‘Umut hakkı’ topluma da umut olur
Dosya Haberleri —

Abdullah Öcalan'a özgürlük eylemi
- “Umut hakkı” hukuken öncelikli adımlardan biridir. Ama iktidar ve komisyonun kaçındığı bir husus olduğu için “öncelikli” olmasına rağmen, bilinçli bir şekilde görmezden geliniyor. “Umut hakkı” bilinçli şekilde Abdullah Öcalan eksenine çekiliyor. Oysa verilmiş bir yargı kararı ve kazanılmış bir haktan söz ediyoruz.
- “Umut hakkı” gerçekten Türkiye'de çok yankı uyandırabilecek bir düzenleme olacak. Sürece cevap olmak açısından “umut hakkı”nın bir an önce yasal düzenlemelerle yapılması gerekiyor. İktidarın da muhalefetin de bunun farkında olmaları gerekiyor. Bunun toplumda, halkta yaratabileceği etkisinin de farkında olmaları gerekiyor.
AZİZ ORUÇ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2014 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın “umut hakkı”nın ihlal edildiğine karar verdi. Ve AİHM Türkiye'den ömür boyu hapis cezasında düzenleme yapılmasını istedi. Ancak aradan yaklaşık 12 yıl geçmesine rağmen Türkiye düzenleme yapmadığı gibi AİHM kararlarını da görmezden geldi. Sayın Öcalan'ın başlatmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum süreciyle birlikte “umut hakkı” yeniden gündem oldu. MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin geçtiğimiz gün söylediği, “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet'ler makama, Demirtaş yuvasına dönene kadar kararımız nettir” sözleri bir kez daha “umut hakkı”nı tartışmaya açtı. Kürt kamuoyu ise yıllardır “umut hakkı” ilkesinin Abdullah Öcalan'a uygulanmasını bekliyor. Süreçle birlikte temel gündem olan “umut hakkı”nı Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Elif Taşdöğen ile konuştuk.
Türkiye'de “umut hakkı” kimler için geçerlidir? Nasıl tanımlarsınız?
Öncelikle biraz “umut hakkı”ndan bahsetmek gerekir. “umut hakkı”, evrensel anlamda ölüm cezasının insan haklarına aykırılığının gündeme gelmesi ile ortaya çıkmış bir kavramdır. Ölüm cezasının kaldırılması noktası da uzun süren mücadeleler sonucu aslında bir sonuç verilmiş oluyor. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birden fazla yerde ölüm cezasının kaldırıldığını görmekteyiz. Bu da bir yerde ortak bir mücadelenin sonucudur. AİHM’e göre “umut hakkı”, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan kişinin cezasının belirli bir süre sonra gözden geçirilebilmesini ve tamamen özgürlük umudundan yoksun bırakılmamasını gerektirir. “Umut hakkı” Türkiye'nin gündemine nasıl geliyor? Abdullah Öcalan noktasında aslında kendisini açığa vuruyor. Asrın Hukuk Bürosu avukatları tarafından Abdullah Öcalan için yapılan başvurular sonucunda böyle bir karar açığa çıktı. ‘Ömür boyu hapis’ isteme durumuyla karşı karşıya gelmesi, hiçbir şekilde ‘koşullu salıverme hakkı’nın tanımamış olması bir bütünen ‘ölünceye kadar’ gibi ibarenin olmasından kaynaklı AİHM’e başvuru yapıldı. AİHM, bunun bir işkence yasağı ihlali olduğunu dile getirip bu minvalde bir “ihlal” kararı verdi. Bu şekilde ‘umut hakkı’ Türkiye'nin de gündemine geldi. Kararın da “umut hakkı”nın da Abdullah Öcalan ile bu kadar özdeşleşmesinin sebebi de budur.
AİHM çerçevesinde bir yasal düzenlemeye yapıldığında Türkiye'de bundan kaç kişi yararlanır? Bu durumda kaç kişi var?
“Umut hakkı” kapsamı Türkiye'de yasal bir düzenlemeyle yapılırsa şayet, “koşullu salıverilme hakkı”ndan yoksun bırakılan birçok tutsak bu haktan faydalanabilecektir. Bu minvalde başvuru yapabilecek herkesi kapsayabilecek bir durum ortaya çıkacaktır. AİHM, “işkence yasağı”na uyumlu düzenlemelerin yapılması gerektiğini belirtiyor. AİHM, azami olarak 20 ve 25 yıl içinde her ülkenin “umut hakkı”nı yitiren herkes için bir düzenleme yapılması ve belli periyodlarla bunun gözden geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu ne demek oluyor? Aslında “koşulu salıverilme hakkı”nın birçok konu için düzenlenmesi gerekiyor. Abdullah Öcalan, “işkence yasağı”, “umut hakkı” ve diğer bütün koşulları taşıyor. Yaklaşık 27 yıldır hapishanededir. Tahliye olma ihtimalini de koşullu salıverilme hakkını da kendisi sağlıyor. Bütün bu koşullar Abdullah Öcalan üzerinden tanımlandığı için öncelikle de ona uygulanması gerekiyor.
