ICTJ Kolombiya Direktörü María Camila Moreno ile Kolombiya'da FARC'la yapılan barışın yaklaşık on yıllık deneyimini konuştuk
- FARC ile 2016’da imzalanan anlaşma aynı zamanda, silahlı bir çatışmayı sona erdirmek üzere müzakere yürüten iki tarafın, işledikleri suçlar nedeniyle mağdurlar ve toplum karşısında nasıl hesap vereceklerini belirleyen mekanizmayı birlikte tasarladıkları ilk örnektir.
- Anlaşmayla, eski FARC üyelerinin kurduğu ve bugün Comunes adıyla bilinen siyasi partiye, olağan seçim rekabetine geçişte geçici bir köprü oluşturması amacıyla 2018-2026 dönemi için Kongre’de 10 garantili sandalye verildi. Bu, FARC üyelerine siyaseti barışçıl biçimde yürütmesi için yasal bir yol açtı.
AYTEN TEKİN BAGOK/LONDRA
Kolombiya’da hükümet ile FARC arasında 2016'da imzalanan Barış Anlaşması, yarım yüzyılı aşan silahlı çatışmanın ardından dünyada en çok tartışılan barış süreçlerinden biri oldu. Anlaşma yalnızca FARC’ın silah bırakmasını değil, çatışmanın yapısal nedenlerinden mağdurların haklarına, kayıpların aranmasından eski savaşçıların siyasi ve toplumsal yaşama katılmasına kadar geniş bir dönüşüm programını içeriyordu. Tüm bu süreçlerde yer alan Uluslararası Geçiş Dönemi Adaleti Merkezi’nin (ICTJ) Kolombiya Direktörü María Camila Moreno, sorularımızı yanıtladı. Moreno ile Kolombiya'da FARC'la yapılan barışın yaklaşık on yıllık deneyimini, mağdurların süreçteki yerini ve kayıpların aranması ile hesap verebilirlik meselesini konuştuk. Ayrıca silah bırakan FARC üyelerinin siyasete katılımını ve Kolombiya deneyiminin Türkiye'de Kürt meselesinin çözümü için taşıdığı dersleri sorduk.
FARC ile 2016’da imzalanan Barış Anlaşması’nın üzerinden yaklaşık on yıl geçti. Sizce anlaşmanın en önemli kazanımları neler oldu? Hangi alanlarda umulan sonuçlar alınamadı?
2016 Barış Anlaşması, ülkenin en büyük gerilla örgütüyle elli yılı aşkın süredir devam eden silahlı çatışmayı sona erdirmesi nedeniyle tarihi bir dönüm noktasıydı. Aradan on yıl geçtikten sonra yaklaşık 14 bin eski FARC üyesinin 12 bini yeniden topluma katılım sürecinde kalmaya devam ediyor, yani yaklaşık yüzde 85’i. Silahlı mücadeleye geri dönüşün barış anlaşmalarının kalıcılığını ne kadar sık tehdit ettiği düşünüldüğünde bu oran kendi başına önemli bir kazanımdır.
Barış süreci ayrıca ülkede ilk kez eski FARC liderlerinin ve ordu mensuplarının savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlardaki sorumluluklarını kabul etmelerini sağladı. Bu kabuller, sorumluların bazı mağdurlarla doğrudan yüzleştiği kamuya açık onarıcı adalet ortamlarında gerçekleşti. Ancak Barış Anlaşması’nın en dönüştürücü yönlerinden bazıları hâlâ hedeflenen düzeye ulaşmış değil. Çatışmadan en fazla etkilenen bölgelerde vaat edilen etkin kamu kurumları, güvenlik ve temel hizmetlere erişim henüz tam olarak sağlanmadı.
Anlaşma, yeniden topluma katılım, güvenlik, adalet, kırsal kalkınma ve yasa dışı ürünlerin ikamesi alanlarındaki ilerlemelerin birbirini güçlendirmesini öngören bütünlüklü bir çerçeve olarak tasarlanmıştı. Geriye dönüp baktığımızda çıkarılabilecek en açık derslerden biri, uygulamanın başından itibaren sürekli devlet finansmanı ve kurumsal kapasiteyle desteklenen daha etkili bir bölgesel stratejiye ihtiyaç duyduğudur. Uygulama ise çoğu zaman parçalı kaldı ve değişen hükümet önceliklerine karşı kırılgan hale geldi.
