Bilimcilik tecavüze dahi kanıt ister

Zozan SİMA yazdı —

15 Aralık 2020 Salı - 23:00

  • Devletler ve onlara bağlı kurumların katliamları, işkenceleri, saldırıları işgalleri meşrulaştırmada bilimciliği nasıl kullandıkları biliniyor. Bu zihniyet kadınlara dönük şiddet ve taciz olaylarında da yansımasını bulmaktadır.

Hakikatlerin perdelenmesinde en etkin kullanılan ideolojilerden biridir bilimcilik. Yaşadığınız, tanık olduğunuz, mağduru, ezileni olduğunuz birçok durumu ifade ettiğinizde, hesap sorduğunuzda, adalet beklediğinizde bunun kanıtlanması beklenir. Dile getirdiğiniz bilgilerin ve düşüncelerin kabul görmesi için prof, dr, doç sıfatları taşımanız, yazdıklarınızın bir üniversite ya da uluslararası kurumca onaylanmış olması gerekir. Halklar üzerindeki katliamlar, failleri belli yargısız infazlar, işkenceler, işgaller, demografik değişimlerin ‘bilimsel, uluslararası kurumlarca onaylanmış’ kanıtları yoksa yaşanmamış sayılırlar. Düşünceleriniz ve yazdıklarınız bu etiketler olmadığında esas alınmaz, referans gösterilmez. Sizi katledenler, taciz edenler aynı zamanda onların yaşandığına dair kanıtların standartlarını da belirleyenlere dönüşür. Sizi yok sayanlar, görmezden gelenler aynı zamanda sizi tanımlama ve sizin adınıza konuşma hakkını görür kendinde. Kendi adına konuşma hakkına sahip değildir ezilenler. Bilimcilik bir iktidar ideolojisi olarak bu rolü çok etkin biçimde oynar.

İdeoloji kavramı üzerinde yürütülen tartışmaların bir nedeni de burada yatar. İdeoloji hem gerçekleri perdeleyici hem de o perdeleme karşısında ret-kabul ölçülerinizi, tutumunuzu netleştirecek düşünsel netliği ifade eder. İdeolojik bakmak, kanı sahibi ve fikir sahibi olmaktır. Eğer o kanı pratikte, yaşamda doğrulanıyorsa ve toplumsal gerçeklikle bağ içerisindeyse, eleştiriye açık olursa doğru tutumlar ve yaklaşımlar geliştirmenize yol açar. İdeoloji ile sosyoloji arasındaki bağ burada anlam bulur. Özgürlük ideolojileri kendinizi iktidar ideolojilerinden korumanızı sağlayan düşünsel kalkanlar oluşturur.

Kadın özgürlük ideolojisi erkek egemenliğine karşı, emekçi-ezilen sınıfların özgürlüğü için mücadele yürütenler, sınıfsallığa karşı bu tutumların gelişmesini sağlayan rolün sahibidir. Çağımızda iktidarın işleyiş biçiminde yaşanan değişim özgürlük ideolojisine sahip olmanın önemini giderek daha fazla hissettirmektedir. Bir andan hakikati perdeleme görevi yürüten birçok iktidar ideolojisi devredeyken diğer yandan özgürlükçü ideolojilere karşıtlık, ideolojisizlik savunusu öne çıkmaktadır. İdeolojisizliği savunanlar, esasta iktidar ideolojilerinin önündeki engelleri kaldırmayı hedeflerler. Özgürlük ideolojileri olmazsa iktidar ideolojileri katliamları, saldırıları rahatlıkla meşrulaştırma imkanı bulurlar. Bilim ideoloji karşıtlığı, bilimin ideolojiden arınık olduğu söylemi altında milliyetçi, oryantalist, dinci, cinsiyetçi, liberal ideolojiler rahatlıkla dayatılabilmektedir.

Devletler ve onlara bağlı kurumların katliamları, işkenceleri, saldırıları işgalleri meşrulaştırmada bu bilimselliği nasıl kullandıkları biliniyor. Bu zihniyet kadınlara dönük şiddet ve taciz olaylarında da yansımasını bulmaktadır. Ezilen halkların katledildiklerini kanıtlamaları istendiği gibi kadınlara da saldırıya uğradıklarının bilimsel kriterlerle kanıtlaması dayatılır. Rıza göstermediği, yarar sağlamadığı, tavır koyduğunu kanıtlayamayan kadınlar tacize, tecavüze uğramamış sayılır.

Son günlerde edebiyat dünyasındaki taciz olaylarına karşı uykularınız kaçsın sloganı ile metoo hareketinden esinlenen ifşalar konusunda da benzer bir tablo çıktı ortaya. Tacizci erkekler ve onlara koltuk çıkan erkek ittifakı kadınlara neyin taciz olduğunun standartlarını belirleme hakkını gördü kendinde. Oldukça lakayt, lümpen edalarla ‘kadının beyanı esastır’ söylemini tartışmaya açtılar. Bu ifşalar tecavüz kültürünün deşifre edilmesinde bir rolün sahibidir. Kadına yönelik şiddetin kaynağında modernleşmemenin olduğunu düşünenler için de bu ifşalar teorilerini gözden geçirmeye yol açmalı. Diğer yandan kadın karşısındaki tutumun yurtseverlik, devrimcilik, sosyalistlik, solculuk, aydınlık ve insan olmanın kıstası olduğu bir kez daha ortaya konulmuş oldu.

Bu tartışmalar sonucunda egemen erkekliğin yarattığı suçluluk psikolojisiyle kadınlara saldırmak yerine sol, sosyalist, devrimci, demokrat erkeklerin egemen erkekliği sorgulamasına vesile olmalı. Çünkü egemenlik zihniyetini aşmamış erkeğin siyasal, toplumsal kimlikleri, düşünsel sanatsal ürünleri de cinsiyetçi damgalar taşır. Cinsiyetçi, bilimci iktidar ideolojilerine karşı en etkin mücadele, kadın özgürlük ideolojileri ile kadın etiğine dayalı tutum alabilmekle erkeklerin de bunun karşısında kendisini sorgulayarak erkekliği öldürmekle sosyalistik arasındaki bağı kurmasıyla gelişir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.