Anlaşma bir başlangıç

Dosya Haberleri —

Salih Muslim

Salih Muslim

QSD ile Geçici Şam Hükümeti arasında imzalanan anlaşmanın detaylarını PYD Başkanlık Konseyi üyesi Salih Muslim ile konuştuk:

  • Bu metin hukuki değil, siyasi bir anlaşmadır, bir çerçeve anlaşmasıdır. Daha önce de benzer mutabakatlar yapıldı ve uygulanmadı. O yüzden ihtiyatlıyız. Belirleyici olan imza değil, uygulamadır. Biz bu nedenle bunu bir başlangıç olarak görüyoruz.
  • Ortada son derece tehlikeli bir plan vardı. Kürtlerle Araplar arasında bir çatışma tetiklenmek isteniyordu. Bu sürecin arka planında Paris’te yapılan görüşmeler var. Hedef Kürtlerin teslim alınmasıydı. Bu mutabakat, bu aşamada, daha büyük bir çatışmanın önüne set çekti.
  • Dört parça Kürdistan’da ve diasporada halkın ortaya koyduğu birlik, bu sürecin en büyük gücüydü. Bu baskı olmasaydı böyle bir adımın atılması da mümkün olmazdı. Rojava etrafında oluşan bu geniş birlik, Kürt siyasetinin birleşmesi açısından da yeni bir dönemin kapısını araladı.

ERKAN GÜLBAHÇE

Geçici Şam Hükümeti ile QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî arasında 30 Ocak’ta imzalanan anlaşma, Suriye sahasında yeni bir dönemin kapısını aralarken, Kürtler açısından da kritik soruları ve derin belirsizlikleri beraberinde getirdi. Uzun süredir askeri, siyasi ve diplomatik baskıların iç içe geçtiği bir süreçte ortaya çıkan bu mutabakat, yalnızca iki taraf arasında imzalanmış bir metin olmanın ötesinde bölgesel ve uluslararası dengelerin yeniden şekillendiği bir momenti işaret ediyor. Anlaşmanın içeriği, kapsamı ve geleceği konusunda kamuoyunda yoğun tartışmalar sürerken, özellikle Kürtlerin statüsü, savunma güçlerinin durumu, iç güvenlik, anadilde eğitim, anayasal güvence ve işgal altındaki bölgelerin akıbeti gibi başlıklarda ciddi soru işaretleri varlığını koruyor. Daha önce defalarca imzalanıp hayata geçirilmeyen mutabakatların yarattığı güvensizlik, bu anlaşmanın da temkinli bir yaklaşımla ele alınmasını zorunlu kılıyor.

Bu çerçevede, Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden PYD Başkanlık Konseyi üyesi Salih Muslim ile söz konusu anlaşmanın arka planını, anlamını ve muhtemel sonuçlarını konuştuk.

Geçici Şam Hükümeti ile QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî arasında imzalanan anlaşmayı genel çerçevesiyle nasıl tanımlıyorsunuz, bu anlaşma sizin açınızdan neyi ifade ediyor?

Bu metin hukuki değil, siyasi bir anlaşmadır. Daha doğru söylemek gerekirse bir çerçeve anlaşmasıdır. 10 Mart ve 1 Nisan’da varılan mutabakatların bir özeti olarak yeni bir çerçeve kuruyor. Zaten ortaya çıkış nedeni de sahadaki gerilimin tehlikeli biçimde büyümesiydi. Burada yalnızca askeri bir sürtüşmeden söz etmiyoruz. Kürtlerle Araplar arasında geniş bir toplumsal çatışma zemini yaratılmak isteniyordu ve böyle bir sürecin nerede duracağını kimse öngöremezdi. Bu adım, kanın akmasını durdurmaya dönük bir müdahaledir. Sahada kalıcı bir ateşkes zemini oluşturmak da bunun en temel hedeflerindendir. Ama bu, her şeyin bittiği anlamına gelmez. Daha önce benzer mutabakatlar yapıldı ve uygulanmadı. O yüzden ihtiyatlıyız. Metin, dış aktörlerin tutumlarında yaşanan değişim ve yoğun bir baskı iklimi içinde mümkün oldu. Uluslararası alanda da bu adımın atılması yönünde belirgin bir irade oluştu. Yine de belirleyici olan imza değil, uygulamadır. Biz bu nedenle bunu bir başlangıç olarak görüyoruz ve bu çerçevenin sahada adım adım doldurulması gerektiğini söylüyoruz.

