı olacak mı? Yoksa İran'da bir rejim değişikliği mi olacak? İran rejimi tamamen mi çökecek yoksa bir ara formül mü bulunacak? Bunların hiçbirini bilmiyoruz. Asıl büyük taş çekildiğinde ne olacağını göreceğiz. İkincisi Sünni savaşı başlayacak mı başlamayacak mı? Yani Irak'taki Haşdi Şabi nasıl tasfiye edilecek? Bunların sonuçları sahaya yansıyacak. Dolayısıyla da önümüzdeki süreçte ne olacağını bilmek çok zor.

Ama Hamit Bozarslan'ın dediğini tekrarlayayım; Kürtlerin şu anda ne Amerika'ya ne İsrail'e ne Türkiye'ye güvenmesi için hiçbir neden yok. O yüzden hazırlıklı olmalı, dikkatli olmalı, elindeki imkanları iyi kullanmalı. Büyük bir katliam ve soykırım riskiyle karşı karşıya olduğunu hiç unutmamalı. Bu çok önemli. Yarın İran'da rejim çöktüğünde İran’daki Kürtlerin durumunu bilmemiz çok zor. Orada Abbas Vali’nin dediği gibi bir Azeri-Kürt çatışması yaratabilirler. İleriyi görmek çok zor ama hep söylüyorum; devletsiz halklar Kürtler, Aleviler, Dürziler, Süryaniler, Êzîdîler için risklerin çok büyük olduğu bir dönemdeyiz. Bunu unutmamamız lazım.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.