Kolombiya, geçiş dönemi adaleti sisteminin merkezine mağdurları yerleştirdi. Bu pratikte ne anlama geldi?
Mağdurların merkezi konumunun benimsenmesi üç temel ilkede somutlaştı: sorumluluğun kabul edilmesi, hakikatin açığa çıkarılması ve tekrarlanmama güvenceleri. Mağdurların Barış Anlaşması’nın geçiş dönemi adaleti sisteminin merkezine yerleştirilmesi, onların çoğu zaman yalnızca ifade veren ya da tanıklık yapan kişiler olarak görüldüğü önceki deneyimlerden önemli bir kopuştu. Pratikte bu, kayıp bir yakınının nerede olduğuna ilişkin hayati bilgi edinmek, öldürülen bir aile üyesinin gerçeğe aykırı biçimde silahlı örgüt mensubu ya da suçlu olarak gösterildiğinin kabul edilmesini sağlamak veya kolektif zararları gidermeyi amaçlayan onarıcı yaptırımların ve toplum temelli tedbirlerin şekillendirilmesine katkıda bulunmak anlamına gelebiliyordu. Bugün mağdurların hakları dikkate alınmadan bir barış sürecinin mümkün olamayacağı düşüncesi giderek daha fazla yerleşiyor. Bunda mağdurların talepleri, devletin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri olduğunun kabul edilmesi ve barış anlaşmalarının meşruiyetinin büyük ölçüde mağdurların tanınmasına bağlı olduğunun anlaşılması etkili oldu.
Bir barış sürecinin en zor meselelerinden biri barış ile adalet arasında denge kurmak. Kolombiya, ağır suçlarda sorumluluğu ele alırken silahlı bir örgütün çatışmadan çıkmasını nasıl mümkün kıldı?
Müzakere sürecindeki tarafların işlediği suçlardan dolayı hesap verebilirliği ele almak hiçbir zaman kolay değildir. Silahlı mücadeleye başvurmanın gerekliliğini savunmak için kullanılan kahramanlık ve meşrulaştırma anlatıları nedeniyle isyancı örgütler söz konusu olduğunda bu daha da zor olabilir. Mağdurlara ve topluma karşı hesap verme konusunda uzlaşmaya varmak uzun bir tartışma süreci gerektirir. Devletin ağır suçları soruşturma, kovuşturma ve cezalandırma yükümlülüğü, mağdurların haklarının mümkün olan en geniş ölçüde güvence altına alınması ve ağır suçların faillerinin topluma etkili biçimde yeniden katılabilmeleri için hukuki güvence sağlanması birlikte ele alınmalıdır.
Barış Anlaşması’nın önemli özelliklerinden biri, tek bir kurumun onlarca yıl süren kitlesel şiddetin yarattığı bütün zararları ele alamayacağının kabul edilmesiydi. Bu nedenle birbirini tamamlayan mekanizmalar kuruldu: Hakikat Komisyonu, Barış İçin Özel Yargı Organı ve Kayıp Kişileri Arama Birimi. Bu yapı, adaleti yalnızca cezai yaptırıma indirgemeden hesap verebilirliği mümkün kıldı. Hakikat, sorumluluk, kayıpların aranması ve mağdurların hakları farklı ancak birbirini güçlendiren mekanizmalarla ele alındı. FARC ile 2016’da imzalanan anlaşma aynı zamanda, silahlı bir çatışmayı sona erdirmek üzere müzakere yürüten iki tarafın, işledikleri suçlar nedeniyle mağdurlar ve toplum karşısında nasıl hesap vereceklerini belirleyen mekanizmayı birlikte tasarladıkları ilk örnektir. Bu adalet modeli uluslararası toplum tarafından dayatılmadı ve intikam ya da “galiplerin adaleti” anlayışına dayanmadı.
