Yasını mücadeleye dönüştürdü

Kadın Haberleri —

13 Aralık 2020 Pazar - 21:00

.

.

  • “Yüreğimin bir köşesinde yas varsa, bir tarafında da direniş var” diyen Güler Tunç, Botanlı kadınların feodal, ataerkil sisteme karşı verdiği kavganın bir özeti.

ZEYNEP DURGUT
MA/ŞIRNEX

Gabar ve Cudî arasında kurulu Botan’ın Cizîr ilçesi; kötülüğün, ikiyüzlülüğün, fitne ve işbirliğin Beko, doğruluğun, iyiliğin, mücadelenin ise Mem ve Zîn şahsında vücut bulduğu, efsane ve gerçek arasında kendini yeniden bulma arayışında. Kaderciliğe, feodal ilişkilere, baskıya, adaletsiz düzene karşı sevdayla verilen mücadelenin tekerrür ettiği bu topraklarda, Zîn’in yasını da, ataerkil sisteme karşı koyuşunu da miras alan her Botanlı kadının ayrı bir hikâyesi var. Bunlardan biri de gencecik ömrüne dünyaları sığdıran Güler Tunç. 
Cizîr’de 14 Aralık 2015’te ilan edilen ve 2 Mart 2016’da kaldırılan 79 günlük sokağa çıkma yasakları sırasında bodrum katında günlerce kurtarılmayı bekleyen Orhan Tunç’un yolunu gözleyen Tunç, Zîn’in küllerinden yeni bir doğuşun adı oldu. Herkesin yasaklar sırasında dünyaya getirdiği “Bekês’in annesi” olarak tanıdığı Tunç’u ayakta tutan ise geleceğe dair taşıdığı umut. 
 
Doğururken, eşi şehit düştü

Henüz 16 yaşındayken ilk olarak feodal aile ilişkilerine karşı gösterdiği itiraz, onu yıllar içerisinde bambaşka bir mecraya taşıdı. Aslen Silopîli olan Tunç, ailesi ilk başlarda karşı çıkmasına rağmen Orhan Tunç ile evlenerek Cizîr’e yerleşti. Ancak çok sevdiği Orhan ile ancak 6 ay birlikte kalabildi. Yasak ilan edildikten sonra Silopî’ye ailesinin yanına giden Tunç, eşinin bodrumda mahsur kaldığını öğrenince yoğun bombardıman altındaki Cizîr’e ambulansla döndü. Yaşadığı travmadan dolayı erken doğum yaptığı sırada, eşi mahsur kaldığı binada yaşamını yitirdi. Telefonla son kez konuştuğu Orhan’ın sözleri ise şunlar oldu: “Biz burada mahsur kaldık, kimsesiz kaldık. Doğacak çocuğumuzun adını Bekês koy.” Ancak Tunç, Orhan’ın verdiği mücadelenin hep hatırlanması için Bekês’e “Berxwedan Orhan” diye sesleniyor. 

Yasa gömülmedi

Yaşadığı coğrafyanın gerçekliğini bilen Tunç, toplumun mahkûm edeceği geleneklere karşı kendi yolunu belirleyerek yasını mücadeleye dönüştürdü. Şimdi 20’li yaşlarda olan Tunç, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önce ilçe yönetiminde yer aldı, daha sonra HDP Cizîr Eşbaşkanlığı’na seçildi. Oğlunu her gün evde bırakarak geldiği partide, kadınların kendi hayatlarına dair söz sahibi olmaları için mücadele eden Tunç, gerçekleştirilen siyasi soykırım operasyonları kapsamında sayısız kez evi basılarak gözaltına alındı, hakkında onlarca soruşturma açıldı. 
 
Savaş denemesi

Orhan ile Nisan 2015’te evlendiklerini belirten Tunç, “Evlenmeden bir hafta önce Orhan’ın ağabeyi Mehmet Tunç cezaevinden tahliye oldu. Mehmet Tunç’un cezaevinden çıkma kutlaması ile düğünü bir arada yaptık” dedi. 
Düğünden birkaç ay sonra ilk yasağın ilan edildiğini kaydeden Tunç, “9 gün süren bu yasak, sanki Cizre’de yaşanacak bir büyük bir savaşın başlangıç denemesiydi” diye belirtti. 

