'Ben Kurdistan'ın çocuğuyum'

Dosya Haberleri —

Sultan Oruç (Ardem Ararat)

Sultan Oruç (Ardem Ararat)

Garzan'da şehit düşen Sultan Oruç'un (Ardem Ararat) mücadele dolu yaşamını kardeşi Şerife Oruç ile konuştuk.

  • Kurdistan coğrafyasına inanılmaz bir hayranlığı ve tutkusu vardı. ‘Ben bu hayatı bu şekilde yaşayamıyorum. Özgürlük için bir şeyler yapmalıyım. Bir yerden başlamalıyım’ derdi. Devlet baskısına karşı çok öfkeliydi. Artvin’e giderken yarı yolda inip yönünü özgür dağlara çevirmişti.
  • Gerillaya katıldıktan sonra bir mektup gönderen Ardem Ararat, “3 yıldır hayalini kurduğum yere gidiyorum. Biliyorum bu sana ve aileme çok acı gelecek. Beni anlamanızı istiyorum. Güçlü ve iradeli olmak zorundasınız. Bir halk gerçekliğimiz var. Kendimizi düşünemeyiz. Benden güç alın mücadeleyi daha çok sahiplenin" diye yazar.

BERFİN DENİZ/FRANKFURT

Bîsmîl’in Qerecuxê (Alluç) köyünde 1993 yılında dünyaya gelen Sultan Oruç (Ardem Ararat) doğduğu gün bile sadece Kürt olduğu için ırkçılıkla karşı karşıya kalan milyonlarca Kürt’ten biri. Ailesi Ardem Ararat doğduğunda ismini Berîvan koymak istiyor ancak nüfus müdürlüğündeki memur bu ismi kabul etmeyerek, kimliğe Sultan yazıyor. Fakat ailesi Ardem Ararat’a Berîvan demeye devam ediyor. Türk devletinin saldırıları sonucu Garzan’da şehit olan Ardem Ararat’ın doğduğu yıl devlet Kurdistan’da köyleri yakmaya başlıyor. Aile bu yüzden ilk olarak Bismil merkeze, daha sonrada Manisa’ya göç ediyor. Şehit Ardem’in ailesi Manisa’da mevsimlik işçiliği yaparak yaşamlarını idame ettiriyor. Ardem Ararat’ın kardeşi Şerife Oruç kız kardeşinin mücadelesini ve ailesinin yaşadıklarını gazetemize anlatırken, Ardem’in arayışlarının ve mücadelesinin çocukluk yıllarında başladığına dikkat çekiyor. Şerife Oruç, Ardem’in istediği yerde istediği gibi yaşadığını ve istediği Kurdistan topraklarında şehit düştüğünü ifade ediyor.

Şerife Oruç ve ablası Ardem

Zorlukları aşmak

Şerife, Ardem’in yaşam coşkusunu özlemle anlatıyor. Ardem’in karşısına çıkan zorluklar karşısında hiçbir zaman pes etmediğini ifade eden Şerife, “Manisa’da mevsimlik işçi olarak çalıştığımız zaman yorulurdu en arkada kalırdı. Gidip yardım etmek istediğimiz zaman, ‘Ben tek başıma yapabilirim, gerek yok’ derdi. En arkada da olsa sonuna kadar devam eder işini bitirirdi. Küçüklüğünden beri karşısına çıkan zorluklar karşısında pes etmezdi, onu aşmak için mutlaka bir yol bulurdu. İşini bitirip geldiğinde de başardığı için sevinirdi” diyor.

“Küçükken ben biraz yaramazdım. Kardeşlerimi yönlendirmeyi severdim. Ama Berîvan bu duruma hep karşı çıkardı. ‘Sen onlara söz hakkı vermiyorsun’ diye bana kızardı” diyerek başladığı sözlerine şöyle devam ediyor Şerife: “Ben ona kızardım ‘Sen dediğimi kabul etmezsen ve özür dilemezsen bende seni oyuna almam’ derdim. Ama o doğru bildiğinden asla taviz vermezdi. Haklı olduğunu düşündüğü tüm konularda asla geri mi adım atmazdı? Çocukluğundan beri kararlı bir yapısı vardı.”

Ardem’in gülmeyi çok sevdiğini söyleyen Şerife, “Astımı vardı ve çok güldüğünde krizi tutardı. Astım tüpünü alıp kullandıktan sonra gülmeye devam ederdi. Bir de ilacını saklardı bazen nerede olduğunu bulamazdık. İnanılmaz yaşam ve sevgi dolu bir kadındı. Keşke daha fazla vakit geçirsem daha fazla tanıyabilsem diyebileceğim insanlardan biriydi” diyerek kız kardeşine duyduğu özlemi paylaşıyor.