Onlarca yıl süren çatışma birçok aileyi kayıp yakınlarına ne olduğunu veya nereye gömüldüklerini bilmeden bıraktı. Kayıpların aranması ve cenazelerin bulunması neden barış sürecinin parçası haline getirildi?
Kolombiya’da kayıp yakınları çoğu zaman yeterli kurumsal destek olmadan onlarca yıl boyunca sevdiklerini aradılar. Havana’daki barış müzakereleri sırasında mağdur örgütleri bu konuda köklü bir yaklaşım değişikliği talep etti. Kayıpların yerini tespit etmeye odaklanabilecek, hızlı hareket edebilecek ve bütün süreç boyunca mağdurların katılımını güvence altına alabilecek özerk bir kurumun kurulmasını istediler. Bu talep Kayıp Kabul Edilen Kişileri Arama Birimi’nin kurulmasına yol açtı. Kurumun görev alanı tamamen yargı dışı ve insani niteliktedir. Amacı cezai sorumluluk isnat etmek olmadığı için kayıp kişilerin yerini tespit etmeye, cenazelere ulaşıldığında ise kalıntıların çıkarılmasına, kimliklerinin belirlenmesine ve ailelerine onurlu biçimde teslim edilmesine odaklanabiliyor. En önemlisi, Birim faillerle de gizlilik içinde iletişim kurabiliyor. Çünkü kayıp kişilerin nerede olduğuna ilişkin belirleyici bilgiler çoğu zaman bu kişilerin elinde bulunuyor.
Eski FARC üyeleri silahlarını bıraktıktan sonra siyasi ve toplumsal yaşama nasıl döndüler? En önemli sorunlar neler oldu?
FARC savaşçıları silahlarını Birleşmiş Milletler Doğrulama Misyonu’na teslim ederek geçici yeniden topluma katılım alanları olarak tasarlanan 26 kampa yerleştiler. Yeniden topluma katılım programı kapsamında aylık maddi destek, sağlık hizmetlerine ve emeklilik sistemine kayıt ile bireysel veya kolektif üretim projeleri için finansman sağlandı. Buradan çıkarılabilecek önemli derslerden biri kampların seçimiyle ilgilidir. İlk öncelik eski savaşçıların silahlarını güvenli biçimde bırakmaları ve sivil yaşama geçişe başlamalarıydı. Ancak silahsızlanmanın kısa vadeli ihtiyaçlarına uygun yerler, uzun vadeli yeniden topluma katılım için her zaman uygun değildi. Birçok kamp ücra bölgelerdeydi, temel altyapıdan ve pazarlara erişimden yoksundu. Bu nedenle sürdürülebilir üretim projeleri için çok az olanak sunuyordu. Birçok eski savaşçı daha sonra başka kırsal veya kentsel bölgelere taşındı ancak buralardaki koruma düzenlemeleri de çoğu zaman yetersiz kaldı.
Aynı dönemde FARC’tan ayrılan muhalif gruplar, ELN ve paramiliter yapıların devamı niteliğindeki gruplar FARC’ın boşalttığı bölgelere yerleşti. Bu durum Barış Anlaşması'nı imzalayan birkaç yüz eski FARC mensubunun öldürülmesine neden oldu. Yeniden topluma katılımı zorlaştıran bir başka sorun da eski FARC üyelerine yönelik kalıcı damgalama oldu. Bunun sonuçları yalnızca toplumsal dışlanmayla sınırlı değil. Damgalama, Barış Anlaşması’nı imzalayan eski FARC üyelerinin toplumsal alanlardan dışlanmasına, eğitim ve istihdama erişimlerinin kısıtlanmasına yol açtı.
Türkiye’de Türk devleti ile Kürt hareketi arasında kırk yılı aşkın süredir devam eden çatışmanın olası sona ermesi tartışılıyor. Silahsızlanma, mahpuslar, mağdurlar, kayıplar, mezar yerleri ve silahlı mücadeleden ayrılanların geleceği gibi meseleler önem kazanabilir. Kolombiya deneyiminden hangi dersler çıkarılabilir?