Türkiye’de kaç kişi “umut hakkı”ndan yararlanır sorusuna net bir cevap vermek çok zor. ÖHD olarak Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’ne “Bilgi Edinme Hakkı” çerçevesinde defalarca sormamıza rağmen bir dönüş alamıyoruz. Türkiye’de “umut hakkı”ndan faydalanacak kişi sayısı da resmi olarak açıklanmıyor. Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Komitesi'nin 2024'teki talebi üzerine Adalet Bakanlığı'nın verdiği verilere göre, Türkiye'de 4 binden fazla “ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü” var. Salt gerçek bir rakam olmasa da elimizde bir veri olarak duruyor. Ama bu sayının ötesinde daha çok tutsak olduğunu söyleyebiliriz. 2025 Kasım itibariyle ÖHD’ye kendileri ya da aileleri tarafından başvuruda bulunmuş olan ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü siyasi kadın mahpusların sayısı 31'dir. Ancak gerçekte kadınların sayısının da 31’den çok daha fazla olduğunu biliyoruz.
Türkiye’de en az 4 bin kişinin “Umut hakkı”ndan yararlanacağını belirttiniz. AİHM’in içtihatlarına göre daha düşük bir ceza sınırı belirlenme imkanı var mı?
AİHM’in içtihatları en fazla 25 yıl diyor. Bu ceza daha az da olabilir ama daha fazla olamaz. Hani 25 yılın aşağısına indirildiğinde çok daha fazla kişi bundan faydalanabilir. Ama dediğimiz gibi “koşullu salıverilme ihtimali olmayan” her kesimi etkilemesi gerekiyor. Yani sadece “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” alan kişiler için değil, “koşullu salıverilme hakkı”ndan mahrum olan herkesi kapsamalıdır. Bazen bir kişiye 3 bin 600 yıl gibi bir hapis cezası veriliyor. Buna da baktığımızda kişinin tahliye olma ihtimalinin aslında pratikte olmadığını görmekteyiz. Bu minvalde AİHM, “Koşullu salı verilme ihtimali”nin açığa çıkması ve her tutsağın bir gün o hapishaneden çıkacağını bilmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Onun için buna dikkat edilmelidir.
Adli suçlarda da “ağırlaştırılmış müebbet” hapis cezası var. Bu durumda adli suçlularda benzer bir ceza olmasına rağmen, aynı uygulama geçerli mi yoksa farklı bir infaz sistemi mi var?
Tabii ki de fark var. Siyasilerde “ölünceye” kadar ibaresi ya da uygulaması adli suçlar için geçerli değildir. Burada da aslında bir eşitlik ilkesinin ihlali açığa çıkıyor. “Ölünceye kadar hapishanede kalma” durumu tüm “ağırlaştırılmış müebbetler” için geçerli değil.
“Umut hakkı” ilkesinin sadece Abdullah Öcalan üzerinden tartışılmasını ve sanki tek kişi faydalanacak gibi bir korkunun olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Abdullah Öcalan ile beraber Türkiye'nin gündemine gelen “umut hakkı” için başka başvurular da var. Civan Boltan (karar: 2019), Emin Gurban (2015), Hayati Kaytan (2015) başvuruları da mevcuttur. AİHM bunlara ilişkin de Türkiye’yi mahkum etti ve kararın onlar için de uygulanmasını istedi. AİHM’in verdiği karar sadece Abdullah Öcalan'ı ilgilendiren bir karar değildir. Türkiye'nin gündemine onunla oturan bir haktır ama “umut hakkı”ndan faydalanabilecek 4 binden fazla tutsak bulunuyor. Hukuk devleti ilkesini benimseyen bir Türkiye mevcut görülse de aslında pratikte siyasi saiklerle hareket edildiğini görüyoruz.
“Umut hakkı”nın sadece Abdullah Öcalan üzerinden tartışılması hem hukuken eksik hem de siyasal olarak sorunlu bir çerçeve yaratıyor. “Umut hakkı” bir kişi için değil genel bir ilkedir. “Umut hakkı”nın uygulanmamasına siyasi güçlerin etki ettiğini belirtebiliriz. Haliyle bu zeminde tartışılıyor olması gerekliliğinin de önüne geçiyor. Türkiye de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olan bir ülke olduğu için bütün kararlarında da bağlayıcılığı gibi bir sorumluluğu vardır. Türkiye bağlayıcı olmak zorundadır. Haliyle verilen idare kararı var. ”Umut hakkı” kapsamında, Türkiye’nin mahkum edildiği birden fazla karar var. Bunun bir an önce aslında pratikte yaşam bulması gerektiğini de vurguluyoruz. Onun için de Türkiye’de genel bir düzenleme yapılması gerekiyor.