Rojava /foto:AFP

Bu anlaşmayı önceki mutabakatlardan ayıran temel farklar nelerdir, özellikle garantörler meselesi bu anlaşmaya nasıl bir ağırlık kazandırıyor?

Bu kez en kritik fark, garantörlerin açık biçimde devreye girmiş olmasıdır. Fransa ve Amerika garantör konumunda. Bunun yanında Güney Kürdistan’daki ilgili yapılar ve yönetimler de süreçte ortaklaşmış durumda. Bu, yalnızca kağıt üzerinde bir destek değil, görüşmelere ve müzakerelere doğrudan temas eden bir ortaklaşma. Önceki mutabakatlarda bu aktörler daha çok gözlemci pozisyonundaydı. Şimdi sürecin takibinde sorumluluk üstlenen bir role doğru çekilmiş görünüyorlar. Elbette bu tek başına her şeyi garanti etmez. Sahadaki dengeler hızlı değişebilir. Ama bu mekanizma anlaşmanın uygulanması için bir takip ve baskı zemini yaratabilir. En azından verilen sözlerden kolayca sıyrılmayı zorlaştırabilir.

Peki anlaşmaya giden süreçte sahada ve diplomasi düzeyinde nasıl bir tablo vardı, sizi bu noktaya getiren koşulları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ortada son derece geniş ve tehlikeli bir plan vardı. Kürtlerle Araplar arasında bir çatışma tetiklenmek isteniyordu. Böyle bir çatışma yalnızca askeri bir kriz olmaz, toplumsal ve siyasal olarak bölgenin çok daha geniş alanlarına yayılırdı. Zaten sahada tansiyonun yükselmesi ve askeri hareketliliğin artması, bu tehlikenin ne kadar somutlaştığını gösteriyordu. Bu sürecin arka planında Paris’te yapılan görüşmeler ve orada ortaya çıkan metin var. O görüşmelerde Türkiye, İsrail ve Suriye vardı, Amerika ve bazı devletler gözlemci konumundaydı. Sonrasında bazı güçler Şam’ın Kürtlere yönelik politikalarına sessiz kaldı, bazıları dolaylı biçimde destek sundu. Hedef Kürtlerin teslim alınmasıydı. Bu mutabakat, en azından bu aşamada, daha büyük bir çatışmanın önüne set çekti.

Anlaşmanın imzalanmasının Kürtlerle Araplar arasında olası bir çatışmayı engellediği yönünde değerlendirmeler yaptınız. Sizce bu risk hala devam ediyor mu?

Risk son derece ciddiydi. Çünkü hedeflenen yalnızca askeri baskı değildi, toplumsal bir kırılma yaratmak, Kürtleri Araplarla karşı karşıya getirmekti. Böyle bir çatışma başladığında nerede duracağı belli olmaz, bölgenin tamamına yayılan derin bir kaosa dönüşebilirdi. Bu mutabakat bu anlamda bir fren işlevi gördü. Yürütülmek istenen bu planı boşa çıkardı. Ama tekrar edeyim; bu “her şey bitti” demek değildir. Bundan sonra belirleyici olan, metnin sahada uygulanıp uygulanmayacağıdır.

Anlaşmanın uygulanmasına dair 2 Şubat'tan itibaren bir takvimden söz ediliyor, sizce bu metnin sahada hayata geçmesi hangi adımlarla ve hangi hızla mümkün olacak, hangi noktalar özellikle izlenmeli?