Onlarca yıl süren ve sayısız ölüme, zorla yerinden edilmeye ve zorla kaybetmelere yol açan çatışmalar geride karmaşık bir miras bırakır. Faillerin mağdurlara ve topluma karşı hesap vermesi gerektiği konusunda uzlaşmaya varmak uzun bir tartışma ve müzakere sürecini gerektirir. Devletin ağır suçları soruşturma, kovuşturma ve cezalandırma yükümlülüğü, mağdur haklarının güvence altına alınması ve ağır suçların farklı faillerinin topluma etkili biçimde yeniden katılabilmeleri için hukuki güvence sağlanması birlikte düşünülmelidir. Kolombiya’daki barış süreci ülkenin iç silahlı çatışma tarihinde bir dönüm noktasıdır. Elli yılı aşkın çatışmanın ardından hükümet ülkenin en eski ve en güçlü gerilla örgütü FARC ile Barış Anlaşması’na varabildi. Çok sayıda aktörün, farklı çıkarların, işlenen ağır suçların ve mağdurların bulunduğu böylesine karmaşık bir çatışma ancak aynı ölçüde karmaşık ve toplum açısından zorlu bir Barış Anlaşması ortaya çıkarabilirdi. Anlaşma hem çatışmanın nedenlerini hem de sonuçlarını ele aldı. Kapsamlı kırsal reform, siyasi katılımın genişletilmesi ve yasa dışı uyuşturucu sorununun çözümü gibi başlıklar çatışmanın yapısal nedenlerine yönelirken, mağdurlara ilişkin düzenlemeler çatışmanın acı sonuçlarını ele aldı. Mağdurların hakları dikkate alınmadan günümüzde bir barış sürecinin mümkün olamayacağı düşüncesi giderek daha fazla kabul görüyor. Barış anlaşmalarının meşruiyeti de büyük ölçüde mağdurların tanınmasına bağlıdır.
Peki FARC’ın silahlı mücadeleden siyasete geçişi nasıl sağlandı?
Barış Anlaşması, FARC’ın silahlı bir örgütten siyasi bir partiye dönüşmesini öngörerek üyelerinin fikirlerini yasal ve demokratik yollarla savunmalarına imkan tanıdı. Tartışmalı olmakla birlikte, siyasete katılımın önünün açılması silahsızlanmayı mümkün kılmak açısından vazgeçilmezdi. FARC gibi silahlı bir örgütün üyeleri, kamusal yaşamdan dışlanmak yerine siyasete gerçek anlamda katılma fırsatına sahip olduklarında çatışmadan kalıcı olarak ayrılma olasılıkları daha yüksektir. Anlaşmayla, eski FARC üyelerinin kurduğu ve bugün Comunes adıyla bilinen siyasi partiye, olağan seçim rekabetine geçişte geçici bir köprü oluşturması amacıyla 2018-2026 dönemi için Kongre’de 10 garantili sandalye verildi. Bu garanti sona erdiğinde Comunes olağan seçim kurallarıyla yarıştı ancak sandalye kazanamadı ve siyasi parti olarak yasal statüsünü koruyamadı. Bu, FARC’ın silah bıraktığında umduğu sonuç olmayabilir. Ancak düzenleme temel amacını yerine getirdi: örgüte siyaseti barışçıl biçimde yürütmesi için yasal bir yol açtı. Sonuçta eski FARC üyeleri demokratik rekabete katıldılar, seçim kurallarını ve sonuçlarını kabul ettiler ve hedeflerini silahsız biçimde sürdürdüler.
***
María Camila Moreno kimdir?
María Camila Moreno, Kolombiya Ulusal Üniversitesi mezunu bir antropolog ve Havana Üniversitesi'nde bölgesel planlama alanında yüksek lisans yaptı. İnsan hakları, uluslararası insancıl hukuk, barış süreçleri, silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon (DDR) ile geçiş dönemi adaleti alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip.
2012’den bu yana Uluslararası Geçiş Dönemi Adaleti Merkezi’nin (ICTJ) Kolombiya Direktörü olarak görev yapıyor. Haziran 2024 ile Şubat 2025 arasında Ulusal Koordinatörlük - Bolivarcı Ordu adlı gerilla grubuyla yürütülen müzakerelerde hükümet heyetinde yer aldı. Halen İbero-Amerikan Kadın Arabulucular Ağı üyesi.