Kurdistan’a tutkuyla bağlıydı

Ardem’in arkadaşlarına çok düşkün ve fedakar olduğunu anlatan Şerife, kardeşinin insanların eksik yanlarından ziyade olumlu yanlarını görüp onu değerli kıldığını söylüyor. İlkokul ve liseyi beraber okuduklarını anlatan Şerife, şunları söylüyor: “Kurdistan’da okumak istiyordu ama Artvin Üniversitesi’ni kazanmıştı. Bu üniversiteye gitmeyeceğim diye saatlerce ağlamıştı. Gitmesi için onu ikna ettik ama hiç mutlu olmadı orada. O zaman ben Dicle Üniversitesi’nde okuyordum aynı zamanda Dicle Haber Ajansı (DİHA) Amed büroda çalışıyordum. Her fırsatta yanıma gelirdi. Kurdistan coğrafyasına inanılmaz bir hayranlığı ve tutkusu vardı.”

Aynı ajansta çalışmışız

Ardem’in arayışları hiç bitmemiş öyle ki Artvin’de muhabirlik yapmaya kadar uzanmış hikayesi. Şerife sonradan öğrendiği muhabirlik serüvenini şu sözlerle anlatıyor: “Artvin’de okuduğu sürede DİHA İstanbul büromuzda çalışan gazeteciyle iletişim kurarak muhabirlik eğitimi almış. Artvin’den haberler geçiyormuş ajansa. Faşist saldırıların yoğun yaşandığı bir şehir olduğu için kaygılıydım. Bu yüzden bundan bana hiç bahsetmemiş. Sürekli bir şeyler yapma çabası içindeydi. Ve bunu fotoğraflardan tesadüfen öğrenmiştim.”

Kobanê için stant

Ardem’in sorgulayan yapısına dikkat çeken Şerife, “Bana derdi ki, ‘Ben bu hayatı bu şekilde yaşayamıyorum. Özgürlük için bir şeyler yapmalıyım. Bir yerden başlamalıyım.’ Ablamız Manisa’da belediye seçimlerinde aday olduğunda kahvelere giderdi her yerde bildiri dağıtırdı” diyor. Şerife’nin yanında oturan kardeşi Rojda’da da dahil oluyor söyleşimize ve Artvin’de Kobanê savaşı sürecinde yaralı gerillaların tedavisi için stant açtıklarını anlatıyor. Şerife, kardeşlerinin o dönemde, el işleri ve yemek sattıklarını ve bunun sonucunda polis baskısının arttığını söylüyor. Ardem’in bu olaydan sonra Artvin’den tamamen uzaklaştığını ifade eden Şerife, “Zaten en son yanımdan ayrılırken Artvin’e gidiyorum diyerek otobüste yarı yolda inip özgür dağlara yönünü çevirmişti” diyerek kardeşini son kez gördüğünü belirtiyor.

Yeterince vakit ayıramadım

Şerife, son görüşmelerini şöyle aktarıyor: “O dönem çok yoğundum, ajansta işler fazlaydı. Ona fazla vakit ayıramadım. Gideceğini hiç hissetmedim. Bana, ‘Sen Kurdistan’da yaşanan vahşeti, acıları görüyorsun, nasıl dayanıyorsun’ diye sorarak, ‘evet yazıyorsun, çekiyorsun ama bunlar mücadele için yeterli değil’ dedi. Kobanê sürecini anlatmamı istiyordu. Biz 8 kız kardeştik evde. Son birlikte olduğumuz gece beraber yemek yedik ve otobüsün gideceği yere kadar beraber yürüdük. Yürürken bana ‘Ne olur kendine dikkat et. Annemi üzme arada aramayı unutma’ diyerek aslında benle veda konuşması yapıyormuş. Otobüse binerken bana çok derin baktı.”

Ardem’in gidişinin zorluğunu, “Mücadeleye katılması gerçekten çok büyük bir irade, ancak onu bir daha göremeyecek olmak benim için zordu. Ailenin yanına gidip anlatmaya çalıştım ama hiç birimiz için kolay olmadı” diyerek anlatıyor Şerife.