Bugün kesin konuşmak mümkün değil. 2 Şubat'tan itibaren adım adım bir uygulama öngörülüyor. Biz de adım adım izleyeceğiz. İlk bakacağımız yer ateşkesin sahada gerçekten korunup korunmadığı olacak. Güvenlik dengelerinde ani, tek taraflı değişiklikler var mı, yerel güçlerin konumu zayıflatılıyor mu, bunlar temel göstergeler. Bu mesele bir günde kapanmaz. Uygulama ilerledikçe yeniden konuşulacak, yeniden tartışılacak. Özellikle “entegrasyon” başlığı altında atılacak adımların nasıl yürütüldüğü belirleyici olacak. Kimler eliyle, hangi yetkiyle, halkla temas kurularak mı yoksa yalnızca teknik düzeyde mi? Yerel idarenin yetkileri korunuyor mu? Bizim ihtiyatlı olmamızın nedeni de bu. Geçmişte benzer mutabakatların nasıl boşa düştüğünü gördük.

Bu anlaşmaya göre savunma güçlerinin geleceği nasıl şekilleniyor, askeri yapı açısından bir değişiklik olacak mı?

Halk savunma birliklerimiz klasik ya da bireysel anlamda Suriye ordusuna katılmayacak. Cizîrê’de üç tugay, Kobanê’de bir tugay şeklinde yeniden konumlanma öngörülüyor. Bu güçler Şam ordusuna bağlı olacak. Ama bütünlüklü bir yapı halinde varlıklarını sürdürecekler. Burada esas olan bireysel katılım değil, kurumsal bütünlüğün korunmasıdır. Yönetim Şam ordusuyla birlikte yürütülecek. Suriye ordusunda ve Savunma Bakanlığı’nda üst düzey temsilcilerimiz de yer alacak. Amaç savunma kapasitesini zayıflatmak değil, sahadaki gerçekliği gözeterek bir çerçeve içinde korumaktır.

YPJ’nin konumuna dair kamuoyuna bazı tartışmalar yansıdı. YPJ'nin geleceği nasıl ele alınıyor?

YPJ bu yapılanma içinde özel bir konuma sahip olacak. Nasıl ve hangi biçimde yer alacağı savunma güçlerimizin kendi iç değerlendirmeleriyle netleşecek. Fakat kırmızı çizgimiz açık; YPJ dağıtılmayacak, eritilmeyecek. Bu bizim için tartışmasız bir ilkedir.

Şam’a bağlı güçlerin bölgeye gelişi nasıl bir çerçevede olacak ve bu durumun halkta yaratabileceği hassasiyetler nasıl gözetilecek?

İç güvenlik tamamen asayiş tarafından sağlanacak. Şam Hükümeti iç güvenliğe doğrudan müdahil olmayacak. Entegrasyon için Şam’dan sınırlı sayıda kişi teknik bir çalışma yürütmek üzere gelecek. Ama halkla temas etmeyecekler. Güvenlik yapılarının idari olarak nasıl bağlanacağı, koordinasyonun nasıl sağlanacağı gibi başlıklarda çalışıp, iş bittiğinde bölgeden ayrılacaklar. Qamişlo ve Hesekê gibi merkezlerde yürütülecek bu süreç geçici olacak. İç güvenliği asayiş sağlayacak ve asayişi bölgenin kendi insanları yönetecek. Halkın geçmişte yaşadığı acılar ve verdiği bedeller ortadayken, sahada fiili bir dönüşüm dayatılmaması temel bir ilke olarak korunacak.

Sınır kapıları ve havalimanlarının statüsü en çok tartışılan başlıklardan biri oldu. Bu alanlarda nasıl bir yönetim modeli öngörülüyor?

Sınır kapıları ve havalimanı ortaklaşa yönetilecek. Yönetim ve idare ortak olacak. Egemenlik başlığı korunurken, fiili işleyişte yerel iradenin ve yerel kadroların rol alması esastır. Bu kapılarda çalışanların bölge halkından olması önemli. Gelirler de Şam yönetimiyle paylaşılacak. Bölgenin tamamen merkezi bir yapıya devredilmesi gibi bir yaklaşım sahada işlemez. Amaç günlük yaşamı doğrudan etkileyen bir kesintinin yaşanmamasıdır. Yetki ve sorumluluk paylaşımı, merkezi kurumlarla yerel kurumların nasıl çalışacağı uygulamayla netleşecek. Yeraltı ve yerüstü zenginlikler Şam’la ortak işletilecek, ortak paylaşılacak. Bu alanlarda çalışanların büyük bölümünün bölge halkından olması da önemlidir. Ekonomik kaynakların tamamen merkezileştirilmesi değil, yerel toplumun doğrudan yararlanması esas olmalıdır.