“Umut hakkı”nın uygulanması için Türkiye’de nasıl bir düzenlemeye ihtiyaç var? Türk Ceza Kanunu'nda nasıl bir değişikliğe ihtiyaç var?
Türkiye’de umut hakkının uygulanabilmesi için hem yasal hem de kurumsal düzeyde düzenlemelere ihtiyaç vardır. Türk Ceza Kanunu’nda “Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” dahil olmak üzere “ömür boyu hapis cezaları” için belirli bir süre sonra gözden geçirme imkânı tanınmalıdır. AİHM standartlarına göre, bu sürenin 25 yıl olması gerektiği vurgulanır. Yine mevcut İnfaz Kanunu'nda da daha açık ve bağlayıcı kurallar getirilmelidir. Koşullu salıverilme hakkı tanınmalı. Buna ilişkin sürelerin açık, kriterlerin net ve usulüne uygun olması, bağımsız değerlendirme mekanizmalarının da oluşması zorunludur. Tabi bu bağımsız mekanizmaların da gerçekten sembolik olmaması gerekir. Tabi ki günümüzde de olduğu gibi bu mekanizmanın siyasetin atmosferine göre değişiklik göstermemesi gerekir. Ve Her türlü yargısal denetime açık olmalıdır.
Komisyon rapor yazma aşamasında ve temel adımlardan birinin “umut hakkı” düzenlemesi olması gerektiği belirtiliyor. Ama iktidar bu durumdan kaçınıyor ve mesafeli yaklaşıyor. Sizce bu konuda komisyon ne yapabilir, öncelikli adımlardan biri mi?
“Umut hakkı” hukuken öncelikli adımlardan biridir. Ama iktidar ve komisyonun kaçındığı bir husus olduğu için “öncelikli” olmasına rağmen bilinçli bir şekilde görmezden geliniyor. Halbuki AİHM kararı çok net ve “İşkence Yasağı”na ilişkin ihlal kararı verilmiş. Bu çerçeveden ele almak gerekir. Ancak hem iktidar hem de komisyon noktasında siyasi kaygıların devreye girdiğini söyleyebiliriz. “Umut hakkı” tartışıldığı gibi bilerek Abdullah Öcalan eksenine çekiliyor. Oysaki verilmiş bir yargı kararı ve kazanılmış bir haktan söz ediyoruz. Hakkın kime uygulandığına değil, topluma nasıl hizmet edileceğine dikkat çekmek gerekir. Toplumun en çok itiraz edeceği yerde bile hukuku savunabilmektir esaslı olan.
Halbuki içinde bulunduğumuz böylesi bir süreçte “umut hakkı”nın uygulanabilir bir zemine çekilmesi ve yargısal çalışmaların yapılması topluma ciddi bir nefes aldıracaktır ve bu vesile ile toplumun tekrardan yargıya güveni açığa çıkacaktır. “Umut hakkı” uygulanması halinde kesinlikle sürece de büyük pozitif etkisi olacak. Abdullah Öcalan “Umut hakkı”nın bütün koşullarını sağlıyor. Bu anlamıyla Abdullah Öcalan’ı etkilemesi demek, toplumda da çok ciddi bir karşılığı da olacaktır. Bir güven ortamı oluşacaktır. Süreci olan güvenin tekrardan açığa çıkması meydana gelecektir.
“Umut hakkı” kesinlikle pazarlık konusu olmaması gerekiyor. Aslında bu siyasete konu olabilecek bir durum değildir, bir düzenleme de değildir. Bunun tek bir çözümü var: Bir an önce en azından AİHM'in bağlayıcılığı kapsamında yasal düzenlemeleri yapmaları gerekiyor. Konuya, kişiye, siyasi ortama göre değişiklik olmadan, sorumluluğun yerine getirilmesi gerekiyor. 11 yıldır bekletilen bir süreçten ve hala pratik etmemiş olan bir mahkeme kararlarından bahsediyoruz. Bir lütuf beklemiyoruz. Olması gereken yapılmalıdır. Bunun başka bir yolu yok.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Az önce de dile getirmiştik “umut hakkı” gerçekten Türkiye'de çok yankı uyandırabilecek bir düzenleme olacak. Bununla ilişkili yapılacak olan çalışmalar, yasal süreçler sadece belli kesimi değil, Türkiye'nin birçok kesimine cevap olabilecek. Haliyle böylesi bir süreçte yapılması, anlam da katacaktır. Sürece cevap olmak açısından “umut hakkı”nın bir an önce yasal düzenlemelerle yapılması gerekiyor. İktidarın da muhalefetin de bunun farkında olmaları gerekiyor. Bunun toplumda, halkta yaratabileceği etkisinin de farkında olmaları gerekiyor. Bunu da görmeleri, düşünmeleri gerekiyor.















