Asla bitmeyecek Kürt başkaldırısına diz çökecekler

Dosya Haberleri —

29 Aralık 2020 Salı - 23:00

  • İhsan Nuri’nin 95 yıl sonra ilk kez yayımlanan bildirisinden: Arnavut ve Arap isyanlarının verdiği derslere rağmen kendi hatalarını düzeltmek istemeyen bugünün Türk siyasetçileri, asla bitmeyecek olan Kürt başkaldırıları karşısında diz çökecekler ve Kürtlerin haklarını tanıyacaklardır. Yaptıkları hatalar ile ülkeyi kendileri ile birlikte çöküşe götürmek istemiyorlarsa geç olmadan Kürtlerin haklı talepleri karşısında boyun eğecekler

SEDAT ULUGANA

İhsan Nuri, 1924’ün Eylül ayında Irak’a geçtikten birkaç ay sonra, Piran’da Şeyh Sait önderliğinde bir Kürt başkaldırısı cereyan etti. Türk devletinin yoğun dezenformasyon ve askeri saldırıları ile aylar sonra bastırılabilen Kürt başkaldırısına dair kafa karışıklığı, İhsan Nuri’nin bir bildiri kaleme almasına sebep teşkil etti. 1925’te Bağdat’ta kaleme alınan o bildiri, iki yıl sonra, yani 1927’de, Hoybûn kurulduktan sonra Fransız yönetiminin dikkatini çekebildi.
Gazetemizin dünkü nüshasında, 95 yıl sonra tarihçi Dr. Sedat Ulugana’nın Fransız arşivlerinden bulup çıkardığı bu bildirinin birinci bölümünü yayımlamıştık. Bugün bildirinin geriye kalan bölümlerini yayımlıyoruz.

II. BÖLÜM

Başkaldırı 
“Kürt Komitesi”, kendi halkının kaderini belirleme ve haklarını elde etme sorumluluğunu üstlendi; Türk devletinin bunu iyi anlaması için de Beytüşşebab isyanını örgütledi ve Türk devletinin Kürtlere vermiş olduğu sözleri yerine getirmesini istedi. Lakin bu meşru talepler karşısında devletin cevabı, kasvetli top atışları oldu. 
Kararlar almakta biraz ağır davranan Kürt halkı ise planları olgunlaşır olgunlaşmaz projelerini hayata geçirmek için ısrar ediyor ve bu yolda çocuklarını feda etmekten de çekinmiyordu. Bu başkaldırının istihbaratını alan Türkler ise başkaldırının olası etkisini azaltmak için Kürtlerin önde gelen şahsiyetlerini tutuklamaya çalıştılar. 
Şerefli görevi yerine getirmekten sorumlu olan yüce fatih Şeyh Sait Efendi, durumun ciddiyetini çabuk kavradı. Zaten nicedir Hesenan (aşireti) bölgesinde kükreyen top seslerine bir son vermek istedi. (Kürt) Direnişçiler güçlerini uluslarının ilahi kaynağından alıyorlardı. Erzurum’daki 9. Kolordu, Erzincan’daki 8. Kolordu, “Hob”, “Kurda”, Diyarbekir ve Urfa’daki 7. Kolorduya rağmen birçok yeri özgürleştirmeyi başardılar ve Siverek’e kadar gittiler.
Başkaldırı düşüncesi daha güney ve doğu bölgelerine yayılmadan Türkler buradaki aşiretlerin direnişe katılmasını önlemek için bütün imkanlarını kullandılar. Ankara hükümeti bu başkaldırının gerici ve (dinci) radikal bir isyan olduğunu yabancı kamuoyununa bildirerek Avrupa’nın bir kısmını kandırmayı başardı. Türkler böylece 100 bini aşan bir asker gücünü “Kakhs”, Trabzon, Sivas’tan çok acele bir şekilde yola çıkararak Fransız topraklarından geçen demiryoluna taşıyabildiler.
Kürtler savaşı yönetebilecek tecrübeli komutanlardan yoksundu. Kürt birlikleri tarafsız komşu ülkelere doğru yayılarak kanatlarını güvene almayı düşünmedi. Ayrıca ulaşım araçları tamamen eksikti. Disiplinli, iyi silahlanmış ve iyi eğitilmiş Türk kuvvetlerinin karşısında savaşmakta zorlanıyorlardı. Dolayısıyla sonuca ulaşmak için tek çare dağılıp pusu ve taciz yolu ile gerilla savaşı yürütmekti. Türkler ilk saldırılarda milli Kürt direniş kuvvetlerinin büyük bir kısmını esir almayı umuyordu, hatta Şeyh Sait’in dahi yakalandığını iddia ettiler. Kuşkusuz bu gerilla savaşının düzenli ordu savaşlarına benzemediğini anlamak zor olmasa gerek. Direnişi yöneten liderler bunu pek idrak edemediler.