Eğitim ve özellikle anadilde eğitim meselesi Kürt toplumu açısından temel bir başlık. Anlaşma bu konuda nasıl bir çerçeve çiziyor?

Eğitim kurumları da dahil olmak üzere kurumların özgünlüğü kabul ediliyor. Anadilde eğitim olacak. İlkokuldan üniversiteye kadar Kürtçe eğitim verilecek. Özerk Yönetim'in bugüne kadar verdiği diplomalar resmi olarak tanınacak. Eğitim çok dilli sürecek. Kürtlerin yoğun olmadığı bölgelerde seçmeli ders imkanı olacak. Özel okullar üzerinden Kürtçe eğitim de mümkün olacak. Burada asıl mesele, anadilde eğitimin sembolik bir saat hesabına sıkıştırılmamasıdır. Bu başlık uygulama sürecinde en çok müzakere edilecek alanlardan biri olacak.

foto:AFP

Efrîn, Serêkaniyê, Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê gibi bölgelerle ilgili beklentiler çok yüksek. Bu beklenti için neler söylemek istersiniz?

Öncelikli hedef insanların evlerine dönmesidir. Bu dönüş güvenlik ve yaşam koşulları kurulmuş bir dönüş olmalı. Bu bölgelerde de asayişin varlığı ve anadilde eğitim-öğretim esastır. Serêkaniyê ve Efrîn’de işgal gerçeği sürüyor, işgal sona ermeden kalıcı dönüşten söz edilemez.

Bu mutabakatın anayasa süreciyle ilişkisi nasıl kuruluyor, anayasa sürecinde nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Şam Hükümeti geçici. Yeni anayasa sürecinde biz de yer alacağız. Maddeler anayasa içine yazılmadan kalıcı güvence olmaz. Bu nedenle anlaşma bir başlangıçtır. Mücadele bitmedi, yeni başlıyor. 26 Nisan’daki Kürtler arası konferansla kurulan komite de Şam’la müzakereleri yürütmek için çalışıyor. Merkezi yönetimde temsili güçlendirmek, bakanlıklar ve yönetim kademeleri gibi başlıkları netleştirmek de bu sürecin parçası.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bu bir ilk adım. Kanın akmasını durdurdu, tehlikeli bir planı boşa çıkardı. Ancak anayasal güvence ve yetkilerin net biçimde paylaşılması olmadan kalıcı bir barıştan söz edilemez. Buna rağmen bu adım, kapıyı aralayan önemli bir eşik oldu. Dört parça Kürdistan’da ve diasporada halkın ortaya koyduğu birlik, bu sürecin en büyük gücüydü; bu baskı olmasaydı böyle bir adımın atılması da mümkün olmazdı. Biz anlaşmaya bağlı kalacağız, karşı tarafın da aynı bağlılığı göstermesini bekliyoruz. Eğer bu mutabakat uygulanmazsa, halkımızı savunma gerçeği ortada duruyor.

M4 otoyolunun açılması gibi başlıklar da günlük yaşamı doğrudan etkileyen konulardır. Yol açıldığında Dêrik’ten Efrîn’e kadar insanlarımızın rahatlıkla gidip gelebilmesi mümkün olacak, bu da koparılmış bağların yeniden kurulması anlamına geliyor. Rojava etrafında oluşan bu geniş birlik, Kürt siyasetinin birleşmesi açısından da yeni bir dönemin kapısını araladı. Bu noktada özellikle dört parça Kürdistan’da ve diasporada yaşayan halkımıza, bu onurlu direnişte verdikleri mücadele ve gösterdikleri kararlılık için; yalnızca siyasilere değil, tüm sivil halkımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu onurlu ve direngen duruş bize güç verdi, bizi motive etti ve bu yolda kararlılıkla yürümemizi sağladı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.