Rojda Oruç ve ablası Ardem

Hepimizi etkilerdi

Sözü alan Rojda da ablası Ardem’e olan özlemini anlatmak istiyor ve devam ediyor: “Berîvan bir ortamda ise herkes onu dinler. Dikkatleri üzerine çekerdi. Tarladan gelince hep beraber duş alırdık. Duştan sonra çayımızı çekirdeğimizi alıp dama çıkardık. Onun sohbetleri hiçbir zaman bizi sıkmazdı. O anlatırken bir gülerdik, bir ağlardık. Kimin neyi sevip sevmediğini çok iyi bilirdi hiç unutmazdı. O kadar çok yoruluyorduk ki tarlada ama yine de Berîvan bizi öyle bir güldürürdü ki yorgunluk falan kalmazdı.”

Teslimiyeti kabullenmedi

Şerife, Berîvan’ın mektubunda yazdığı gibi sevgisini büyüttüğünü söyleyerek, şehadetine ilişkin şu bilgileri paylaşıyor: “Berîvan 26 Haziran’da bir foto kapana yakalanıyor ve o bölgede yasak ilan ediliyor. 2 Temmuz’da büyük bir operasyon başlatılıyor. Redur adına bir arkadaşı yaralanıyor onun tedavisi için bir yerde kalıyorlar. Daha sonra birisi ihbar ediyor. Berîvan tek başına kalıyor. 3 gün boyunca düşmanla tek başına son kurşununa kadar direniyor. Son kurşununu ise teslim olmamak için kendisine saklamış. Otopsi raporunu alamadık. Ancak cenazeyi teslim aldıklarında ablam yıkamış onu. Vücudunda sadece karın boşluğu ve bacağında kurşun yarası varmış. Birde boğazının altında, kendisine sakladığı kurşun ile teslim olmamak için fedai eylem yapmış.”

Cenazeye işkence yaptılar

Şehit düştükten sonra cenazeye işkence yapıldığını düşündüğünü söyleyen Şerife, “Sanırım şehit düştükten sonra kolları arkadan bağlanarak sürüklenmiş. Ablamın anlattığına göre sırtında yara izleri varmış. Kolları ve kemikleri kırılmış” diye anlatıyor.

Yaşamak istediği yerde şehit oldu

Kardeşi Ardem’in yaşam dolu olduğunu ifade eden Şerife son olarak şunları söylüyor: “Hayatı dolu dolu yaşadı. Direniş ve mücadelesi ile bunu yaptı. İstediği gibi yaşadı ve böyle şehit düştü. Yaşamak istediği yerde, istediği gibi yaşadı...”

* * * 

Halkımız özgürleştikçe bizler de özgürleşebiliriz

Şehit Ardem gittikten bir kaç gün sonra Şerife’ye bir mektup ulaştırıyor. Mektupta şu cümlelere yer veriliyor: “Şerife 3 yıldır hayalini kurduğum yere gidiyorum. Biliyorum bu sana ve aileme çok acı gelecek. Beni anlamanızı istiyorum. Güçlü ve iradeli olmak zorundasınız. Bir halk gerçekliğimiz var. Kendimizi düşünemeyiz. Benden güç alın mücadeleyi daha çok sahiplenin. Sistemin size dayattığı bir hayat var, ben bunu görüyorum. Bundan kurtulun. Ben kendim için ya da sadece ailem için bu mücadeleyi seçmedim. Ailemin zayıf gördüğüm noktalarını daha da güçlendirmek için seçtim.

Gidişim size güç vermeli

Kurdistan coğrafyasında bedel vermeyen aile yok. Ama duruşlarına, iradelerine bak. Siz de böyle olun. Ailemiz bedel ödedi evet ama bir kenara çekilemez. Kurdistan’a dönün. Ben bu kararı alırken ağabeyim yine aklımdaydı. Bana verdiği emeği inkar edemem yok sayamam. Ama daha fazla bu yaşama katlanamıyorum. Savaşmam lazım. Halkımız özgürleştikçe bizler de özgürleşebiliriz. Benim gidişim size acı değil güç vermeli.

Kurdistanlı ailelerin çocuğuyum

Tek damla göz yaşı dökmeyin ağlamayın. Ben hiç bu kadar mutlu ve huzurlu olmadım. Bir tek düşündüğüm sizler oldunuz. Ama bakın her gerillanın annesi, babası, ailesi var. Artık sizlerin değil Kurdistan’ın Kurdistanlı ailelerin çocuğuyum. Benim gidişimden sakın kendini sorumlu tutma. İlk gideceğim zaman yapamadım. Ailem geldi aklıma ama şimdi yapıyorum. Aileme de söylüyorum benim gidişimin nedeni Kurdistan gerçekliği, yaşananlar, ölümlerdir. Bundan hiç kimseyi sorumlu tutmayın. Sizi çok seviyorum. Sadece sevgimi farklı ve daha güzel bir alana taşıyıp orada büyütmeye devam edeceğim.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.