Yanında cenazeyle üç saat

Doğum yaptıktan sonra resmi evrakları yanında olmadığı için bebeğinin kendisine verilmediğini ve götürüldüğü bir odada keskin nişancılar tarafından öldürülen birinin cenazesiyle 7 saat boyunca tutulduğunu söyleyen Tunç, şöyle dedi: “9 Şubat’ta beni telefonla aradı. Aradığı zaman 3’üncü bodrumdaydı. O bodrumda 40 kişinin olduğunu ve aralarında yaralıların da olduğunu söyledi. ‘Buradan çıkacağımıza inanmıyorum’ dedi.  Durumumu sordu, ben de hastanede olduğumu ve doğum yapacağımı söyledim. Dediği son şey şu oldu; ‘3 aydır buradayız direniyoruz, aç ve susuz. 3 aydır halkın yardımımıza gelmesini bekliyoruz ama kimse gelmedi. Vasiyetim bebeğimizin adının Bêkes olmasıdır.’ Ardından telefon kesildi ve bir daha Orhan’a ulaşamadım. Sonra doğum yaptım, evraklarım yanımda olmadığı için bebeği önce bana vermediler. Beni bir odaya götürdüler ve tam 7 saat boyunca 70 yaşlarında keskin nişancılar tarafından namaz kılarken öldürülen bir adamın cenazesi ile aynı odada kaldım. Orhan da doğumdan bir gün sonra katledildi. 3’üncü bodrumda kimse yakılmamıştı, hepsini silahlarla infaz etmişlerdi. İşkenceyle hepsi öldürülmüştü, Orhan’ın cenazesinin üzerine ise naylon eritmişlerdi.” 
 
Mücadele iyileştirdi

Orhan’dan sonra evde oturup kara yasa bürünmediğini kaydeden Tunç, “Çocuğumuz 5 yaşına giriyor ve bazen babasını soruyor, ama bu soruya ne cevap verebilirim ki? Elbette büyüdüğünde babasının katledildiğini öğrenecek. Yaşımdan büyük acılar gördüm. Yüreğimde, bedenimin taşıyamayacağı yaralar açtılar. Ama yaşatılanlara rağmen bir gün olsun umudumu kaybetmedim. Evde oturup boyun eğmedim. Yüreğimin bir köşesinde yas varsa, bir tarafında da Berxwedan (direniş) var. Bunca yaşanan acıdan sonra evde oturmak, gidenlerin anılarına saygısızlık ve haksızlık olurdu. Ben de HDP’de yer aldım. Orhan’ın kanlı gömleğini alıp giydim. Mücadele içinde yer almak beni bir doktorun tedavisinden çok daha çabuk iyileştirdi. Yaşadıklarımızın üzerinden 5 yıl geçti. Aslında yıllar geçtikçe devlet bu halkın yarasını daha da derinleştirdi” diye belirtti. 
 
Cizîr hiç baş eğmedi

Botan halkının ilk kez bu zulme tanıklık etmediğini söyleyen Tunç, “Bize yaşatılanların yabancısı değildik. Bu halk 90’larda köyler boşaltılırken de bu acıları yaşadı. Ama 2015-2016’lardaki vahşet, 90’ların da iki kattıydı. Cizre faşizmin kirli yüzünü gördü ama mücadelesinden de hiç vazgeçmedi. Baş eğmedi, evini ve toprağını bırakmadı. Bu günden sonra da bırakmayacaktır. Bu vahşeti hiçbir zaman unutmayacağız” dedi. 

Çocuklarımın hakkını yerde bırakmam

79 günlük yasakta, kamuoyu tarafından ‘vahşet bodrumları’ olarak bilinen binalarda 177 olmak üzere kent genelinde 288 kişi katledildi. Aralarında Cizîr Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç ile kardeşi Orhan Tunç’un da bulunduğu 177 kişinin önce ateşli silahlarla öldürüldüğü ardından da yakıldığı insan hakları örgütlerinin raporlarında yer aldı. Anne Tunç, ömrünün sonuna kadar kendilerine bu acıyı yaşatanlardan davacı olacağını belirtti.
 
‘O haberle yıkıldım’

İki oğlunun da mahsur kaldığı binalarda katledildiğini söyleyen anne Tunç, “Bodrumlarda katledilenlerin hepsi sivildi ve hiçbirinin elinde silah yoktu. Hepsini katlettiler. Aralarında yaralılar olmasına rağmen hastaneye götürmediler ve yaralıları da katlettiler. Orhan ve Mehmet’in cenazesini bulmaya çalışıyorduk. Hastaneye gidip kan örneği verdik. Verdiğimiz kanın iki cenazeyle uyuştuğunu söylediler. O haberle yıkıldım” ifadelerini kullandı. 
 
‘Hala davacıyım’

Cenazeleri almak için Riha’ya gittiklerini belirten anne Tunç, şunları aktardı: “Urfa Devlet Hastanesi morguna girdiğim gibi yakılmış cenaze kokusu aldım. Koku her yere yayılmıştı. Mehmet’imi parmaklarından tanıdım. Yanmıştı, cenaze simsiyahtı. Cenazeleri aldıktan sonra Cizre’ye dönmek için yola çıktık. Arama noktasında polis başımdaki yeşil, sarı, kırmızı tülbenti gördü ve almak istedi. ‘Her iki gözün çıksa bile çıkartmayacağım’ dedim. Oradan da cenazelerimizi defnetmeye gittik. Aradan 5 yıl geçti ve ben hala davacıyım. Çocuklarımın hakkını yerde bırakmam. Üzerimizdeki bu zulüm kalkmadan bana rahat uyku yok.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.