Ulusal Meclis ihtiyacı

Ava Neşe KALP yazdı —

23 Kasım 2022 Çarşamba - 08:00

  • Peki ya Kürtler? Aslında Kürt ulusal Birliği de büyük ölçüde toparlanmış durumda. Bu anlamıyla her dört parçada kimin söz sahibi olduğunu söylemeye gerek yok. Bu top yekûn saldırının başka bir yararı da Kürtleri de ortak bir noktada toparlanmaya doğru itmesi.
  • Rojava’da bayrak ve flamalar nedeniyle Türk devletinin tahrik olduğunu yazan “aydınlar” -eğer işbirlikçi değillerse- ya TC’nin tarihini bilmiyorlar ya da orada esas savaşan gücü görünmez kılıp bedavadan kahramanlık yapmanın yollarını arıyorlar.


Türkiye Cumhuriyeti devletinin 100 yüzyıllık tarihinde dünyanın hiçbir devletinde görülmeyecek kadar soykırım, pogrom, darbe ve işgal var.  Bir şiddet ve şiddet bağımlısı devlet olarak hayatta kalmak için şiddete, yani savaşa ihtiyacı var. 
 
Varlığını şiddet bağımlısı kitleler yetiştirerek sağlayan devlet, bunu, insanların, örgün ve yaygın eğitim kurumlarında hayat boyu sistemli ve sürekli bir beyin yıkama sürecinde şiddet tapınımına maruz bırakması ile sağlıyor. Bir süre sonra bu normalleşmiş bir bağımlılık sürecine eviriliyor kendiliğinden. 
 
Bu hem mağduru hem de bağımlısı ve sonrasında faili olarak şiddet dalgasının arkasına takılma, vatan millet ambalaja sarılmış devlet şiddetini, aleni soygun ve talanı normal, yalanları doğru görmeye eğilimli bir tipoloji ortaya çıkarıyor. “Türk insanı” denen ve formatlanmış şiddet bağımlısı bu tipoloji, eğer yakından bakılırsa Taliban ve DAİŞ’den sadece hafif bir ton farkı bulunmaktadır. 
 
TC devleti, yetiştirdiği bu şiddet bağımlısı kitlenin bir kısmını ileride oralara da el atmak için, ABD ve Batılı ülkelerin içine yerleştirirken, diğer kısmını da asker ve polisin yerine içerideki ötekileri halletmede kullanıyor. Şu anda içeride Kürtlerin evlerine bir sopa götürülmesi bile engellenirken, özellikle Karadeniz ve İç Anadolu’da lümpen ve başıbozuk bu kitleler silahlandırılıyor. Bu, silahlı Kürt güçlerini bertaraf ettikten sonra içeride büyük bir soykırım hazırlığı yapıldığına işaret etmektedir. Yani 2023’te topyekûn Kürtlerden kurtulma hesaplarının bir başka aşaması. 
 
O yüzden Kürtlerin ulusal birlik çalışması, bir arada hareket etmesi ve mutlaka bütün parçalardaki konumlarını korumaları son derece acil bir durumdur. Taksim patlamasını en önce kınayan Neçirvan Barzani iki gündür bombalanan Kürtlere -bu yazı yazıldığı ana kadar- dair tek bir açıklama yapmış değil. Barzanilerin kontrolündeki KDP yöneticileri siyasi rakiplerini ortadan kaldırmak için MIT’e uzattıkları ellerini, kollarını geri alabilirlerse buyursunlar bir iki laf etsinler bakalım. 
 
Aslında bu, bu parti yöneticilerinin artık ya tamamen Türk devletinin kadrolu elemanlarına dönüştüğüne ya da tamamen esir alındığına dair önemli bir işarettir. O yüzden daha önce yazdığım gibi bunların mutlaka devre dışı bırakılacağı ve Güneyin ulusal birlik ve mücadele hattına dahil edileceği formüllerin aranması artık nettir. 
 
Bunun paralelinde, Türk devletinin ENKS’yi kullanarak Rojava’da Kürtlerin statü kazanmalarını engellemek için harekete geçtiğini anlıyoruz. TC. Dış İşleri Bakanlığı’nın, 10.11.2022 tarihli, Kuzey Suriye’deki Kürt Muhalif Partileri ile Görüşme başlığı altında ENKS’den Muhammed İsmail’i Ankara’ya çağırarak, ENKS içinden çatlak seslerin engellenmesini talep ettikleri, Muhammed İsmail’in tek endişesinin Mesut Barzani yönetimindeki KDP’nin kendilerini destekleyip desteklemeyeceği olduğunu belirttikleri bir belge basına sızmış durumda. ENKS denilen bu örgütlerin, Suriye’deki koruculuk sisteminin örgütü olduğu artık nettir. Bu savaşların belki de tek yararı kimin ne olduğunu gittikçe netleştirilmesi. 
 
Rojava’da bayrak ve flamalar nedeniyle Türk devletinin tahrik olduğunu yazan “aydınlar” -eğer işbirlikçi değillerse- ya TC’nin tarihini bilmiyorlar ya da orada esas savaşan gücü görünmez kılıp bedavadan kahramanlık yapmanın yollarını arıyorlar. Ayrıca, çok yakın tarihte Güney’de bile Kurdistan bayrağını tahrik edici unsur olarak göreceğinden hiç kuşkunuz olmasın beyler. Duhok Üniversitesindeki harita konusu unutulmuş değil henüz. 
 
Iran’ın Güney’e saldırılarını da bu çerçeveden okumak gerekir. İlki mevcut Kürt hareketliliğine katılımını engelleyici rolüne devam etmesini sağlamak, ikincisi de KDP’yi mağdur pozisyonunda gösterip onun Kürt ulusal birlik çalışmalarına katılmayışını perdelemek. 
 
Türk ve İran devletlerinin eş zamanlı saldırıları, Suriye hava sahasının açılması, AKP’nin kendi parti kollarına Erdoğan’ın Esad ile görüşebilme olasılığına dair tedbir alınması isteği, Kürtlere karşı işgalci devletlerin iş birliği ile harekete geçtiğini göstermektedir. 
 
Peki ya Kürtler? Aslında Kürt ulusal Birliği de büyük ölçüde toparlanmış durumda. Bu anlamıyla her dört parçada kimin söz sahibi olduğunu söylemeye gerek yok. Bu top yekûn saldırının başka bir yararı da Kürtleri de ortak bir noktada toparlanmaya doğru itmesi.
 
Bu süreci hızlandırmak için Kürtlerin çok ciddi olarak atması gereken birkaç adım var. Halkın korunması ve muhtemel soykırım girişimlerinin engellenmesi için tüm parçalara ait bilgilerin akıtılacağı, değerlendirileceği, politikaların belirleneceği, mutlaka dört parçadan ve o bölgeleri iyi bilen temsilcilerle bir kriz meclisinin oluşturulması önem kazanmaktadır. Eldeki verileri değerlendirebilecek kapasitede yetişmiş teknik ve akademik kadroların da yer alacağı, nelerin yapılabileceğini değerlendirebilecek, uluslararası temaslar başta olmak üzere askeri ve sivil kararların da alınacağı, ulusal ve uluslararası kamuoyunun bilgilendirilmesi için periyodik hatta günlük brifinglerin yapılmasını da içeren sistemli ve yoğun bir çalışmayı kotaracak bir meclis için acilen harekete geçilmelidir. Günümüzde artık online olanaklar varken, bu toplantıların sistemli ve periyodik olarak yapılması çok mümkün.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.